Bir feminist kabusu: Kadın korkusunun en eski mitlerde yeri

Bir feminist kabusu: Kadın korkusunun en eski mitlerde yeri

1930’da Enid Blyton, Tales of Ancient Greece*’i düzenledi. Antik Yunanlıların tüyler ürpertici mitlerini göz önünde bulunduracak olursak yazarın bu çalışmasının fazlasıyla cesur olduğu anlaşılır. Fakat bu durum tabii ki yazının keyifli bir maceranın izlerini taşıyan şirin bir derleme olmasının önüne geçememiştir.

Derleme, Pandora ve Fısıldayan Kutu ile başlar:

“Yıllar yıllar önce, dünya henüz yeniyken ve yeryüzünde ızdırapla üzüntü henüz bilinmezken Epimetheus, genç ve güzel eşi Pandora’yla beraber güneşin hep parladığı ve rüzgarın hiç soğuk esmediği, dallardan ve yapraklardan yapılmış bir evde yaşardı.”

Pandora zamanının çoğunda etrafında kendisine düşkün eşi ve kahkahaları kesilmeyen arkadaşlarıyla sevimli vakitler geçirirdi. Ama her şey, birdenbire bir tanrının Pandora ve Epimetheus’a uğramasıyla ve onlara bir kutu emanet etmesiyle son buldu. Tek buyruğu şuydu: “kutuyu açmayın”.

Daha en başından Enid’in versiyonu mitin orijinal versiyonundan ayrılır: Epimetheus, Pandora’dan çok önce vardı; kimse o küçük evde yaşamadı, kimse mutlu değildi ve kimsenin kutudan -hele fısıldayan bir kutudan- haberi yoktu.

Sözlü geleneğin parçası olan ve en nihayetinde M.Ö. 7. yüzyılda kasvetli şair Hesiod tarafından kaleme alınan Pandora mitinin asıl versiyonu masumiyeti kaybedişin, ölümlü varlıklar olarak insanların çektiği zorlukların ve kadın korkusunun hikayesiydi. Çoğu Yunan miti gibi bu hikaye de inanç ve ritüelleri bütünleyen bir unsur, ilahi güçlere dayanan kutsal bir anlatıydı.

Pandora, dünyaya ayak basan ilk kadın, bir ceza olarak yaratılmıştı. O yaratılmadan önce, dünya erkeklerin egemen olduğu ve Tanrıların eşliğinde her türlü zorluk ve sıkıntıdan bihaber yaşadığı bir cennetti. Fakat Prometheus insanlığa ateş armağan ederek Zeus’a karşı gelince, yüce tanrı hem Prometheus’un kendisini, hem de tüm ölümlüleri cezalandırdı. 

Bunun sonucunda Prometheus devasa bir kartalın sürekli karaciğerini deştiği bir kayaya zincirlenmeye mahkum edilirken, yeryüzünde erkeklere ise kadınlar bahşedildi. 

“Kadın ırkının ilki” olan Pandora, dışarıdan güzel görünen fakat içinde kötülük besleyen, erkeklerin cennetine son verecek bir tuzaktı. Sarsılmaz merakıyla Pandora, dayanamayıp kendisine emanet edilen kavanozun kapağını açtı ve beraberinde insanlığın tüm sorunlarını ve üzüntülerini dışarıya saldı. Enteresan bir şekilde içeride saklı kalan tek şey umut oldu.

Enid’in çocukların okuması için kendi versiyonunda bahsetmekten kaçındığı, mitin orijinalinde geçen bu detaylar, bir feministin kabusu olabilir; fakat Antik Çağlarda bu tarz rivayetlerin sayısı oldukça fazlaydı. 

İncil’in Yaratılış kitabında (Genesis’te) ilk kadın Eve olarak geçer. Tıpkı ilk kadının hikayesini 2 farklı şekilde anlatan Hesiod’un yazılarında olduğu gibi, varyasyonlarla ve çelişkilerle Yaratılış kitabında da iki Eve (ve iki Adam) bulunur. Genesis’in 1:27 bölümünde erkek ve kadın beraber aynı zamanda yaratılırken, 2:21-23 bölümlerine göre ilk olarak Adam yaratılır, Eve ise sonrasında onun kaburgasından meydana gelir.

Bu farklı versiyonlar değişik şekillerde izah edilebilir. Bir argüman, aslında ortada bir çelişki olmadığını savunur. Bu görüşü savunanlara göre ilk versiyon, çok daha detaylı olan ikinci versiyona önsöz görevi görür. Alternatif bir argüman ise iki versiyonun tek bir kitap altında farklı çağlardan, farklı belgeleri yansıttığını savunur.

Genesis 3’te meraklı oluşları ve itaatsizlikleri nedeniyle kadınların başlarına açtıkları işlere değinilir. Farklı olarak bu sefer kavanoz yerine meyve veren bir ağaç ve konuşan bir yılanla karşılaşırız. Fakat tıpkı Pandora gibi, Eve de karşı gelmenin verdiği cezbedici hissi engelleyemez. Sonuç olarak, anlatıların birinde kavanozun kapağı açılırken, öbüründe ise yasaklı meyve yenir. İkisinde de ortak sonuç, cennetten olmaktır.

Hikayelerin ikisi de hem toplumsal hem de dinsel buyrukları dile getirdiğinden didaktik bir amaç güderler: Erkekler kutsal güçlere itaatsizlikte suç ortakları olduğundan sıkı çalışmaya mecbur tutulurken kadınlar, meraklı ve itaatsiz olmaları nedeniyle erkekler tarafından yönetilmeye mahkumdurlar.

Fakat hem Pandora hem de Eve, Adam’ın hayatındaki “öbür kadın” olarak anılan Lilith’e kıyasla sönük kalırlar. Lilith’in hikayesi, Midraş* geleneğinde eski Lilith anlatılarının karışımından oluşan Ben Sirach’ın Alfabesi’nde* yer alır. Belirsiz bir tarihte, muhtemelen M.S. 8-12 yüzyılları arasında Alfabe, Lilith’i Adam’ın asıl eşi olarak kabul eder. Kibirli ve küstah olan Lilith, Adam’la cinsel ilişkiye girmeyi reddederek aynı zamanda kontrol altına alınmayı da reddetmiş olur.

Bulunduğu konuma gözlerini açan Lilith, kaçar. Erkeklerin hakimiyetinden arınmış bir biçimde içindeki kötülüğe sarılarak, kökenlerini büyük ihtimalle açıklanamayan şüpheli çocuk ölümlerinin anlatıldığı bir mitten alan, çocuk hırsızı bir şeytana dönüşüverir. 

Cinsel başkaldırısından dolayı Lilith dehşet verici bir ilk kadın olarak yadırganır. Başkaldırarak eril otoriteyi zorlar ve hamile kalma olasılığından kaçar. Bir de üstüne, daha sonradan yıkım getiren bir kişiliğe bürünmesi, onun iyice hayatı tehdit eden bir unsur olarak bilinmesine neden olur.

Enid Blyton’un mirasının, çocuklar için çeşitli mitlerin tonunu hafifleten fakat buna rağmen esasında aynı mesajları tekrarlayan yeni kitaplarla devam ettiğini görürüz. İşte, belki de sırf bu yüzden yeni mitler anlatmanın; hatta daha iyisi, eski mitleri düzgün bir biçimde inceleyebilmek ve sorgulamayabilmek açısından sansürlemeden anlatmanın zamanı gelmiştir.

Çevirmenin notları

*Tales of Ancient Greece, Enid Blyton tarafından düzenlenen ve 1930’da yayınlanan kitap.

*Midraş, Yahudilikte kutsal metinlerin haftalık sinagog toplantılarında okunması ve dinleyicilere ders olarak verilen eşlik eden açıklamalardan oluşan külliyat.

*Ben Sirach’ın Alfabesi, Hellenistik Sirach eserinden esinlenen anonim Ortaçağ metni.

Yazar: Marguerite Johnson

Kaynak: The Conversation

Çeviren: Bliss Thurainayagam

Düzenleyen: Gizem Mutlu

Leave a comment