Bir kadın Gotik romanı olarak Jane Eyre

Bir kadın Gotik romanı olarak Jane Eyre

Charlotte Brontë, Jane Eyre’de yeni, “dişi” bir dil yaratmak için sembolik anlamlarla bezeli gotik unsurlar kullanıyor. Brontë, bu dişi Gotik dil aracılığıyla, bir kadın isyanı hikayesinin izini sürmek ve kimlik aramak için otobiyografik biçimler kullandığı bir kadın kahraman yaratıyor. Gotik’in yeni “kadın” dili olarak kullanılması, zamanın baskın fallus merkezli dilinin bir alt üst oluşuyla birlikte sembolik unsurlar kullanarak yaratılan ‘gotik’, kadın yazarın hakkını araması anlamını taşıyor. Bu sebeple, bu yeni ‘gotik’ kadın, ayrıca 19’uncu yüzyıl Viktorya Dönemi İngiltere’sinde var olmayan ‘kadın’ kurumunu dolaylı yoldan temsil ediyor. Gotik’in romantik yönü, 19’uncu yüzyıl İngiliz kadınının Avrupa merkezli bakış açısıyla yapılan bu gerçekliği yansıtmak ve isyan etmek için kullanılıyor.

Brontë, kadın kahramanına ‘Gotik Hayal Gücü’ vererek kadın dilini zeki bir şekilde oluşturuyor.  Bir noktada Jane Eyre, ‘okuyucularına’ çocukken Gotik hayal gücünün onu nasıl etkilediğini anlatıyor. Genç Jane, okuduğu kitabın ‘resimlerle dolu’ olmasını isterdi. Jane’in hayal gücü, halinden memnun, mutlu çocuklardan farklıydı, kavrama gücü henüz olgunlaşmaya yeni başlamıştı. “Bewick’in “İngiliz Kuşlarının Tarihi” (History of British Birds) kitabında gördüğü görüntüleri kendine özgü bir şekilde yorumluyordu. Çünkü “hırsızın arkasındaki torbayı yere çivileyen “ifrit” ve “kara boynuzlu” şeyler onun için dehşet nesneleriydi. Bu “yarı anlaşılmış” ama “garip bir şekilde etkileyici” kavramlar, “Pamela” ve “Henry, Moorland Kontu” gibi Gotik romanlardan da etkilenir ve daha sonra olgunlaşan gençlik onlara çocukluğun verebileceğinin ötesinde bir canlılık ve dinçlik verir. İronik olarak, erkek yazarlar tarafından yazılan metinlerden öğrendiği Gotik hayal gücü, hikayesini anlattığı dile çevriliyor. Robert Heilman’ın (Charlotte Brontë’nin ‘Yeni’ Gotik’i) belirttiği gibi, Brontë’nin gotiği, yalnızca klasiği ihlal etmekle kalmamış aynı zamanda hem Brontë hem de Jane feminist hikayelerini Viktorya dönemi okurları için kabul edilemez olan dişi dilinde sunabildikleri bir araç görevi görmüştür.

Bunu pekiştirdikten sonra Gotik, kadın bedeni üzerindeki kısıtlamaları ve “kadınların ev içi alanlarda hapsedilmesi” korkusunu keşfetmek için, evin kapalı alanlarının görüntüleri aracılığıyla kullanılır. İronik olarak, Brontë, kadın kısıtlamalarını açıklamak için ‘çevreleme’yi kullanarak edebi metinlerde kadın bedenine yer verir. Kırmızı oda olayının birden fazla sembolik anlamı vardır; bunlardan biri, Viktorya dönemi kadınlarının evin erkek egemen alanının sınırlarına hapsolmasıdır. “Beyaz” yastıklara karşı “kızıl kumaşı”, “karlı” karşı bölmesiyle ve “kırmızı halısıyla kare oda” Viktorya dönemi kadınının ya aşırı kısıtlamaya ya da tutkuya sahip olarak, evdeki melek ya da çatı katındaki deli kadın olarak tuzağa düştüğünü öne sürer. Daha sonra Jane, Thornfield’ın “savaşları” ile sınırlı kaldığında “onu acıya sevk eden huzursuzluğu” dile getirir. Brontë’nin evinde inzivaya çekilmesi ve bir mürebbiye olarak hayatı göz önüne alındığında, Gilbert ve Gubar’ın (Cümlede Enfeksiyon) dediği şeyi, “kadın yazarın güçsüzlük duygusu”nu yazıyor ve “anlaşılmaz alanlar” işgal etmekten korkuyor.

Kapana kısılmış kadın bedeninin temsili, kadın cinselliğinin bastırılması sorununa yol açmaktadır. Bertha Mason, kadın cinselliğinin ve tutkusunun temsil edildiği Gotik semboldür. Bertha, “erkeksi güç” sergileyen ve neredeyse kocasıyla aynı boyda olan, “giysili bir sırtlan”, “kötü Alman hayaleti-vampir” olarak tanımlanıyor. Bu Gotik temsilin amacı, bir kadının sosyal olarak onaylanmış uysallık sınırları içinde hapsolmasaydı, “Mavisakal’ın Şatosunda küçük siyah kapının” ardında kilitli tutulacağını göstermektir. Elaine Showalter’ın belirttiği gibi (Charlotte Brontë: Feminine Heroine) Bertha Mason’ın saldırılarının periyodikliği, regl döngüsüyle bir bağlantı olduğunu gösteriyor. Bu, ifadesi “delilik” olarak etiketlenen kadın cinselliğini kontrol etmeye kararlı bir toplum eleştirisidir. Çünkü 19’uncu yüzyıl doktorları, reglin geçici deliliğe, kadının insanlara saldırmasına, eşyalara zarar vermesine neden olabileceğinden endişe duyuyordu tıpkı Bertha Mason’ın erkek kardeşi Richard Mason’ı ısırdığında Jane’i, bu olayı Okuyucu’ya anlatmak üzere belleğine kaydedilmesi için çağrılması gibi.

Jane ve Bertha arasındaki paralellikler, Jane’in eşitlik, aşk ve kimlik arayışındaysa tutkulu tarafını bastırması gerektiğini önermek için çizilir. Bertha “ininde” bir hayvan gibi “dört ayak üzerinde sürünüyorsa” Jane, Kırmızı Oda’da “çılgın bir kedi”, “tutkunun bir resmi” gibiydi, o zaman Jane’i öneriyordu, tıpkı Bertha’nın tutkuyu ifade ettiği için cezalandırılması gibi (Jane’in adet döngüsünden geçişine atfedilen Viktorya dönemi anlamında delilik). Yaşlı Jane bilinçli olarak genç Jane’i “deli” Bertha olarak tasvir eder ve Bertha’yı yaşlı benliğini tanımlamak için “öteki” olarak tanımlar. “Deli kedi” olmaktan, ruhani “kötü niyetli elf”e, bir “keten ipi” gibi kendini cinsellikten yoksun olarak yansıtması gerekir. Rochester, Jane’de Helen Moglen’in “Creation of a Feminist Myth” (Tüm şehvetten ve cinsellikten arındırılmış meleksi kadın) dediği şeyi görmek isteyen “Jane’in berrak gözlerini şuradaki kırmızı toplarla” karşılaştırır.

Kadın Gotik türü, Jane’in durumunda, kız kardeşleri Diana ve Mary’de, kayıp bir annenin keşfi yoluyla kimliğin restorasyonu ile karakterize edilir. Ay ve ay ışığı anaerkil yol gösterici güçler olarak kişileştirilir ve Jane’in ataerkil bir toplumda kimliğini oluşturmak için böyle bir figür bulmasının önemini vurgular. Bölünmüş kestane ağacının arasındaki yarığa, “onun” yarı bulutlu kan kırmızı diskiyle bir an için ay başkanlık eder, Jane’e “şaşkın, kasvetli bir bakış” atar ve anında kaybolur. Jane ve Rochester, Jane anaerkil bir figür bularak kimliğini geri kazanana kadar evlenemezler. Diana ve Mary, roman boyunca bu tür figürleri aradıktan sonra bulduğu anaerkil rehberleridir. Jane’i Thornfield’ı terk etmeye, Rochester’ın aşırı güçlü tedavisiyle kendisine “yabancı” olmanın ve aynı zamanda kaçmanın cazibesini “Flee Temptation”a yönlendirmeye yönlendiren, ayın “beyaz insan formu”dur. Düşmüş kadın olarak, Bayan Rochester yaşarken evlenmiş olarak görülecekti. Jane’e anne figürünü bulmasında, Rochester ile evlenmeden önce kimliğini oluşturmasında rehberlik eden anaerkil ruhtur.

Ay ışığının sembolik işlevi, Jane Eyre’deki rüyaların ve resimlerin önemini vurgular. Evlilik yoluyla “evin meleği” olarak kapana kısılmaya ilişkin bu kadın endişeleri, Jane’in feminist hırsının romanın gotik çerçevesinde nasıl gerçekleştirileceğinin habercisidir. Jane’in kendisini ve Rochester’ı ayıran bir engelin “endişeli heyecanı” ve “üzgün vicdanı”, rüyalarındaki “çocuk” aracılığıyla ifade edilir; Bessie’ye göre “kesin bir belaya işaret” olan çocuk. Jane, istikrarsız evliliklerinin getireceği sorunların farkındadır. “Nişan döneminin gerilimleri” (Gordon) rüyalar aracılığıyla dile getirilir, Jane’in bu istikrarsız evlilikten kehanetsel kaçışı da öyle. Jane’in rüyasında mehtaplı bir gecede Thornfield’ın “kasvetli harabesine” gelmesi, ataerkil otoritenin Jane’i eşit olarak kabul etmesine yol açacağının bir göstergesidir. Benzer şekilde, Jane’in üçüncü suluboya resminde, “hilal”, Latmos’un devasa başının üzerindeki bir “krallık tacı” gibi betimlenmiştir – Gytrash’ten düştüğünde, Rochester’ın körlüğü, tıpkı kendisi gibi Jane’in de onun rehberi olacağı gerçeği gibi öngörülmüştür. Rochester’ın metin boyunca ima edilen körleşme yoluyla metaforik hadım edilmesi, Jane’in kendisi için bir alan yaratmasının bir yoludur; Brontë istikrarlı bir evlilik için böyle bir alanın gerekli olduğu önerisini ileri sürer.

Bu gotik unsurlar kadın kaygılarını dile getiriyorsa, Viktorya dönemi kadınları için böyle bir sesin yokluğunu da kabul ediyorlar. Dahası, gotik müdahale, ‘hikâyenin konusunun çözümü,’ Jane’in Rochester’ı sevmeden edememesine rağmen, ekonomik bağımsızlık kazanması ve onunla birleşmek için bir aile edinmesi gerektiğini ve onun da değişmesi gerektiğini gösteriyor. Rochester’ın onu Jane’e denk olarak göstermesinin sembolik “cezası”, tamamıyla ataerkil bir dünyada Jane’in eşit olması için başka bir yolunun bulunmadığını gösterir. Jane, Rochester’ın onu alt ederek ve ona maddi değeri olan hediyeler yağdırarak kimliğini kaybetme korkusuyla evlenemeyince, Berth, evliliklerinin başarısızlığını simgeleyen duvağı kiralar, Bertha, Jane’e sırrını verdikten sonra Rochester’ı yakmaya çalışır- burada Bertha, içindeki toplumsal olarak kabul edilemez tutku tonlarını bastırmış, Helen Burns’ün aşırı kısıtlaması olmasa bile Bayan Temple’ın dengeli davranışını gerçekleştirmiş Jane’in sahip olamayacağı bir aktör işlevi görür. Jane’in rüyalarındaki çocuk, Bertha’nın ölümünün simgesi, dolayısıyla genç Jane’in tutkusunun ölümünün simgesi olarak Jane’in dizlerinden yuvarlanarak öldüğünde, gotik müdahale Jane’i Rochester’a getirir. Sembolik olarak, “mum yanar, oda ay ışığıyla dolar”, yani Jane ideal anaerkil rehberlerini bulur ve daha açık bir şekilde bir ses ona “Jane, Jane, Jane!” diye seslenir. Jane’in iradesine sahip olduğu eylemler, kendi temsili değil, harici gotik temsiller tarafından canlandırılır. Jane’in kadınları iyileştirme hırsı başarılı olmuştu, ancak yine de Rochester’a geri dönmek zorunda kaldı. Sosyal gelişme, ekonomik bağımsızlık, hatta St. John River’ın “genç bir bakire kadının Viktorya döneminin görev olarak seks kavramına karşı sıra dışı küçümsemesi” (Mago) önerisini reddetmesi bile onun için yeterli kavrayışlar değildi.

Jane’in kadın arzusunu temsil etmek için gotik bir roman yazması, toplumun böyle bir feminist temsile hazır olmamasının getirdiği tatminsizliği ima eder. Feminist niyetinden şüphe edilemez, zira “kadınların erkekler gibi hissettiğini” ve bastırılmış duygularını ifade etmek için bir yetiye ihtiyaç duydukları konusunda oldukça ısrarcı. Rochester, “sakatlanmış gücü” ve “kurumuş görüşü” ile “Thornfield bahçesindeki yıldırım çarpmış eski kestane ağacından daha iyi olmasa da Jane’e bağımlılığı yine de “bol gölge” verecektir. Evlilik ayrıca Jane’in Adele’e öğretmesini “uygunsuz” hale getirir. Bu, Jane’in feminist hırsı olan “hayat, ateş, duyguya dair parlak vizyonlarındaki” bir boşluk değildir; bu, Viktorya dönemi kadınının evlilikteki sınırlarının çok gerçekçi bir tasviridir. Jane’in feminist gündeminin sınırlaması, bunun “beyaz” İngiliz kadın için tasavvur edilmesidir. Brontë, Gilbert ve Gubar’ın (“Cümlede Enfeksiyon”) yazdığı gibi, “bir kadın yazarın kendi hikayesini arayışı”nı, ona kadın gotik aracılığıyla ifade etme aracını vererek, onu kadın hırsının dili olarak kullanarak tasvir eder. Bunu, Jane’in ne olmadığını tanımlamak için kullanılan ‘öteki’, ‘Creole’ u Bertha Mason için yapmıyor. Jane’in kontrollü tutkusunu tasvir etme amacına hizmet eden ve Viktorya toplumunda başka bir yeri olmayan Bertha Mason’ın ölmesi gerekiyor. Brontë, zihninin gözünün “hoşnutsuz” olarak adlandırılmasını öngören “parlak vizyonları” ifade etmek için gotik kullanımıyla yeni, kadın bir alan yaratır. Bunu yapmayı başarır ve aynı zamanda Viktorya İngiltere’sindeki kadınların durumunu Kadın Gotik türü aracılığıyla gerçekçi bir şekilde tasvir eder.

Yazar: Aparna Srivastava

Çeviren: Ece Yaren Arslan

Düzenleyen: Elif Rana Yılmazlar

Kaynak: Inquiries Journey

Leave a comment