Sadık hayran övgülerinden Samuel Beckett ve Flann O’Brien tarafından gerçekleştirilen yoğun oturumlara, James Joyce’un Dublin destanının günü evrensel bir olaya dönüştü.

1924 Haziran ayında, James Joyce, Harriet Shaw Weaver’a 16 Haziran günü ‘’Blooms Day’’ olarak adlandırdıkları bayramı kutlayan bir grup insan bulunduğunu yazdı. Joyce, 1904’te Ulysses’in geçtiği tarihi -yazarın, karısı olacak kadın Nora Barnacle ile ilk defa çıktığı güne atfen seçtiği bir tarih- kastediyordu. 16 Haziran günü şimdi tüm dünyada romanın kutlamalarıyla anılıyor.

Ne var ki, 1924’te Joyce, Weaver’a şöyle dedi: ‘’Bana ortanca otları verdiler, boyanmış, mavi ve beyaz” ve umutsuz bir şekilde ekledi: “Kendimi bu kitabı yazdığım konusunda ikna etmek zorundayım. Eskiden bunun hakkında akıllıca konuşabilirdim.” (Joyce, “Eğer insanlara şimdi ne yazmam gerektiğini açıklamaya çalışırsam, onları sessizlik içinde donduracak bir hayretle karşılaşırım.” diyerek güncel projesi olan Finnegans Wake’den bahsederken daha da umutsuzdu.)

“James Joyce: Biyografi”nin yazarı Gordon Bowker, “Bu ‘Bloomsday’ teriminin başlangıcıydı.” dedi. Bowker, mavi ve beyaz çiçeklerin bu renklerde basılan Ulysses’in ilk nüshasının kapağına ya da Ulysses’in açıldığı denizin mavisine ya da muhtemelen romandaki “Nighttown” bölümünde Bloom’un giydiği canlı mavi Oxford takımı ve beyaz yelek kayışına bir referans olabileceğine inanıyor.

Bowker, Paris kitabevi “Shakespeare and Company” nin kurucusu ve Ulysses’in 1922’deki ilk yayımcısı Sylvia Beach’in Bloomsday’in kendi icadı olduğunu iddia ettiğini söyledi. Ama o, bu terimin ilk kullanımının Ezra Pound tarafından Ocak 1922’de bir makalede ve Valeria Larbaud tarafından Nisan 1922’de Ulysses’in bir incelemesinde gerçekleştiğini söylüyor. Buna rağmen Beach, kitap etrafındaki kutlamaları muhtemelen kitabı tanıtma aracı olarak başlattı. Bowker, 1925’te Weaver’dan Beache’e gönderilen, Beach’in “1925 Bloomsday’de çekilmiş 3 şipşak fotoğraf için teşekkür ederim” yazdığı bir mektuba dikkat çekerek, “İyi bir amerikan pazarlamacı olarak bunun iyi bir fikir olduğunu düşündü.” diyor.

1929 yılının Haziran ayında Beach, Bloomsday kutlamasının ve partneri kitapçı-yayımcı Adrienne Monnier tarafından organize edilen Ulysses’in fransızca çevirisinin yayınlanışının bir parçasıydı. Monnier, Joyce’un da Samuel Beckett, oğlu Giorgio ve diğerleriyle birlikte katıldığı Paris dışına bir otobüs yolculuğuna çıktı.

Hakiki Bloomsday tarzında, “Samuel Beckett aşırı derecede sarhoş oldu. Yol boyunca içki için otobüsü durdurmayı sürdürdüler ve Beckett’in otobüsten karmaşa çıkardığı gerekçesiyle atıldığı söyleniyor.” diyor Bowker. “Ama Beckett geziyi bırakmaya kendisi karar verdiğini söyledi.”

Joyce’un son Bloomsday’i Paris düştükten 2 gün sonra, yazarın Vichy Fransa’sında kapana kısıldığı 16 Haziran 1940’ta gerçekleşecekti. Joyce, sonraki yıl öldü ve Dublin’deki James Joyce Merkezi’nin yönetim müdürü Mark Traynor’a göre bir sonraki etkinlik usulüne uygun bir şekilde 1954’te Dublin’de gerçekleştirildi.

“Küçük bir etkinlikti ama kitabın giderek artan tanınırlığının bir yansımasıydı. Büyük bir ölçüde Dublin’deki sanatçı topluluğuyla sınırlı kalsa da, yapıtın artan önemini ve Joyce’un edebiyata olan evrensel katkısını haklı kıldı.” diyor Traynor.

Bar işletmecisi ve eleştirmen John Ryan tarafından düzenlenen 1954 Bloomsday katılımcıları yazar Patrick Kavanagh ve Flann O’Brien’ı içeriyordu. Traynor şöyle diyor: “Kuleden başlayarak ve Sandymount sahiline doğru yol alarak kitaptaki karakterler tarafından gerçekleştirilen seyahatleri tekrarlama girişiminde bulundular. Bir atları ve at arabaları vardı fakat hepsi alkolikti ve planları tüm kitabı yeniden canlandırmak olmasına rağmen, söylentilere göre, şehir merkezine ulaştıklarında vazgeçtiler ve geceyi barda geçirdiler.”

Traynor, doğaçlama olarak yapılan ürinasyon duraklamalarını ve sendelemeleri vurgulayarak olayın Youtube’daki kamera arkası görüntüleri kaotik bir durumu gösteriyor diye belirtiyor. “Biraz yarım yamalak bir teşebbüstü” diyor.

Traynor, Perşembe günü Dublin’de 8000’e yakın insanın eski çağa ait kostüm kahvaltılarından, şehir gezintileri ve partilere kadar uzanan çeşitli Bloomsday etkinliklerine katılmasını bekliyor ve 16 Haziran kutlamalarının fiili olarak 1982’de popüler olmaya başladığına inanıyor.

“Joyce resmi olarak asla yasaklanmayan bir yazar olmasına rağmen, on yıllarca ıssızlığını ve çevresel bir figür olmayı sürdürdü.” diyor. “Bunun değiştiği fikri doğumunun yüzüncü yıl dönümü olan 1982’de, Bloomsday’e denk getirmek için büyük Joyce Sempozyumu düzenlendiği zamandı. Sempozyum, tüm dünyadan insanları biraraya getirdi ve akademik bir sempozyum olmasına rağmen, şehir etrafında yürüyüşler yapmak ve insanları akademik olmayan bir şekilde birleştirmek için çaba sarf edildi.”

Traynor’a göre, Bloomsday, o zamandan itibaren gittikçe daha da büyüdü. Günümüzde 16 Haziran, Yeni Zelanda’dan Brezilya’ya kadar dünya çapında festivallere şahit oluyor.

“Joyce’un bunu zorunlu olarak teşvik ettiğini söylemezdim, ama kendini pazarlama konusunda oldukça kurnazdı bu yüzden ben de insanların kitabı bu şekilde kutlamasının onu muhtemelen tatmin edeceğini düşündüm” diyor Traynor, ve Joyce tarafından 16 Haziran 1924’te düşülmüş bir nota atfen ekliyor: “Bu tarihi hatırlayan kimse olacak mı?”

Bowker, eğer yaşasaydı, Joyce’un kutlamaları içtenlikle karşılamış olacağını da düşünüyor. “Dışarı çıkmaktan, sarhoş olmaktan ve partili kutlamalar yapmaktan hoşlanıyordu, yani bence, bunun hep birlikte yapılmasını muhtemelen onaylamamazlık etmezdi.”

 

Yazar: Alison Flood

Çevirmen: Gözde Okumuş

Kaynak: https://www.theguardian.com/books/2016/jun/16/bloomsday-a-history-of-dedication-and-heavy-drinking