Birinci Dünya Savaşı

Birinci Dünya Savaşı

Büyük Savaş olarak da bilinen Birinci Dünya Savaşı, 1914’te Avusturya Arşidük’ü Franz Ferdinand’a yapılan suikastın ardından başladı. Öldürülmesi, Avrupa çapında 1918’e kadar süren bir savaşa dönüştü. Savaş boyunca Almanya, Avusturya-Macaristan, Bulgaristan ve Osmanlı İmparatorluğu (İtilaf Devletleri); İngiltere, Fransa, Rusya, İtalya, Romanya, Japonya ve Amerika Birleşik Devletleri’ne (İttifak Devletleri) karşı savaştı. Yeni askerî teknolojiler ve siper savaşının dehşeti nedeniyle Birinci Dünya Savaşı eşi benzeri görülmemiş düzeyde katliam ve yıkıma şahit oldu. Savaş bitene ve İtilaf Devletleri zaferlerini ilan edene kadar hem askerler hem de siviller olmak üzere 16 milyondan fazla insan öldü.

Arşidük Franz Ferdinand

Birinci Dünya Savaşı gerçek anlamda patlak vermeden önce tüm Avrupa’da, özellikle de güneydoğu Avrupa’nın sorunlu Balkan bölgesinde gerilim artıyordu. Avrupa Devletleri, Osmanlı İmparatorluğu, Rusya ve diğer ülkeleri içeren bir dizi ittifak yıllardır mevcuttu ancak Balkanlar’daki (özellikle Bosna, Sırbistan ve Hersek) siyasi istikrarsızlık bu anlaşmaları yok etmekle tehdit ediyordu.

Savaşı ateşleyen kıvılcım, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu varisi Arşidük Franz Ferdinand ve eşi Sophie’nin Saraybosna, Bosna’da Sırp milliyetçisi Gavrilo Princip tarafından 28 Haziran 1914’te vurularak öldürülmesiyle vuku buldu. Princip ve diğer milliyetçiler Avusturya-Macaristan’ın Bosna Hersek üzerindeki hükümdarlığına son vermek için mücadele ediyorlardı.

Franz Ferdinand’ın suikastı, hızla artan olaylar zincirini ateşledi: Dünya’daki diğer birçok ülke gibi Avusturya-Macaristan da saldırıdan Sırp hükümetini sorumlu tutuyor ve bu olayı Sırp milliyetçiliği sorununu kesin olarak çözmek için bir gerekçe olarak kullanmayı umuyordu.

Kaiser Wilhelm ll

Güçlü Rusya’nın Sırbistan’ı desteklemesi sebebiyle Avusturya-Macaristan, kendi liderlerinin Alman Kaiser Wilhelm ll’den Almanya’nın davalarını destekleyeceğine dair güvence alıncaya dek savaş ilan etmeyi bekletti. Avusturya-Macaristan, bir Rus müdahalesi durumunda Rusya’nın müttefiki Fransa ve kuvvetle muhtemel İngiltere’nin de dahil olacağından korkuyordu.

5 Temmuz’da Kaiser Wilhelm Avusturya-Macaristan’a savaş durumunda Almanya’nın desteğine dair sözde tam yetki ya da ‘’açık çek’’ güvencesi vererek gizlice destek sözü verdi. Avusturya-Macaristan İkili Monarşisi, daha sonra Sırbistan’a kabul edilmesi neredeyse imkânsız olup sert şartlar içeren bir ultimatom gönderdi.

Savaş başlıyor

Avusturya-Macaristan’ın savaşa hazırlandığına ikna olan Sırp hükümeti seferberlik emri verdi ve Rusya’dan yardım istedi. 28 Temmuz’da Avusturya-Macaristan Sırbistan’a savaş ilan etmesiyle Avrupa’nın büyük güçleri arasındaki belli belirsiz barış hızla çöktü. Bir hafta içerisinde Rusya, Belçika, Fransa, İngiltere ve Sırbistan; Avusturya-Macaristan ve Almanya’ya karşı sıraya girdi ve böylelikle Birinci Dünya Savaşı başladı.

Batı cephesi

Schlieffen Plan’ı (adını deha Alman Mareşal Alfred von Schlieffen’dan almıştır) olarak bilinen saldırgan bir askeri strateji doğrultusunda Almanya, Birinci Dünya Savaşında batıda tarafsız ülke Belçika üzerinden Fransa’yı işgal ederek ve doğuda Rusya’yla karşı karşıya gelerek iki cephede savaşmaya başladı.

Alman birlikleri 4 Ağustos 1914’te sınırı geçerek Belçika’ya girdi. Savaşın ilk muharebesinde, Almanlar 15 Ağustos’a kadar şehri ele geçirmek için cephaneliklerindeki en güçlü silahları (muazzam kuşatma topları) kullanarak güçlü biçimde tahkim edilmiş Liege şehrine bir saldırı düzenledi. Almanlar, Fransa’ya doğru Belçika üzerinden ilerlerken sivilleri vurarak ve halk direnişini teşvik etmekle suçladıkları Belçikalı bir rahibi idam ederek arkalarında ölüm ve yıkım bıraktılar.

l. Marne Muhaberesi

6-9 Eylül 1914 tarihleri arasında yapılan l. Marne Muharebesi’nde, Fransız ve İngiliz kuvvetleri o zamana kadar Paris’in 48 kilometre yakınında kuzeydoğu Fransa’nın derinliklerine nüfuz etmiş işgalci Alman ordusuyla karşı karşıya geldi. Müttefik birlikler Alman ilerleyişini kontrol etti ve başarılı bir karşı saldırı yaparak Almanları Aisne Nehri’nin kuzeyine geri püskürttü. Yenilgi, Almanya’nın Fransa’da hızlı bir zafer alma planlarının sonu anlamına gelmekteydi. Her iki taraf da hendekler kazdı ve Batı cephesi, üç yıldan fazla sürecek cehennem gibi bir yıpratma savaşı ortamı hâline dönüştü.

Bu seferdeki özellikle uzun ve maliyetli muharebeler Verdun’da (Şubat-Aralık 1916) ve Somme Muharebesi’nde (Temmuz-Kasım 1916) yapıldı. Sadece Verdun Muharebesi’nde Alman ve Fransız birlikleri bir milyona yakın kayıp verdi.

Birinci Dünya Savaşı kitapları ve sanatı

Batı cephesindeki savaş alanlarında dökülen kanlar ve savaş sonrası askerlerin yıllarca çektiği zorluklar, Erich Maria Remarque’nin “All Quiet on the Western Front” ve Kanadalı doktor Yarbay John McCrae’nin “In Flanders Fields” gibi sanat eserlerine ilham kaynağı olmuştur. İkinci şiirde, McCrae ölen askerlerin bakış açısından şöyle yazıyor:

“Uzattığımız ellerimizden, size vereceğimiz

Meşaleyi alın, sizin olsun, yukarıda tutun

Biz ölenlere olan inancınızı yitirirsek

Yatamayız daha, ama gelincikler açmaya devam eder…”

Flaman Hattında 1915’te yayımlanan şiir, gelinciğin bir anma sembolü olarak kullanımına ilham olmuştur.

Almanya’dan Otto Dix ve İngiliz ressamlar Wyndham Lewis, Paul Nash ve David Bomberg gibi görsel sanatçılar, siper savaşının ıstırabını yakalayarak ve savaşın yok ettiği teknoloji, şiddet ve manzara temalarını keşfederek kendi sanatlarını yaratmak için Birinci Dünya Savaşı askerleri olarak ilk elden tecrübelerini kullandılar.

Doğu cephesi

Rus kuvvetleri, savaşın Doğu cephesinde Almanlar tarafından tutulan Doğu Prusya ve Polonya bölgelerini işgal etseler de kısa süre sonra 1914 Ağustos sonlarında Tannenberg Muharebesi’nde Alman ve Avusturya kuvvetleri tarafından durduruldular.

Bu zafere rağmen Rusya’nın saldırısı, Almanya’yı iki kolordusunu Batı cephesinden Doğu cephesine göndermeye zorlamıştır ki bu da Almanların Marne Muhaberesi’nde kaybetmesine neden olmuştur. Fransa’daki şiddetli Müttefik direnişiyle birleştiğinde, Rusya’nın devasa savaş makinesinin doğuda nispeten hızlı bir şekilde harekete geçme yeteneği, Almanların Schlieffen Plan’ı adı altında elde etmeyi umduğu hızlı bir galibiyet yerine daha uzun ve daha yorucu bir çatışmayı sağladı.

Rus Devrimi

Rus ordusu 1914’ten 1916’ya kadar Batı Cephesi’nde birkaç saldırı düzenledi ama Alman hatlarını geçmekte başarısız oldu.

Savaş alanındaki yenilginin; ekonomik istikrarsızlık, yemek ve diğer ihtiyaçların kıtlığıyla birleşmesi, Rusya nüfusunun büyük kısmında özellikle de yoksulluk çeken işçiler ve köylüler arasında artan bir hoşnutsuzluğa yol açtı. Artan bu düşmanlık, Czar Nicholas ll’nin imparatorluk rejimine ve onun Almanya doğumlu, sevilmeyen eşi Alexandra’ya yönelikti.

Rusya’nın kaynayan istikrarsızlığı, Vladimir Lenin ve Bolşeviklerin öncülüğünde 1917’de Rus Devrimi’nde patlamıştır ki bu da çarlık yönetimini bitirmiştir ve Rusya’yı Savaşı’ın dışına itmiştir.

Rusya, Aralık 1917’nin başlarında İttifak güçleriyle ateşkes imzalayarak Alman birliklerini Batı cephesinde kalan müttefiklerle yüzleşmeleri için serbest bıraktı.

Amerika savaşa giriyor

Amerika Birleşik Devletleri savaşın başında, çatışmanın her iki tarafındaki Avrupa ülkeleriyle ticaret ve denizcilik faaliyetlerine devam ederken Başkan Woodrow Wilson tarafından tercih edilen tarafsızlık politikasını benimseyerek savaşa müdahil olmadı.

Ancak, Almanya’nın yolcu taşıyanlar da dahil olmak üzere tarafsız gemilere karşı kontrolsüz denizaltı saldırganlığı, tarafsızlığın sürdürülmesini zorlaştırıyordu. 1915’te Almanya, İngiliz Adaları’nı çevreleyen suları savaş bölgesi olarak ilan etti ve Alman denizaltıları, ABD gemileri de dahil olmak üzere birkaç ticari ve yolcu gemisini batırdı.

Mayıs 1915’te New York’tan Liverpool, İngiltere’ye yüzlerce Amerikan yolcuyla seyahat eden İngiliz okyanus gemisi Lusitania’nın Alman denizaltısı tarafından batırılması üzerine yapılan yaygın protesto, Amerikan kamuoyunun görüşünün Almanya’nın aleyhine dönmesine yardımcı oldu. Şubat 1917’de Kongre, ABD’yi savaşa hazır hâle getirmeyi amaçlayan 250 milyon dolarlık bir silah ödeneği faturasını kabul etti.

Almanya bir sonraki ay dört ABD ticaret gemisi daha batırdı ve 2 Nisan’da Woodrow Wilson Kongre’den önce ortaya çıktı ve Almanya’ya karşı savaş ilanı çağrısında bulundu.

Gelibolu Seferi

Birinci Dünya Savaşı’nın Avrupa’da etkili bir çıkmaza girmesiyle İtilaf Devletleri, 1914’ün sonlarında İttifak Devletleri tarafında savaşa giren Osmanlı İmparatorluğu’na karşı bir zafer kazanmaya çalıştı.

Çanakkale’ye yapılan başarısız bir saldırıdan sonra İngiltere öncülüğündeki İtilaf güçleri, Nisan 1915’te Gelibolu Yarımadası’na büyük ölçekte bir kara istilası başlattı. Bu istilanın da kasvetli bir başarısızlık olduğunu kanıtladı ve Ocak 1916’da İtilaf güçleri 250.000 zayiat verdikten sonra yarımadanın kıyılarından tam bir geri çekilme düzenledi.

Biliyor muydunuz? Daha sonra İngiliz Amiralliğinin ilk Efendisi olan genç Winston Churchill, 1916’daki başarısız Gelibolu seferinden sonra Fransa’da bir piyade taburuyla bir komisyonu kabul ederek istifa etti.

Ayrıca, İngiliz liderliğindeki kuvvetler Mısır’da ve Mezopotamya’da Osmanlı Türkleriyle savaşırken Kuzey İtalya’da Avusturya ile İtalyan birlikleri iki ulusun sınırları arasında bulunan Isonzo Nehri boyunca 12 serilik bir savaşta yüzleştiler.

Isonzo Muharebeleri

Birinci Isonzo Muharebesi, İtalya’nın Müttefikler tarafında savaşa girişinden hemen sonra 1915 baharının sonunda gerçekleşti. Caporetto Muharebesi (Ekim 1917) olarak da bilinen 12. Isonzo Muhaberesinde, Alman takviye kuvvetleri Avusturya-Macaristan’ın kesin bir zafer kazanmasına yardımcı oldu.

Caporetto’dan sonra İtalya’nın müttefikleri, daha fazla yardım sağlamak için devreye girdi. İngiliz ile Fransız kuvvetleri ve daha sonra Amerikan kuvvetleri bölgeye intikal etti ve Müttefikler İtalyan Cephesi’ni geri almaya başladı.

Denizde Birinci Dünya Savaşı

Savaş’tan önceki yıllarda, Britanya Kraliyet Donanması’nın üstünlüğüne başka hiçbir ulusun filosu tarafından karşı çıkılmamıştı ki Alman İmparatorluk iki deniz gücü arasındaki boşluğu kapatmak için önemli adımlar attı. Almanya’nın açık denizlerdeki gücü ölümcül denizaltıları tarafından destekleniyordu.

Ocak 1915’te İngilizlerin Kuzey Denizi’ndeki Alman gemilerine sürpriz bir saldırı düzenlediği Dogger Bank Savaşı’ndan sonra Alman donanması, deniz stratejisinin büyük kısmını denizaltılarına dayandırmayı tercih ederek Britanya’nın güçlü Kraliyet Donanması ile bir yıldan fazla bir süredir büyük bir savaşta karşı karşıya gelmemeyi seçti.

Savaşı’ın en büyük deniz çarpışması olan Jutland Muharebesi (Mayıs 1916) Kuzey Denizi’ndeki İngiliz deniz üstünlüğünü sağlam bıraktı ve Almanya, savaşın geri kalanı için Müttefik bir deniz ablukasını kırmak için daha fazla girişimde bulunmadı.

Birinci Dünya Savaşı uçakları

Birinci Dünya Savaşı, uçak gücünden faydalanılan ilk büyük savaştı. İngiliz Kraliyet Donanması ya da Almanya’nın denizaltıları kadar etkili olmasa da bu savaşta uçakların kullanımı, onların daha sonraki dünya çapındaki askeri çatışmalardaki önemli rolünün habercisiydi.

Savaşın başlarında havacılık nispeten yeni bir alandı; Wright kardeşler, ilk sürekli uçuşlarını 1903’te, savaştan sadece on bir yıl önce yaptılar. Uçak başlangıçta öncelikli olarak keşif görevlerinde kullanılıyordu. Birinci Marne Muharebesi boyunca, pilotlar tarafından aktarılan bilgiler İtilaf güçlerinin Alman hatlarındaki zayıf noktalardan faydalanmalarına imkân vermişti ki bu da Almanları Fransa’dan kovmalarına yardımcı olmuştur.

İlk makinalı tüfekler, ABD’de 1912 Haziran’ında uçaklara başarılı bir şekilde monte edildi ama kusurluydu, yanlış zamanlanırsa bir mermi uçağın pervanesini kolayca yok edebilirdi. Bir Fransız uçağı olan Morane-Saulnier L, bir çözüm sağladı: Pervane, mermilerin ona çarpmasını önleyecek saptırıcı takozlar ile zırhlıydı. Morane-Saulnier Type L, Fransızlar, the British Royal Flying Corps (ordunun bir kısmı), the British Royal Navy Air Service ve İmparatorluk Rus Hava Servisi tarafından kullanıldı. The British Bristol Type 22 hem keşif görevleri için hem de savaş uçağı olarak kullanılan bir başka popüler modeldi.

Hollandalı mucit Anthony Fokker, 1915’te Fransız saptırıcı sistemini geliştirdi. “Kesicisi” çarpışmaları önlemek için silahların ateşlemesini uçağın pervanesiyle senkronize etti. Fokker’ın savaş süresince en popüler uçağı tek kişilik Fokker Eindecker olsa da Almanlar için 40’tan fazla uçak türü yarattı. İtilaf güçleri, 1915’te ilk iki motorlu bombardıman uçağı olan Handley-Page HP O/400’ü piyasaya sürdü. Hava teknolojisi ilerledikçe Almanya’nın Gotha G.V.’si (ilk kez 1917’de tanıtıldı) gibi uzun menzilli ağır bombardıman uçakları Londra gibi şehirleri vurmak için kullanıldı. Hızları ve manevra kabiliyetleri, Almanya’nın önceki Zeppelin baskınlarından çok daha ölümcül olduğunu kanıtladı.

Savaşın sonunda itilaf güçleri, Almanlardan beş kat daha fazla uçak üretiyordu. 1 Nisan 1918’de İngilizler, donanmadan veya ordudan bağımsız ayrı bir askeri şube ve ilk hava kuvveti olan Kraliyet Hava Kuvvetleri’ni ya da kısaca RAF’ı kurdu.

İkinci Marne Muharebesi

Almanya, Rusya ile yapılan ateşkesin ardından Batı Cephesi’ndeki gücünü artırdığı için, Amerika’dan vaat edilen takviye gelinceye kadar İtilaf birlikleri başka bir Alman taarruzunu engellemek için mücadele ettiler.

15 Temmuz 1918’de, Alman birlikleri İkinci Marne Muharebesi’nde Fransız kuvvetlerine (85.000 Amerikan askerinin yanı sıra İngiliz Seferi Kuvvetleri’nin bir kısmı katıldı.) saldırarak savaşın son Alman taarruzunu başlattı. İtilaf bloku, Alman taarruzunu başarıyla geri püskürttü ve yalnızca üç gün sonra kendi karşı saldırılarını başlattı.

Almanya, çok büyük zayiatlar verdikten sonra, Almanya’nın en yüksek ihtimalli zafer umudu olarak düşünülen Fransa ve Belçika arasında uzanan Flanders bölgesinde daha kuzeyde planlı bir saldırıyı iptal etmek zorunda kaldı.

İkinci Marne Muharebesi savaşın gidişatını kesin bir şekilde ilerleyen aylarda Fransa ve Belçika’nın çoğunu tekrar almayı başaran İtilaf blokunun lehine çevirdi.

92. ve 93. tümenlerinin rolü

Birinci Dünya Savaşı başladığında ABD ordusunda 24. ve 25. Piyade ile 9. ve 10. Süvari’den oluşan tamamı siyah dört alay vardı. Bu dört alay da İspanyol-Amerikan Savaşı’nda ve Amerikan-Hint Savaşları’nda savaşmış, Amerika topraklarında görev yapmış, meşhur askerlerden oluşuyordu. Ancak bu savaşta denizaşırı savaşlar için konuşlandırılmadılar.

Avrupa’da ön safhalarda beyaz askerlerin yanında görev yapan siyahlar, ABD ordusu için düşünülemezdi. Bunun yerine, ilk denizaşırı ülkelere gönderilen Afro-Amerikan birlikleri, ordu ve donanmadaki küçük rollerle sınırlı olan ve denizcileri tamamen kapatan ayrı işçi taburlarında görev yaptı. Görevleri çoğunlukla gemileri boşaltma; malzemeleri tren depolarından, üslerden ve limanlardan taşıma, hendek kazma, pişirme ve bakım, dikenli telleri ve çalışmayan ekipmanları kaldırma ve askerleri gömmekti.

Savaş çabalarında, Afro-Amerikan askerlerin kotaları ve muamelesi siyah toplum ve sivil haklar organizasyonları ile karşı karşıya kalan ordu, 1917’de 92. ve 93. Tümenler olmak üzere iki siyah savaş birimi kurdu. Amerika Birleşik Devletleri’nde ayrı ve yetersiz bir şekilde eğitilen tümenler savaşta farklı şekilde ilerledi. 92’nci Tümen Eylül 1918’de Meuse-Argonne kampanyasındaki performansları nedeniyle eleştirilirken 93. Tümen daha başarılı oldu.

Azalan ordularla Fransa, Amerika’dan takviye istedi ve Amerikan Seferi Kuvvetleri Komutanı General John Pershing, 93 bölümündeki alayları gönderdi, çünkü Fransa, Senegalli Fransız sömürge ordusundan siyah askerlerle birlikte savaşma tecrübesine sahipti. Harlem Hellfighters lakaplı 93 Tümeni, 369 alayı, cephede toplam 191 gün boyunca, herhangi bir AEF alayından daha uzun süre o kadar cesurca savaştı ki, Fransa onlara kahramanlıklarından dolayı Croix de Guerre’yi verdi. 350.000’den fazla Afro-Amerikan asker, I. Dünya Savaşı’nda çeşitli kapasitelerde görev yapacaktı.

Ateşkes’e doğru

1918 sonbaharında, İttifak bloku tüm cephelerde çözülüyordu.

Gelibolu’daki Türk zaferine, daha sonra işgalci güçlerin yenilgilerine ve Osmanlı ekonomisini mahvedip topraklarını harap eden bir Arap isyanına rağmen Türkler, Ekim 1918’in sonlarında İtilaf devletleriyle bir anlaşma imzaladılar.

Toplumdaki farklı ırklar arasında artan milliyetçi hareketler nedeniyle içeriden dağılan Avusturya-Macaristan, 4 Kasım’da bir ateşkese ulaştı. Savaş alanında azalan kaynaklar, ev cephesinde hoşnutsuzluk ve müttefiklerinin teslim olmasıyla karşı karşıya kalan Almanya, 11 Kasım 1918’de savaşı sona erdiren bir ateşkes aramak zorunda kaldı.

Versay Antlaşması

1919’daki Paris Barış Konferansı’nda İtilaf bloku liderleri, gelecekte bu tür yıkıcı ölçekteki çatışmalara karşı kendisini koruyacak bir savaş sonrası dünya inşa etme isteklerini dile getirdiler.

Bazı umutlu katılımcılar, Birinci Dünya Savaşı’nı “Tüm Savaşları Bitirecek Savaş” olarak adlandırmaya bile başlamışlardı. Ancak 28 Haziran 1919’da imzalanan Versay Antlaşması bu yüce hedefe ulaşamayacaktı.

Savaş suçluluğu, ağır tazminatlar ve Milletler Cemiyeti’ne girmeyi reddeden Almanya, Cumhurbaşkanı Wilson’un Ocak 1918’deki ünlü On dört Puan konuşmasında öne sürdüğü gibi, herhangi bir barışın “zafersiz bir barış” olacağına inanarak anlaşmayı imzalamak için kandırıldığını hissetti.

Yıllar geçtikçe, Versay antlaşmasına ve onun yazarlarına karşı duyulan nefret, Almanya’da için için yanan bir küskünlüğe dönüştü ve bu, yirmi yıl sonra İkinci Dünya Savaşı’nın nedenleri arasında sayılacaktı.

Savaşın zayiatları

Savaş, 9 milyondan fazla askerin canının yitmesine neden olurken, 21 milyon kişi de yaralandı. Sivil kayıplar da 10 milyona yakındı. En çok etkilenen iki ülke, her biri 15 ila 49 yaş arasındaki erkek nüfuslarının yaklaşık yüzde 80’ini savaşa gönderen Almanya ve Fransa oldu.

Savaşı çevreleyen siyasi bozulma, dört çok eski emperyal hanedanın düşüşüne de sebep oldu: Alman İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan, Rusya ve Osmanlı.

Savaşın mirası

Milyonlarca kadın, savaşa giden ve asla geri dönmeyen erkeklerin yerini almak için işgücüne girdiğinden, savaş büyük bir toplumsal kargaşaya neden oldu. İlk küresel savaş aynı zamanda dünyanın en ölümcül küresel salgınlarından biri olan ve tahminen 20 ila 50 milyon insanı öldüren 1918 İspanyol gribi salgınının yayılmasına da sebep oldu.

Savaş aynı zamanda “ilk modern savaş” olarak da anılır. Artık askeri çatışmalarla ilişkilendirilen teknolojilerin çoğu -makineli tüfekler, tanklar, hava muharebesi ve radyo iletişimi- bu savaş sırasında devasa ölçekte tanıtıldı.

Birinci Dünya Savaşı sırasında hardal gazı ve fosgen gibi kimyasal silahların askerler ve siviller üzerindeki ciddi etkileri, halkın ve ordunun sürekli kullanımlarına karşı tutumlarını galvanize etti. 1925’te imzalanan Cenevre Sözleşmesi, savaşta kimyasal ve biyolojik ajanların kullanımını kısıtladı ve günümüzde de yürürlükte kalmaya devam ediyor.

Yazar: History.com Editörleri

Çeviren: Halil Ayelan

Düzenleyen: İsmail Çiçek

Kaynak: History

Leave a comment