Mesleğimiz farkındalık yaratma konusunda daima çok önemli olmuştur. Ancak bu tek başına, petrol ve doğal gaz lobicilerinin gücü karşısında başarılı olamayacak

Bilim insanları olarak sözünü etmediğimiz bir varsayım altında çalışmaya eğilimliyiz; işimiz dünyaya gerçekçi bilgiler sağlamaktır, eğer bunu yaparsak liderlerimiz bu bilgileri akıllıca kararlar vermek için kullanacaklardır. Peki ya bu varsayım yanlışsa? Onlarca yıldır bizim gibi çevreci bilim insanları türlerin ve ekosistemlerin yok olduğunu ve bu kayıpların insanlık üzerinde yıkıcı etkileri olacağını dünyaya söylüyorlar. Aynı zamanda iklim üzerine çalışan bilim insanları fosil yakıtların yanmaya devam etmesinin ve ormanlar, turbalar gibi doğal karbon yutaklarının tahribinin feci bir küresel ısınmaya yol açacağını belirttiler.

Kolektif bir şekilde, bilirkişi kontrolünden geçmiş on binlerce makale yazdık ve bulgularımızı hem politikacılarla hem de halkla paylaştık. Ve görünüşe göre oldukça iyi bir iş çıkarmış gibiyiz; sonuçta hepimiz çevresel ve iklimsel problemleri biliyoruz, değil mi? 

Ancak yeterince bilgilendirilmiş olsak da rotayı tam olarak değiştiremedik. Biyoçeşitlilik kaybı önümüzdeki yıllarda bir milyon türün tükenme tehlikesiyle karşı karşıya kalabileceği kadar hızlanıyor ve biz halen karbonu hiç olmadığı kadar hızlı bir şekilde atmosfere pompalamaya devam ediyoruz. 1990’dan beri atmosfere tamamen bilinçli bir şekilde sorundan bihaber olduğumuz dönemden çok daha fazla sera gazı saldık. Görünen o ki bilgi tek başına çok ihtiyaç duyduğumuz radikal küresel değişimleri tetiklemiyor.

Bu durum bizi hem aktivizmi benimsemeye hem de Soy Tükenmesine İsyan üyeleri olarak sokağa ve şiddet içermeyen sivil itaatsizliğe itti. Bazı yasalara uymayı reddetmenin uzun ve şanlı bir tarihi var: seçme hakları için mücadele eden kadınlardan, Rosa Parks ve Gandhi’ye 20. yüzyılın en büyük kahramanlarının çoğu, haklarını kazanmak için şiddet içermeyen sivil itaatsizliği seçtiler.

Sivil itaatsizlik bugün yeniden yükselişte. Ve işe de yarıyor. Nisan ayında Londra’da dört tesisin kapanmasını sağlayan protestolar, iklim problemini siyasi gündemde ve halkın bilincinde hızla ön plana çıkardı. Çevre konusu şu anda İngiliz seçmen için ekonomi, suç ve göçten sonra en göz önüne alınan konu; İngiltere parlamentosu ve ülke yerel konseylerinin yarısı iklimsel bir acil durum ilan etti ve sıfır karbon hedefi yasaya alındı. Bunun peşinden nasıl politika değişiklikleri geleceğini bilmiyoruz ancak bu yine de teşvik edici bir başlangıç.

Bunun yanında Greta Thunberg’den ilhamla düzenlenen okul grevleri ve dünya çapındaki kardeş ayaklanmalarımız söz konusu. Bu tam da beklediğimiz şey. Yine de bilimsel topluluk içindeki tepki ilginç bir şekilde susturuldu. Çevreci meslektaşlarımız (sanıyoruz ki iklim bilimciler de bu gruba dahil) çevresel sorunların halkın bilincinde bu kadar marjinal kaldığı gerçeğine karşı uzun zamandır şaşkın durumda. “Keşke çevrecilik herkesin bilincinde olsaydı” diye haykırıyoruz, “keşke insanlar dünyamız adına savaşmak için harekete geçse.” Eh, şu anda harekete geçtiler, ancak çok azımız onlara katılmış gibi görünüyor.

Gençler hareketi benimsemiş durumda, dedeler ve nineler de. Doktorlar, avukatlar, çiftçiler ve işsizler de. Karşılaştığımız sorunların ciddiyeti hakkında muhtemelen herkesten daha fazla şey bilmemize rağmen, pek çok bilim insanının bu gruba dahil olmaması çok tuhaf. Belki de durum işimizin bilgi sağlamak olup olmaması gibi konuşulmayan bir varsayımla alakalıdır, böylece bir pozisyonu benimsemek otoritemizi zayıflatacaktır. Oysa araştırmalar öyle olmadığını gösteriyor.

Alternatif olarak, bilim insanları ayaklanmaya isteksiz olabilir çünkü politikaları etkilemek için “uygun” kanallar var: oy kullanabilirsin, mektup yazıp dilekçe imzalayabilirsin ve gerçekten çaresiz kalırsan A noktasından B noktasına onaylı bir şekilde yürüyebilirsin. Ancak sorun şu ki, bu yöntemler bir işe yaramıyor ve fosil yakıt endüstrisi lobicilerinin, politik kararları verenlere  ulaşma imkanları çok daha fazla. Örneğin 2018’de, petrol ve doğal gaz lobicileri tek başına, yalnızca Birleşik Devletler’de, siyasetçilere yönelik lobi faaliyetleri için 125 milyon dolardan (100 milyon sterlin) daha fazla para harcadılar.

Daha da kötüsü, bu lobiciler ve şirketleri dünyayı normal bir şekilde yaşayabileceğimize ikna etmek için yoğun bir şekilde bilim karşıtı bir gündem yaratmaya çalıştılar. Kâr peşinde koşarken hayatımızı tehlikeye atıyorlar ve gerçeğe olan güveni, rasyonelliği ve bu krizlerden sağ çıkmada kritik olan bilimsel yöntemi görmezden geliyorlar. Bu nedenle prestijli bir dergi olan Nature Ecology and Evolution dergisinde bir makale yayınlamak için olağan araştırma alanlarımızdan bir müddet uzaklaştık, değerli bilim insanlarımızı ayaklanmaya ve isyanı kucaklamaya çağırdık.

Bilim insanları olarak, politikacılara rotamızı değiştirmemiz gerektiğini söyleyerek yıllarımızı geçirdik, ama harekete geçmediler. Şu an geçiyor olabilirler, ama bunun tek nedeni insanların artık hareketsizliği kabul etmeyip açık isyana yönelmeleridir. Şüphesiz ki bilim insanlarının bu kitleye katılmak ve hayatları için mücadele etmek gibi ahlaki bir görevleri var.

Claire Wordley, Cambridge Üniversitesi’nde doktora sonrası araştırma görevlisi, Charlie Gardner, Kent Üniversitesi’nde çevre biyolojisinde öğretim görevlisi.

 

Yazar: Claire Wordley, Charlie Gardner

Çevirmen: Kemal Arslan

Kaynak: The Guardian