Billy Wilder’ın “Çifte Tazminat”ının analizi

Billy Wilder’ın “Çifte Tazminat”ının analizi

“Görsel Zevk ve Anlatı Sineması” (Visual Pleasure and the Narrative Cinema) adlı makalesinde Laura Mulvey, sinemayı feminist ve psikoanalitik bir bakış açısını ele alarak analiz etmenin ve anlamanın yollarını açıkladı. Buna çok benzer bir yaklaşım daha önce Hitchcock’un Vertigo’su üzerinde olan incelemesinde Molly Haskell tarafından ele alınmıştı. Laura Mulvey tarafından açıklanan yüksek derecede Freudyen yaklaşım, her film veya türle tam olarak ilgili veya muhakkak değildir fakat hem Laura Mulvey’in hem de Molly Haskell’in değindiği bazı noktaları belirgin bir şekilde anlatan Billy Wilder’ın Çifte Tazminat’ını anlamak için oldukça yardımcıdır.

Varlıklı yaşlı bir adamın memnuniyetsiz eşi Phyllis Dietrichson’ın, hem filmin görüntüleri hem de diğer karakterlerle olan ilişki durumu açısından Çifte Tazminat filminde cinsel olarak objeleştirildiği su götürmez bir gerçektir. Kocasının önceki evliliğinden olan kızı Lola’dan birkaç yaş büyük olup güzel ve çekici bir kadındır. Kocasına karşı duygusal bir yakınlığı olmadığı özellikle de kocasının sigorta parasını alma umuduyla onun cinayetini planlamaya başlamasıyla kesinliğe kavuşmuştur.

Ayrıca adamın onunla evlenme sebebinin sadece kadının görünüşüne olan yüzeysel bir çekimden biraz daha fazlası olduğu da oldukça açıktır. Kadının konuyla ilgili şikayetlerinden ve adamın sürekli olarak kızının mutluluğunu eşininkinin önüne koymasından anlaşılacağı üzere kadına bir insan olarak neredeyse hiç saygısı yoktur. Bu düşünce yapısı adamın hayatını Lola’nın üzerine sigortalatma kararıyla daha da kesin bir hale gelir. Adamın ölmesi durumunda Lola her şeyi alacak, Phyllis ise beş parasız kalacaktır.

Double Indemnity

Asıl üzücü gerçek ise kocasının öldükten sonra Phyllis’e ne olacağını biraz bile olsun umursamamasıdır. Lola onun kendi kanından canından olan ailesidir ve onun iyi olacağından emin olmak ister. Fakat Phyllis insan bile değildir. O güzel bir oyuncak, pahalı bir varlık, bakılacak ve gösteriş yapılacak yürüyen bir sanat eseridir fakat kesinlikle kendi hayatı hakkında yetkili değildir. Dietrichson onunla eğlenmek için orada olmadığında kadın da yok olabilir. Öldümünden sonra kadının geçimini sağlama ihtiyacı hissetmiyor.

Filmde çoğu zaman (fiziksel olarak) gözükmese bile, kadının kendi sözlerinden ve ailedeki konumunun analizinden adamın yeni karısını nasıl gördüğünü anlayabiliriz. Kadının fiziksel çekiciliğine olan beğenisi, Mulvey’in “fetişçi skopofili” ve röntgencilik olarak tanımladığı şeylerin arasında bir sınırda olduğu görülüyor. Bu güzel objenin ilk eşini öldürdüğü gerçeğine işaret eden tüm bariz kanıtları kabul etmekten acizdir. Kadın güzel ve çekici olduğu için hükmen suçsuzdur.

Daha karanlık bir seviyede kadın kesinlikle adamın hasta ve yaşlı karısından daha çekicidir ve bu yüzden de iyi bir yedektir. Aynı zamanda kadını tanrısallık seviyesine yükseltmez. Kadın hala adamın hükmetmek istediği, üzerinde bir güç oluşturabileceği bir objedir. Bu yüzden kadın her zaman ona bakması için adamın yanında olacaktır.

Beklenildiği üzere adam, kadını bu şekilde gören tek erkek karakter değildir. İlk karşılaşmalarını anlatırken filmin ana erkek rolü ve anlatıcısı olan Walter Neff, Phyllis’in hem erkek karakterler hem de izleyiciler tarafından nasıl algılandığını dakikasında kelimelere döker. Kamerayla birlikte gözleri kadının kıvrımlı vücuduna, bedenini saran kıyafetlerine ve baştan çıkarıcı halhalına döner. Kamera adamın şehvet dolu bakışlarını takip ederek söz konusu halhalı yakından çeker.

Mulvey, Phyllis’in bir “ikon” haline geldiğini düşünür. Onun vücudu, Walter ve seyirciler tarafından ayrı ayrı gözlemlensin ve keyfi çıkarılsın diye tıpkı bir kalıp çikolata gibi parçalara ayrılmıştır. Burada yine ona tamamen insan olma onuru verilmemiştir. Walter hemen kadını baştan aşağı süzer, kötü durumda olduğundan dolayı ona acıdığı ve onun kıvrak zekasına veya cesaretine hayran olduğu için değil, ona karşı saf bir şehvet duygusu taşıdığından dolayı.

Peki ya Phyllis’in kendisi? Gerçekten de bir obje veya bir insan mı? Ne ölçüde filmdeki erkek karakterleri itibarsızlaştırmak istiyor? Walter ile olan anlaşmasında her zaman soğukkanlı ve aklı başındaydı. Vicdanı ve şüphesi yoktu. Hatta hırs ve hayal kırıklığından başka neredeyse hiçbir şey hissetmiyordu. Üstelik ona âşık olduğu hakkındaki son itirafı, bir insanlık parıltısından çok kendi hayatını kurtarmak için bir çaba olarak yorumlanabilir. Büyük olasılıkla Walter bu itiraftan etkilenip silahını indirseydi Phyllis hala ona saldırıp onu öldürebilirdi. Neticede Walter’ı birkaç dakika sonra vurdu. Silahı olan kişinin Walter olması dışında ne gerçekten değişti? Asla bilemeyeceğiz.

Fakat bildiğimiz şey Phyllis’in bu hikâyede mazlum bir kurban olduğudur. Kendi iradesine karşı somutlaştırılmamıştır. Asıl gücün erkeklerin elinde olduğu toplumun sınırlandırmalarını ve ayrıca çalışmak için kendi silahları olduğunu kabul eder. Kendi seksiliğinin ve bunun şıpsevdi erkekler üzerindeki etkisinin farkındadır. Kendisini, vücut kıvrımlarını belli edecek şekilde giyinmesinden, saç şeklinden ve ayaklarını ortaya çıkaracak şekilde takı takmasından anlaşıldığı üzere kasıtlı olarak objeleştirip fetişleştirir.

Güçlü bir erkeğin şehvet duygusunun kendisine istediği her şeyi aldırabileceğini bildiğinden dolayı kendisini erkeklerin hayallerini süsleyen biri haline getirdi. Bir açıdan Molly Haskell’in teslim olan bir kadın olarak “aldatılmış ve küstah bir adamın arzusunun canlı bir kadını hayale dönüştürmek istemesi” diye tanımladığı Vertigo’nun Judy’sini hatırlatıyordu. Sadece Phyllis’in durumunda kendini, arzularını elde etmek için bir hayale döndürüyordu. Zengin bir kocayı ağına düşürmek ve suçunu saklamak için çekiciliğini kullanır. Ayrıca bunu adamı başından savıp bir servetin başına konmak için yapar.

Soğukluğu ve öz farkındalığı onun gücüdür. Korkmuş ve güvenilmez bir adam tarafından baskı görmüş bir köle veya kurban değildir. Başkalarının güçlerini çalmak için başkalarını “itibarsızlaştırmaya” ihtiyacı yoktur. Erkekleri kıskanmaz. Kendi gücü çok daha iyi olduğundan dolayı erkeklerin gücünü çalmayı istemez. Zayıf ve korkmuş Lola, Phyllis’in tamamen zıddıdır. Tatlı fakat mütevazıdır. Asla cinsel açıdan çekici olarak lanse edilmemiştir. Babasından kaba sevgilisine kadar hayatındaki hiçbir erkeğin üzerinde kontrolü yoktu.

Fakat bir şekilde o da objeleştirilmiştir. Tehlikenin ortasında tatlı masum bir çiçektir. Ahlaki sinir ve muhteşem bir acı dışında hissedeceği herhangi bir duygu onu şeytani birine dönüştürür. Zayıflığı onun en iyi meziyetidir. Acizliği onun iyi biri olduğunu ve mutluluğu hak ettiğini garantileyen unsurudur.

Burada Mulvey’in sinemadaki kadınlar hakkında görüşleri tekrar gün yüzüne çıkıyor. Bir kadın sadece zararsız, korkutucu değil ve savunmasızsa hayatta kalabilir. Walter, Phyllis’in onu kocasını öldürmek için kullandığını izlerken kadının oyununda sadece bir piyon olduğunun farkına varır. Bu yüzden tutkusu bir anda korkuya döner. Kontrolün kendisinde olduğunu düşündüğünde en derine batmaya hazırdı. Suçun kendi fikri olduğunu ve bu fikri mümkün kılan şeyin planı harika bir şekilde uygulaması olduğunu düşünürdü. Arzuladığı kadına sahip olmak için savaşan baskın erkek karakterdi ve kadın, sadece adam galip olduğu için ona ait olabilirdi. Kadının onu kullandığını fark ettiğinde ve kadın kendi özgürlüğünü onunla paylaşmak için kazanmadığında tek bir çözüm olduğunu biliyordu. O da kadının ölmesi gerektiğiydi.

Filmin sonunda Walter ile özdeşleşmemiz gerekiyor. Anlatıcı olarak hikâyeyi ve tonunu o kontrol ediyor. Kendisini kandırılmış bir kurban konumunda gösteriyor. Phyllis ne kadar katilse o da o kadar katildir. Suçunu kendi isteğiyle itiraf etti çünkü tıpkı Phyllis gibi bunun ona istediği bir şeyi vereceğini düşündü. Buna rağmen Walter duygusal bir veda sahnesi alıp keder içindeki ruhunu seyircilere açıklama fırsatı bulurken Phyllis karanlıkta tek başınayken vurulur ve halıda ölü olarak bırakılır. Walter bir suçludur ve film de aksini söylemez. Kaçış planında başarısız olur ve yakın zamanda yaptıklarının sonuçlarıyla yüzleşecektir. Fakat seyircinin bunu tehlikeli şeytani bir gücün yıkımı olarak değil de trajik bir ruhsal çöküş olarak görmesi gerekir. Filmin sonunda Phyllis’in en ağır suçu işlediği cinayet değil, bir adamı yenebileceğine ve kendisine boyun eğeceğine olan kibirli varsayımıdır.

Yazar: Katherine Blakeney

Çeviren: Zeynep Çapuryüz

Düzenleyen: Mustafa Erkaya

Kaynak: http://www.inquiriesjournal.com/articles/88/an-analysis-of-billy-wilders-double-indemnity

Leave a comment