Kadın öldüğünde orta yaşlıydı. Kalça kemiğine yapılan osteolojik (kemikbilimsel) bir tahlil, kadının hayattayken doğum yaptığına işaret ediyordu. Yanında, bir kemerin mevcut olması gerekirken, demir bir bıçak ve kemikten yapılma bir iğne kutusu bulunmuştu. Sağ bacağının yanında 35 santimetreden uzun bir demir mızrak başı vardı. Bedeni, üzerine ağır taşlarla bastırılmış bir şekilde defnedilmişti. Bu, bir Viking kadınının silahla beraber gömüldüğüne ilişkin kesin bir kanıt teşkil eden ilk keşifti.

Adam öldüğünde aşağı yukarı 35-40 yaşındaydı. Dizleri dışarı doğru bükülmüş ve ayak bilekleri bir tür kurbağa adam pozunda üst üste atılmıştı ki bu adamın gömüldüğünde muhtemelen ayaklarının bağlandığına işaret ediyordu. Kafası çevrilmiş biçimde yatıyordu ve muhtemelen asılarak boynu kırılmıştı. Yanında ise oldukça yıpranmış demirden bir bıçak vardı.

Kadının bir mızrak ile gömülmüş olması, kendisinin yaşadığı toplulukta büyük öneme sahip biri olduğunu gösteriyor. Böylesine yüksek bir konuma sahip birinin gömülmeden önce, görünürde asılmış ve bağlanmış olan bir adamla yan yana defnedilmesi ilginç bir durum. Arkeologlar kadının bir mızrakla gömülmüş olmasının, sık sık cüceler tarafından yapılmış mızrağı ile tasvir edilen Odin’i sembolize ettiğine ilişkin tahmin yürütmekteler. Yanındaki asılmış adam ise kadına ölümünde hizmet etmek için kurban edilmiş bir köle olabilir.

Yapılan DNA testleri sonucunda aslında kadının ve adamın anne ve oğul olduğu ortaya çıktı. Bu bulgu, yaşamlarının ayrıntılarına ve farklı ölüm şekillerine ışık tutmasa da neden beraber gömüldüklerini açıklıyor. İlgi çekici bir ihtimal ise bu mezardaki kişilerin, aslında İzlanda saga, yani, efsanelerinde mevcut bir hikayede bulunan, kendisi recm edilerek ve oğlu asılarak öldürülen büyücünün ve oğlunun türediği gerçek kişiler olabileceğidir.

13. yüzyılın ortalarında yazılmış olan Eyrbyggja Sagası bir efsaneler derlemesidir. Bu derlemenin iki bölümü Katla ve oğlu Odd’un, havalı isimler ve tuhaflıklar oldukça eğlenceli ve sürükleyici hikayesini anlatır, bu yüzden biraz uzunca da olsa özetleyeceğim. ”Çok uzun, okumadım”cılar kusura bakmasın.

Her şey bir sonbaharda bir at hırsızlığı vakasıyla başlar. Kalın Kafalı Thorbjorn’un at sürüsü, arkasında iz bırakmadan kaybolmuştur ve o da bu yüzden Odd Katlason’u, Kurnaz Gils adında, hırsızlık ve diğer suçların arkasındaki gizemleri çözmesi ile ün salmış bir kahine gönderir. Kurnaz Gils, Odd’a atların asıl otlaklarından çok da uzakta olmadığını söyler ancak kimlerin sorumlu olduğu ile ilgili isim vermez. Thorbjorn ve Odd komşularından biri olan, önceden fakir fakat yakın zamanda bir sürü yeni hizmetçi almış olan Thorarin adında suçlar.

Thorbjorn yakınlarından oluşan bir grup toplar ve Thorarin’den onun evini aramayı talep eder. Thorarin bunu reddeder ve karşılığında bir mahkemenin, evinin  yasal bir şekilde aranmasına izin vermeden önce bu iddianın ciddiyetine ilişkin karara varılmasını talep eder. 6 kişiden meydana gelen bir mahkeme toplanır ve Thorbjorn davasını ortaya koyar. Thorarin’in annesi Geirrid oğluna eğer bu durum karşısında boyun eğerse bir korkak olacağını söyler. Bunun üzerine Thorarin duruşmayı bozar ve iki taraf arasında çatışma çıkar.

İşte burada işler garipleşiyor. Kanlı kavgadan sonra, Thorarin yerde kopmuş bir el bulur ve bu elin karısı Aud’un eli olduğunu fark eder. Öfkeden kudurmuş Thorarin, Thorbjorn’un hangi adamın bu alçakça suçu işlediğini bulmak için işe koyulur. Thorbjorn’un grubuna yetişir ve Odd Katlason’un mezkur işi yapmakla övündüğünü duyar. Bunu duyan Thorarin onlara saldırır ve hemen herkesi öldürür. Ancak üç kişi kaçmayı başardı, Odd da bunlardan biridir. Ölmek bir kenara, yaralanmamıştır bile. Zira her darbe, annesi Katla’nın ona verdiği kahverengi cüppeyi teğet geçmiştir.

Arnkel’in liderliğinde Thorarin’in adamları Odd’u aramak için Katla’nın evine girdiğinde ise Katla oğlunu büyü yaparak saklar. Böylece adamlar sakince örekesinde ip eğiriyormuş gözüken bir kadınla karşılaştılar. Çekip giderlerken kadının kendilerini büyülediği ve Odd’un bir örekeye dönüştüğüne dair şüpheye düşerler.  Geri dönüp örekeyi bir masanın üstünde bulurlar. Katla o sırada dışarıda bir keçiyle oynuyordur. Adamlar evi arayıp boş ellerle oradan ayrılırlar. Bu sefer keçinin Odd olabileceğinden şüphelenirler ve tekrar geri dönüp evi ararlar ancak çöp yığının yanında yatmakta olan Katla’nın domuzu dışında hiçbir şey bulamazlar. Evet; o domuz Odd’un ta kendisidir.

Bu sefer de hayal kırıklığına uğramış olan güruh, çetin Geirrid ile karşılaşır. Geirrid, Katla’nın evine onlarla beraber dönüp Katla’nın kendisinin icabına bakma konusunda ısrar eder. Katla’nın büyüleri Thorarin’in yanındaki aptalları kandıracak kadar iyi bir olabilir fakat Geirrid kadar güçlü bir cadıya karşı hiçbir şansı yoktur. Bu sefer de Katla, Odd’u evin zemininin altında gizli bir yere gizlemiştir.

Geirrid içeri dalar ve Katla’nın kafasına fok derisinden yapılmış bir çuval geçirir ve çuvalı boynundan iple bağlar. Geirrid’in talimatı üzerine Thorarin’in adamları zeminini kırıp Odd’u bulurlar. Odd’u bağlayıp annesiyle birlikte Odd’un asılacağı Buland Tepesine götürürler. Odd son kıvranışlarında Arnkel ona böyle ölmesinin suçunun o kötü annesinde olduğunu söyler. Katla Thorbjornson’un atlarını ortadan yok ederek tüm bu kanlı karmaşayı başlatan kişi olduğunu söyler ve Arnkel’in Odd’un kendisinin oğlu olmaktan çektiğinden daha çoğunun Arnkel’in kendi babasının oğlu olması yüzünden başına gelmesini dileyerek Arnkel’i lanetler ve hemen ardından kadını recm ederek öldürürler.

Yani kısaca asılmış bir oğul ve recm edilmiş bir anne. Yani… Onun gibi bir şey… Gerdrup’taki kadın öldükten sonra ağır taşlarla sabitlenmişti, taşlanmamış veya taşların sebep olduğu herhangi başka bir biçimde ölmemişti. Benzetmeler dışında efsane ve defin arasındaki bağ şu anki mevcut bilgiye göre zayıftan da öte yok gibi. Ancak yine de bahsetmeye değecek kadar hoş bir fikir bu.

Kaynak: The History Blog

Yazar: Kolektif

Çeviren: Doğukan Barbaros

Düzenleyen: Hasan Özuğurlu