Bilim insanları dünyanın altıncı kitlesel yok oluş evresine girdiğimizi söylüyor

Bilim insanları dünyanın altıncı kitlesel yok oluş evresine girdiğimizi söylüyor

Biyologlar, dünyadaki omurgalı canlı türlerinin, dinozorların neslinin tükenmesinden bu yana her zamankinden daha hızlı yok olmaya başladığını kanıtlamak için ihtiyatlı tahminlerde bulundular ve artık insanlar da yok olma riskiyle karşı karşıyadır.

Stanford Üniversitesi’ndeki araştırmacılardan Paul Ehrlich bir basın açıklamasında, çalışmaların altıncı büyük kitlesel yok oluş evresine girdiğimizi gösterdiğini söyledi. Daha da kötüsü, araştırmalar bu sonuca zemin hazırlayanın bizler olduğunu gösteriyor.

Birçok biyolog uzun zamandır dünyanın büyük bir yok oluşun ortasında olduğuna inansa da konuya şüpheci yaklaşanlar, tahminlerin tutarsız veriler sonucunda türlerin ne kadar hızlı yok edildiğini abarttığını iddia etmişlerdir.

Bilim insanları mevcut yok oluş oranlarını, doğal yok oluş oranlarıyla (canlıların doğal olarak yok olmalarının beklendiği oran) karşılaştırarak büyük bir yok oluş içerisinde olup olmadığımız üzerinde çalışmaktadır.

Yeni araştırmalar yalnızca onaylanmış verilere ve omurgalı canlıların fosil kalıntılarına bakarak doğal yok oluş oranlarının önceki tahminlerden iki kat daha fazla olduğuna ulaşmıştır.

Doğal oranın ve canlı türlerinin kaybolduğuna dair ihtiyatlı tahminlerin kullanılmasına rağmen araştırmacılar hayvanların olması gerekenden yaklaşık 15 ila 100 kat daha hızlı yok olduğunu ortaya koymaktadır. Canlı türlerinin kayıp oranı, dinozorların 65 milyon yıl önce ortadan kaybolmasından bu yana böylesine yüksek olmamıştı.

Jan Zalasiewicz The Guardian’da şöyle yazdı: “Omurgalı canlılar arasında 1900’den beri normal jeolojik koşullarda meydana gelmesi beklenen dokuz çeşit yok oluştan ziyade ihtiyatlı tahminleri memeliler, kuşlar, sürüngenler, amfibiler ve balıklar olmak üzere 468 yok oluş daha ilave ediyor.”

Bu koşullar altında, araştırmacılar tüm amfibi türlerinin yaklaşık yüzde 41’inin ve tüm memelilerin yüzde 26’sının yok olacağını öngörmektedir.

Araştırmacılar bal arısı gibi önemli polinatörleri de kaybedersek söz konusu biyolojik çeşitlilik kaybının insanları da yalnızca üç nesil içinde tehlike altına sokacağını tahmin etmektedir.

Meksika Ulusal Özerk Üniversitesi’nin baş araştırmacılarından Gerardo Ceballos, “bu böyle devam ederse yaşamın yeniden oluşması için milyonlarca yıl gerekecek ve ilk önce insanlar yok olacak” dedi. 

Ehrlich de “bindiğimiz dalı kesiyoruz” diye ekledi.

Ayrıca araştırmacılar bu kitlesel yok oluşun esas sorumlusunun volkanik patlamalar veya meteor çarpması gibi büyük olayların olmadığını ortaya koydu. Aksine, esas sorumluluk insan faaliyetlerindedir. Araştırmacılar aşağıdaki dört faaliyetin özellikle zarar verici olduğunu ortaya koydu:

  • Tarım, tomruk ve yerleşim için arazi temizliği
  • İstilacı canlı türlerinin yayılması
  • İklim değişikliğine ve okyanus asitlenmesine yol açan karbon salınımları
  • Ekosistemleri zehirleyen ve değiştiren zehirler

Araştırmacılar, sonuçların yayınlandığı Science Advances dergisinde şunları söyledi: “Hesaplamalarımızın büyük olasılıkla yok oluş krizinin ciddiyetini azımsadığının altını çiziyoruz çünkü amacımız insanlığın biyoçeşitlilik üzerindeki etkisine gerçekçi bir alt sınır koymaktı.”

Fakat yine de haberler çok kötü değil. Araştırmacılar söz konusu biyoçeşitlilik kaybını yoğun bir koruma faaliyetiyle önleyebileceğimize dikkat çekti. Ancak önümüzdeki fırsat kapısının hızla kapandığını belirttiler.

Umarız ki, kendi türümüzün yok olma tehlikesi bizi harekete geçirmeye yeterli olur. Araştırma hakkında daha fazlası için aşağıda bulunan Stanford Üniversitesi’ne ait videoya bakabilirsiniz.

Yazar: Fiona Macdonald

Çeviren: Zeynep Özçelik

Düzenleyen: Ruhan Çoban

Kaynak: ScienceAlert

Leave a comment