Kara temasıyla ön plana çıkan çizgi dizi en dikkat çekici sezonu olan beşinci sezonunda insanın içyüzünü beklenmedik bir şekilde insan olmayan kahramanıyla çözümlemeye devam ediyor.

 

BoJack Horseman 2014’te yayınlanmaya başladığından beri bir sürü güzel eleştiri aldı, ancak şovun tuhaf animasyonu ve insan hâlinin içten bir şekilde keşfini kusursuz bir biçimde harmanlamasından zevk alan sadık bir izleyici kitlesi de kazandı. Dizide bir zamanlar Horsin’ Around adlı klişe bir sitcomda ünlü olan BoJack’in deneyimlerini izliyoruz. Hollywood kültürünü yeren (şovda D harfi tabeladan çalındıktan sonra adı ‘’Hollywoo’’ olarak anılır) Bojack Horseman, aynı zamanda mutlu olmanın ne anlama geldiğini, yaptığımız seçimlerin mutluluğa ve başkalarının sağlığına olan etkilerini karışık bir bakış açısıyla ele alıyor.

Dizinin insan olmakla ilgili (ya da at, kedi yahut BoJack’in rengarenk dünyasında rastladığımız herhangi bir insanımsı hayvan olmakla ilgili) varoluşsal kaygıların derinlerine inme ısrarı, tuhaf ve sıradışı komedisi ağzına kadar muzipliklerle dolu olmasına rağmen programın özellikle üzgün bir namı olmasına yol açtı. Şüphesiz ki BoJack’ın en hatırda kalıcı ve etkili anları dizinin kederden çekinmemekte ısrar etmesinden gelmektedir. Şov boyunca genelde boş ve donuk olan, ünlülere takıntılı ve kişisel acıya karşı kayıtsız dünyada kişisel travmayı, sağlık sıkıntılarını ve akıl sağlığı kaygılarını anlamlandırmaya çalışan karakterlerle karşılaşacağız.

Ancak BoJack Horseman’in çekiciliğinin yalnızca bir çok farklı şekilde kederi incelemesinden geldiğini ileri sürmek, onu fazla basite indirgemek olur. Bunun yerine ben BoJack’in gücünün onun hesap verme zorunluluğuna ısrarından geldiğini söylerdim. Basitçe söylemek gerekirse, günümüzde BoJack kadar karakterlerini hatalarından sorumlu tutan, aynı zamanda bunu yaparken bildiğimiz ve sevdiğimiz karakterlerin hâla bir umuda, yenilenmeye ve değişmeye şansı olduğunun ihtimali olduğuna ısrar eden bir televizyon programı daha yok.

Kişisel sorumluluk, şovun ilk sezonunda BoJack’in Diane’e kendi anı yazılarını yazdırdıktan sonra nasıl hissettiğini sormasından beri vurgulanıyor:

“Sence derinlerde bir yerde ben iyi bir insan mıyım?” diye sorar Bojack.

“Olay da bu zaten,”der Diane ve şöyle devam eder; “Ben derinliklere inanmıyorum. Ben herkesin yaptıklarının direkt içini yansıttığını düşünüyorum.”

Diane’in direttiği nezaketimizi gerçek hayatta yaptıklarımızla ölçeriz fikri üçüncü sezonda da Todd’un Bojack’le yüzleşmesinde de devam ediyor; “Boktan şeyler yaptıktan sonra kötü hissetmek bunu normalleştiriyormuş gibi yapamazsın.” Sonrasında aynı diyalogda BoJack hareketlerine bahaneler bulmaya çalışırken Todd devam eder; “BoJack… Dur. Hayatında yanlış olan ne varsa hepsinin kaynağı sensin. Mesele ne alkol, ne haplar ne etrafındaki başka boktan şeyler ne de küçükken veya kariyerinde yaşadığın boktan şeyler. Sorun sensin, anladın mı? Sensin.”

Yeni sezon; erkek anti-kahramanlara yönelik toplumsal takıntımızı ve kötü şeyler yapan ünlü erkeklere olan hayranlığımız ve onları temize çıkarmak için yaptıklarımızı inceleyerek hareketlerimizi sorgulamakta daha da ileriye gidiyor. Sezon boyunca, BoJack kendi hayatından esinlenmişe benzeyen(hatta setinin tamamen kendi evini andırdığı) bir televizyon dizisinde, aynı zamanda kendi bakış açısıyla yarattığı anti-kahraman karakterinin kendi gerçek kimliğine de sızdığı bir karakteri oynamakla boğuşurken, kendisine dizide yazar olma fırsatı tanınmış Diane’i de ekrana yansıtılmasına yardım ettiği kötü davranışların izleyiciler tarafından romantikleştirilmesinden duyduğu sıkıntının içinde görüyoruz.

Birçok bakımdan yeni bölümler, Bojack’in geçmişini ve annesinin kötü davranışlarının çocukluktan kalma deneyimler ve travmalardan doğduğunu öğrendiğimiz önceki bölümlerde temelleri atılan duygusal ivme üzerine kurulmuş. Şovun Beatrice Horseman’ın anlatımını muazzam ayrıntılarla kurma ısrarı, çocuk istismarının dehşetini ve ailevi travmanın nasıl nesiller boyunca sürdüğünü görmemizi sağlarken Beatrice Horseman’in ümitsizliğinin, açık bir şekilde onun bencil ve acımasız ebeveynlik şekline yol açtığını da betimliyor. Dizi boyunca hevesli ve masum bir şekilde gemici kostümüyle çocuk BoJack’ın hem annesi hem de babası tarafından sözlü tacize uğradığını görüyoruz. Ama dizi bizi BoJack’in sadece kendisiyle ilgilenmesinin travmatik çocukluğuna bir cevap olduğunu görmeye teşvik ederken, bunun BoJack’in yaptıklarını aklamayacağı konusunda diretiyor. BoJack aslında hiçbir zaman “kötü adam” değildir ama düşünmeden yaptığı seçimler genelde etrafındakileri bayağı bir etkilemektedir.

Hesap verme zorunluluğuyla ilgili bir dizinin, manevi başarısızlığın hırpani cazibesiyle ilgili bir dizi kadar gergin olması mümkün müdür? Anti-kahraman efsanesi yıllardır prestijli televizyon programları ve tiyatro oyunlarının ana dayanak noktası olmuştur ve iyi, ağırbaşlı insanların yaşamlarıyla ilgili şovların en basit tabirle diğerleri kadar seksi olmadığı yönünde ezici bir varsayım vardır. Ancak sezon beş özünde, sadece kötü olması için yapılan kötü davranışlara olan sevgimizin artık sıkıcılaştığını gösteriyor. Belki de bu nezaketin ve merhametin zayıf, ezik olarak aşağılandığı ve “inceliğin” genelde safi yavan, ilgi çekici değil denilerek yerildiği dünyamızda bu gerçekten doğrudur. Lakin, BoJack Horseman’in en büyük gücü doğru olanı yapma çabasının aslında kendi çapında bayağı karmaşık olduğunda diretmesidir. Şovun zekice düşünülmüş animasyonu ve tuhaf mizahının (bu sezonun alt konularından birisi zamansızca bangır bangır “erotik” sözler bağırıp duran bir seks robotu içerir) her zaman gerçekten komik olmasının da faydası oluyor.

Yeni sezondaki bölümlerden birinde BoJack, gerçek hayatta nasıl asla mutlu sonun olmayacağını çünkü hikayenin ve dolayısıyla bizim hikayelerimizin sürüp gideceğini ifade eder. Aynı şekilde daha pek çok sezon sürmesini umduğum dizi de, travmayı çizgisel bir çerçeve temin ederek anlatmaktansa bize miras kalanlarla ne yapacağımızı keşfetmekle daha çok ilgileniyor. Bu, BoJack Horseman kasvetli bir şov olmanın zıttı kılıyor; dizi de hepimizin gelişmek, daha iyi olmak ve değişmek için bir potansiyelimizin olduğunu sürekli beyan ediyor.

 

Yazar: Arielle Bernstein

Çevirmen: Ata Cengiz Çakır

Kaynak: The Guardian