Yedi (1995)

  Bir David Fincher filmi stiliyle hemen kendini belli eder. Bütün filmlerinde baskın olan belli bir imzası vardır. Bu makalede, bir filmi David Fincher filmi yapan şey nedir, buna bakacağız.

Renk paleti

Filmlerinin renk paletleri çok benzerdir. Genelde siyah ve siyahı tamamlayan bir renk tonundan oluşurlar. Siyahla beraber bu renk tonu filmin konusuyla bağdaşan sembolist bir yaklaşım sergiler.

Zodiac (2007)

   Zodiac filminde, Fincher her zaman kullandığı siyahı eskimiş, soluk bir renkle birlikte kullanır. Siyah rengi, Zodiac katiliyle ilişkilendirilen karanlığı ve gizemi anlatmak için kullanılır. Katilin yüzü hiçbir zaman görünmez ve kimliği asla açığa çıkmaz, bu karakterle ilgili sürekli karanlıkta kalırız.

   Eskitilmiş ton hem filmin zaman çizelgesini hem de karakterlerin duygusal durumlarını yansıtmak için kullanılır. Filmde neyi başarmak istediği sorulduğunda Fincher şöyle cevap verir: “Gerçeklik benim için oldukça yeterli, bizim yaptığımız da bu.” Soluk renk paleti izleyicinin gerçeklik olarak kabul edebileceği özgün bir film ortamı oluşturan, filmin geçtiği zaman dilimi olan 1970’lerin de gerçekçi ve inanılabilir bir temsilini sunuyor.

   Yorgun ve eskimiş görünümlü tonlar aynı zamanda karakterin duygusal durumunu direkt olarak yansıtıyor. Karakterler, özellikle Robert Graysmith ve Dave Toschi, katili yakalamak için yıllarını bu işe adadılar. Çaresiz ve başarısız araştırmaları karakterleri ve çevrelerindeki insanları yoruyordu ve bu durum bayat ve eskimiş renk paletinde çok net görülmektedir.

Dövüş Kulübü (1999)

   Dövüş Kulübü filminde, renk paleti sıradan siyah rengi içerir. Ancak, bu filmde Fincher siyaha uyum sağlaması için mavi renkten faydalanır. Resilvering tekniği (görüntüyü kalaylamak/yeniden kaplamak) filmde kullanılır ve Fincher’a göre bu teknik “Filmi gerçekten yoğunlaştırıyor. Siyahlar oldukça zenginleşiyor ve biraz da kirli bir görünüme sahip oluyor. Bu yöntem filmin karanlık, sert ve kirli havasını artırırken, mavilerin eklenmesi daha endüstriyel ve erkeksi bir ortama zemin hazırlıyor ve aynı zamanda kavgadan dolayı oluşan çürüklerin renklerini siyah ve mavi kombinasyonuyla yakalıyor.”

Işıklandırma

   Fincher çok az ışıklandırma ve çok fazla gölge kullanımıyla ünlüdür. Işık ve gölgenin bu kombinasyonu sınırlı anlatımıyla uyum içindedir. Işıklandırmanın karanlık tarafı ve gölgeler tarafından sağlanan pelerin, kısıtlı anlatımla elde edilen sürprizi yaratmaya yardımcı olur.

Yedi (1995)

    Çoğu filmi gizem unsuru içerdiği için, bu teknik film boyunca izleyiciyi “karanlıkta” bırakma konusunda oldukça başarılıdır. Karakterlerinin yüzlerini karanlıkta gizleme eğilimi karakterlere gizem katar fakat aynı zamanda onlarla ilgili spesifik bir bilgi verir, “Gölgeleri tıpkı aydınlık kadar önemli ve prodüksiyon tasarımını da kostümler veya oyunculuğun anlatıcılığı kadar mühim görüyorum. Lamba size başka bir şey, taktıkları kravatsa bambaşka bir şey söylemelidir.”

   Fincher filmdeki her bir detayın izleyiciyle iletişim kurmanın bir fırsatı olduğunu bilir ve karakteri gölgede gizlemek karakterin psikolojisinin yönlerini ortaya çıkarabilir. Yedi isimli filminde, John Doe’nun yüzü genelde gölgeyle gizlenir, bu da karanlık ve karmaşık bir kişiliği olduğunu, John Doe’nun fikirlerinin yalnızca yozlaşmış olduğunu değil, aynı zamanda anlaşılması imkânsız bir yönde saptığını gösterir.

Kamera Teknikleri

   Karakter hareket ettikçe onu takip eden bir kamera (akışkan kamera) ile yapılan çekimler birçok farklı yönetmenin, filmlerine kendilerine has bir stille kamera öğesi eklemek için kullandığı yaygın bir taktiktir. Bu yüzden, bu yalnızca Fincher filmlerine özgü bir şey değildir. Fakat, Fincher bu tekniği yoğun şekilde kullanır ve kaydırmalı çekim arabası ile kamera koluna vurgu yapar. Bu kamera hareketini sık sık, yalnızca bir sahneyi düzgünce çekmek için hareketlilik gerekli olduğundan değil, filmlerine ekstra bir stil katmanı ve kenar eklemek için kullanılır. Fincher, ortama sınırsız erişime sahip olan, duvarlardan ve katı cisimlerden geçebilen bir akışkan izleme kamerası kullanır.

Panik Odası (2002)

   Fincher insanlar varken kameranın tamamen serbest olduğunu bilir. Panik Odası filminde, kamera başına buyruk hareket ediyormuş gibi gözükmektedir. Kamera merdivenlerden yukarı çıkar, havalandırma deliklerinin içinden ve hatta panik odasının girilemez duvarlarından içeri girer.

   Örneğin, Dövüş Kulübü’nde Fincher, Tyler Durden’ın bir pencereden dışarı baktığı ofisten kameranın düzgün bir şekilde aşağı kaydırıldığı, ardından aşağıdaki çekimi bir otoparka, bir minibüse ve sonra başka bir binaya doğru devam ettirdiği bir izleme çekimi yapar.

   Bu çekimler kameraya sahne üzerinde tam bir güç sağlar ve Fincher’ın dediğine göre, “Bunda izleyiciye ‘istediğin kadar bağır kimse seni duyamaz’ diyen bir şey olduğunu düşünüyorum. Yalnızca izleyebilirsin.” Bu teknik tüm gücü kameraya teslim ederken izleyiciye film üzerinde hiçbir kontrollerinin olmadığını, yalnızca kameranın seçtiği şeyleri izleyebileceklerini hatırlatır.

Ortak Temalar

   Ortak temaların kullanılışı David Fincher tarafından yönetilmiş her bir işte ortaya çıkan diğer bir yaygın kullanımdır.

   Filmlerinde ve film kalitesindeki dizilerinde, Fincher görünürde mükemmel varlıklı ortamlardaki yozlaşmayı keşfetmekten hoşlanır.  Kayıp Kız filminin bir röportajında, çoğu insanın çıkmazın sonunda o evde neler olup bittiğine “müstehcen bir ilgi” duyduğunu ve olanların sadece gösterilenlerden ibaret olmadığını düşündüklerini söylüyor.

Sosyal Ağ (2010)

   Kayıp Kız, Sosyal Ağ ve Kartların Evi yapımları başarılı bir dekor etrafında çevreleniyor: Kayıp Kız’daki zengin mahalle, Sosyal Ağ filmindeki Harvard Üniversitesi kampüsü ve Kartların Evi’ndeki Washington D.C. Üç ortamın hepsi başarılı ve varlıklı vatandaşlardan oluşuyor.

   Ancak, bütün bu işlerde, Fincher oralardaki yozlaşmaya odaklanıyor. Kayıp Kız’daki ayrıntılı yalanlar, Sosyal Ağ’daki sadakatsizlik ve Kartların Evi’ndeki siyasi yozlaşma, bu ideal ortamlardaki kusurlara ışık tutuyor.

   Fincher’ın aynı zamanda Kayıp Kız ve Dövüş Kulübü’nde olduğu gibi, güvenilmez anlatıcılara karşı bir zaafı varmış gibi görünüyor. İki filmde de bir anlatıcıdan faydalanılıyor. Kayıp Kız’da Amy, Dövüş Kulübü’nde ise hikâyeyi yanlış yönlendiren isimsiz bir anlatıcı var. Güvenilmez karakterlerin bu kullanımı Fincher filmlerinde bir şaşkınlık duygusunu yakalamayı sağlar ve kendisi tarafından da sıklıkla kullanılan sınırlı anlatımla bağdaşır.

Kayıp Kız (2014)

   Görünen o ki Fincher tarafından yönetilmiş bir filmde her zaman asi bir karakter bulunur. Yedi isimli filminde, Dedektif Mills tipik yünlü kumaş giyen bir dedektif değildir; kırışık, düğmeleri ilikli olmayan gömlekler ve deri ceketler giyer ve bir davayı çözmek için mümkün olabilecek her şekilde uğraşır.

   Benzer şekilde Zodiac filminde, karikatürist Robert Graysmith hiç karışmaması gereken bir davayı çözmek için işini aksatır. Bu karakter özelliği Mindhunter dizisinde de Ajan Holden Ford’u sürekli FBI protokollerine itaatsizlik ederken gördüğümüz noktada tekrarlanır. Üç durumda da karakterler normalde rollerine atanan standartları takip etmeyi ihmal ederler.

Mindhunter (2017)

   David Fincher tarafından yönetilen bir filmin onun filmi olduğu her zaman anlaşılır. Koyu renklerin akışkan kamerayla uyumlu şekilde kullanımı ortak temalarla entegrasyonu ile birleştiğinde Fincher’a spesifik bir imza oluşturuyor. Fincher geniş bir film yelpazesi yönetmeyi tercih etse de filmlerinin içinde bu detaylar her zaman bulunur ve Fincher’ın yönettiği her işe eşsiz bir damga vurmasını sağlar.

Yazar: Luna Konda

Kaynak: Medium

Çeviren: Yaren Kardelen Budun

Düzenleyen: Aslı Dobruca