Dünyanın kredi kartı başkenti Delaware eski senatörü Biden’ın borç sahiplerini savunması için itilmesi ve zorlanması gerekecek.  Jonathan Ernst/ Reuters

2 Eylül günü, Antropolog ve Aktivist David Graeber Venedik’te tatildeyken beklenmedik bir şekilde hayatını kaybetti. Arkadaşım ve on yıldan uzun süredir işbirliği yaptığım David, 2011 yılında piyasaya çıkan çığır açıcı “Borç: İlk 5000 Yıl” kitabıyla tanınıyordu. Bu kitap, para ve piyasaların kökenleri hakkındaki geleneksel fikirlere meydan okuyarak ekonomi sistemimizin evrimi üzerine canlı ve hala devam etmekte olan bir diyalog başlattı. David bu çalışmasında bize kredi ve borç ilişkisinin parasal sistemin gelişmesinden daha öncesinde de var olduğunu gösterdi. Ayrıca, milyonlarca kişinin hayatını daha iyiye götürebilecek büyük bir zaferin eşiğinde görünen borç silme hareketini başlatmada etkili oldu. Keşke arkadaşım bu zaferi görebilmek için hayatta olsaydı.

David’in başlamasına önayak olduğu “Wall Street’i İşgal Et” isyan hareketini besleyen hayal kırıklığına bilimsel meşruiyet kazandırması açısından ‘Borç’ kitabının yayınlanma zamanı çok yerindeydi. Bu azimli çalışmaya beni de kattı ve borç direnişi ile ilgili çalışma grubuna davet etti. Bir toplantıyı diğeri takip etti. “Borç Direnişçilerinin Operasyon El Kitabı” adlı radikal bir finansal okuryazarlık kılavuzu ve yaklaşık otuz iki milyon dolarlık tıbbi ve harç borcunu satın alan ve silen Rolling Jubilee dâhil olmak üzere bir dizi deney üzerinde birlikte çalıştık. Bu girişimler, kurulmasına yardımcı olduğum borçlular sendikası Borç Kolektifi’ne önayak oldu. 2015’te Borç Kolektifi, kâr amacı güden üniversitelerde öğrenim görebilmek için borçlanan kişilerden oluşan, öğrenci kredi borcu grevini organize etti. Bu grev sonucu çeşitli doğrudan eylem ve hukuki stratejiler yoluyla bir milyar dolardan fazla öğrenim kredisi borcu ortadan kaldırıldı (milyarder Eğitim Bakanı Betsy DeVos kendi sözleriyle “muazzam bir memnuniyetsizlik” yarattığını belirti).

Borç Kolektifi geçtiğimiz beş yıl boyunca, herhangi bir Amerikan Başkanı’nın Kongreye danışmadan (Mitch McConnell’ın itirazlarını göz ardı ederek) arzuladığı takdirde tüm öğrenim kredisi borcunu silebileceğini dünyaya duyurmaya çalışıyor. Borç Kolektifi ortak kurucusu Luke Herrine ve Harvard Hukuk Fakültesi’nden Eileen Connor, hukuki araştırmaları temel alarak Kongre’nin 1965’te “taviz ve uzlaşma” yoluyla Eğitim Bakanlığı’na tüm federal öğrenim kredisi borcunu ortadan kaldırmak için yasal yetki verdiğini öne sürüyorlar. Bu doğrultuda, bir başkanın yapması gereken tek şey, Eğitim Bakanı’na tümfederal öğrenim kredisi borcunu silmesi yönünde talimat vermesidir. Kamusal eğitim kampanyamız işte tam burada işe yaramaya başlar. Eylül ayında Senatörler Elizabeth Warren ve Chuck Schumer, göreve gelecek başkana taviz ve uzlaşma yetkisini kullanarak her bir borçlunun 50 bin dolara kadar borcunu silmesini ön gören Senato Kararı önerisi sundular. Önerinin arkasındaki mantığı açıklarken Elizaeth Warren, öğrenim borcundan kurtulmanın ekonomimize tüketici güdümlü bir itme gücü kazandırabileceğini ve hatta siyah-beyaz varlık uçurumunu kapatabileceğini söyledi.

2020 Başkanlık yarışı ilerledikçe Joe Biden borç affı konusundaki pozisyonunu değiştirdi. 2 ve 4 yıllık üniversitelerde lisans düzeyinde eğitim amaçlı federal öğrenim kredisi alan kişilerin 125 bin dolara kadar bulunan tüm borçlarının affedilmesini önerdi. (Hükümet, borçlunun nezdinde kendine ödeme yapacak.) Biden ayrıca koronavirüse yanıt olarak kişi başı en az 10 bin dolara kadar borcun derhal silinmesi sözünü de verdi. Medyanın, Biden’ı Donald Trump’ın önünde galip ilan etmesinden saatler sonra sosyal medyada seçilmiş başkanın, başkanlık emri yetkisini öğrenim kredisi borçlarını silmede kullanıp kullanmayacağının tartışmaları yüksek perdeden başladı. Bloomberg’in haberinde, “Demokrat Parti adaylığı kesinleştikten sonra öğrenim kredisi borçlarının silinmesi konusunda ilerici talepleri benimsemişti. Borç hafifletmesi konusunda başkanlık emrini kullanıp kullanmayacağı, ilericilerin Biden’ın yönetiminde ne kadar söz sahibi olduğunu gösterecek” ifadeleri kullanılmıştı.

Biden, başkanlık makamını zorlu bir halk sağlığı ve ekonomik kriz süreci esnasında devralacak. Uzmanlar ve seçilmiş yetkililer acılı dönemi durdurmak için borç hafifletmesine daha gayretli bir yaklaşım göstermek gerektiği inancındalar. Borç Kolektifi; kapsamlı affı, tüm federal öğrenim borçlarının feshi de dâhil; ancak bununla sınırla olmamak üzere borçların toplu silinmesini uzun süredir desteklemektedir. İlerici düşünce kuruluşu Roosevelt Institute’un yayınladığı rapor, geniş Kovid-19 iyileştirme planı çerçevesinde kesin bir miktar belirtmeksizin öğrenim, konut ve sağlık borçlarının silinmesi konusunda ‘Squad olarak bilinen yeni dönem temsilciler; öğrenci kredileri, birikmiş kira ve konut kredilerinin iptali talepleri konusunda taban hareketini canlandırdılar. Temsilci Ayanna Presley, borç hafifletmesinin ekonomi açısından çok anlamlı olacağını ifade etti. Çalışan grubundaki ailelerin bağımsızlaşan gelirlerini topluluklara ve ekonomiye geri kazandıracağını belirterek, Amerikan halkını bu yükten kurtarmaları gerektiğini söyledi.

Zorluk çeken hane halkının iki yakasını bir araya getirmeye yardımcı olmasına rağmen borç rahatlatması sadece parasal boyutta değildir. Bunun yanında düşünmemiz gereken daha derin ahlaki sorular bulunur. İşte burada David Greaber’ın çalışması vazgeçilmez bir konumdadır. “Borç” kitabında okuyucuları borçlu olma fikrini yeniden düşünmeye sevk ediyor: Kimin kime borcu var? Tüm borçlar ödenmek zorunda mıdır? Gerçek ve hayata dair yükümlülüklerimiz sayısallaştırılabilir mi? Hediye değiş tokuşu konusunda çalışmış bir antropolog ve kapitalizm ötesi bir dünya hayal etmeye kararlı bir anarşist olarak, borç kayıtları ve kredilerin sonsuz muhasebesiyle sınırlandırılmamış; değer ve kıymet kavramlarının para ile belirtilmediği; bir dünya inşa etmeye yardımcı olmak istemişti David. ‘‘Borç, matematik ve şiddet tarafından yozlaştırılmış bir akit, bir sözdür.’’ yazmıştır kitabında. Yerine getirmeye çabaladığımız başka hangi tip sözler veriyoruz? Bu sözleri yerine getirme doğrultusunda hangi tip sözleri tekrar yapılandırıyor veya reddediyoruz?

Pandemi öncesinde, Amerikalıların borçluluğu rekorlar kırıyordu: geçen yıl, Birleşik Devletlerdeki toplam hane halkı borcu 14 trilyon doları geçti; toplam öğrenim kredisi borcu, tek başına 1,6 trilyon doları aştı. 2015 ve 2019 arası her yıl bir milyondan fazla kişi federal eğitim kredilerini temerrüt etti. Uzmanlar, diğer mal ve hizmet taleplerini bastıran, ev sahipliğini ve girişimciliği sekteye uğratan ve ev halkı güvensizliğini artıran toplu borç ödeme güçsüzlüğünün sonuçları hakkında neredeyse feryat ettiler. Bunun yanında fiziksel ve psikolojik sonuçlar da vardı. Faturaları ödeyememek vücut ve zihinde stres yapar. Bu stresi şiddetlendiren diğer konu ise borçlarını ödeyemeyen kişilerin maliyetinden korkup sağlık hizmetlerine başvurmayı ya geciktirdiği ya da bundan sakındığıdır. Kredi firması Experian’ın 2016’da yayınladığı veriye göre ortalama bir Amerikalı altmış iki bin dolar ödenmemiş borç içinde hayatını kaybediyor.

Trump’ın öğrenim kredisi borcu ödemelerini dondurma ve Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi’nin kiracıları evden çıkarmalarını durdurma kararı 31 Aralık’ta son bulacak; borç ile etkisi daha da hissedilen bir insanlık felaketi kapımızda. Finansal çöküşün kıyısındaki sayısız aile eşikten itilecek. İnsanlar destek paketinden aldıkları yardımın yüzde otuzunu borçlarını ödemek için kullandılar. Birikmiş kiralar arttıkça yaklaşık kırk milyonluk hane halkı evsizlikle karşı karşıya kalabilir. Ekonomist Joseph Stiglitz, “çabuk ve etkin stabilizasyon yaşanmazsa, orta ve düşük gelirli Amerikalılarla başlayarak uzun dönemli borç ve iflas spiralleri görebiliriz” diyerek uyarıda bulundu. Tabii ki tüm borç sahipleri aynı seviyede çaresizlik yaşamıyor; bazıları diğerlerine göre daha iyi muamele görüyor. Irka dayalı varlık ayrımı ve sömürücü nitelikte borç verme uygulamalarının dirençli bir şekilde devam etmesi Siyahi ve Latinx toplulukların beyaz denklerine göre daha bağımlı ve borç içinde olmaları anlamına geliyor. Öğrenim kredisi yükü altında en çok kalanlar Siyahi kadınlar olmakla beraber çoğu zaman külfetli, yüksek faizli ‘maaş günü’ kredilerine başvurmak zorunda kalmaktadırlar. Bu duruma bir müdahale yaşanmazsa, Kovid-19’dan orantısız şekilde fazla etkilenen bahsi geçen topluluklara, konut kredisi krizinin getirdiği zararı katlayarak ölümcül bir darbe inmiş olacak. Pew Research Center şirketinin analizine göre, 2005 ve 2009 yılları arasında Siyahi ve Latinx toplulukların ortalama mal varlığı yüzde elliden fazla bir oranda azaldı.

Borçların silinmesi, özellikle ırklar arası adalet konusuna bağlı olarak, daha da kötüye giden bu felakete karşı verilen her anlayışlı ve bilinçli cevabın en önemli öğesidir. Ancak, adalet duygusu finansal anlaşmalarda nadiren bize yol gösterir. David’in “Borç” kitabında gözlemlediği şey, paranın ahlak kavramını kişilikten arınmış bir aritmetik meselesine dönüştürdüğü, bu işi gerçekleştirerek de diğer ahlaki açıdan tiksindirici ve korkunç şeyleri haklı çıkarabilme kapasitesidir. Florida eyaletinin Cumhuriyetçi Parti tarafından kontrol edilen yasama kanalları tarafından geçirilen ve federal temyiz mahkemesinde onanan yasaya göre, eski mahkûmların oy verebilmesi için mahkeme masrafları ve cezalarının tamamını ödemesi gerekmektedir. Federal hükümetin buna benzer bir alışkanlığı olarak öğrenim kredisi borçlarını temerrüt eden kişilerin Sosyal Güvenlik ödemelerine el koymasını gösterebiliriz. Ayrıca şu gerçeği de unutmayalım; okul çağındaki küçük çocukların ailelerinin okullara öğle yemeği borcu bulunmasından dolayı çocuklara okullarda yemek verilmemesi… Bu tür tiksindirici eylemlere olanak sağlayan bu ahlaki mantığı -borçluları kusurlu, hatta suçlu olarak gören ve bunun sonucunda cezayı hak ettiklerini öngören- nadiren sorguluyoruz. David’in belirtmekten hoşlandığı Almanca ‘schuld’ kelimesinin anlamı hem borçlu hem de suçludur.

Borç, eşitlik hilesine dayalı bir güç ilişkisidir. Teoride, borcu veren ve alan adil şartlar altında bir anlaşma yaparlar; ancak gerçekte, borç, zorlayıcı ve baskılayıcı şartlar altındayken alınır. Şu anda sayısız kişi, işlerini kaybettiklerinden ya da işsizlik yardımları suyunu çektiğinden (hiç alamadıklarından) dolayı harcamalarını kredi kartlarında yapıyor veya yüksek faizli ‘maaş günü’ ödemeli krediler alıyor. Borç Kolektifi’nin yayınladığı yeni manifestosu, “Ödeyemiyoruz, Ödemeyeceğiz’’. Ekonomik Başkaldırma ve Borç İlgasında belirttiği üzere; çoğu insan elindeki imkânların ötesinde hayatlar yaşadığı için borçlanmıyorlar; imkânlar onlara sunulmadığı için borçlanıyorlar. Evrensel sağlık güvencesinin bulunduğu ülkelerde kişilerin sağlık hizmetleri sebebiyle borçlanması çok nadir bir olaydır. ABD’de ise sağlık hizmetleri yoksulluğun birinci sebebi ve kişilerin iflas etmesinin ana katalizörüdür. Bazı durumlarda ödenmemiş sağlık borçları için mahkemede hazır bulunmamak insanları hapse gönderebiliyor.  Kimse hasta olmayı bile isteye seçmez; peki bu durum neden insanların kendilerini kötü hissetmelerine, bazı durumlarda ceza almalarına ve hatta hapse sürüklenmelerine neden olsun? İşte bu sebeple, Borç Kolektifi David’i takip ederek, borç “affı” söylemini, milyonlarca kişinin hayatta kalmak için borçlanmak zorunda olduğu bir sistemin altında yatan ahlaki kurumlara meydan okumak için reddediyor. Bu söylemin ima etmeye çalıştığı, borçlu kişinin suçlanmaya değer ancak borç sağlayan kişinin yardımsever olduğudur.

Çağdaş ekonomik hayatta ahlaki yargıların tutarsız biçimde uygulandığını görürsünüz. Ayana Pressley: “Tüketici ve şirket kıyaslamasında görülebileceği üzere apaçık bir çifte standart mevcuttur”. Bu çifte standardı popüler meme* kültüründeki kişi zenginse “klas”; kişi yoksulsa “çöp” olarak sınıflandırılan şeyler ile gözlemlemek mümkündür. Bu listelemelerde iflas kavramının yanında, iki dili birden konuşabilmek ve kendi çocuğunu başkasının yetiştirmesi sıklıkla görülebilir. Sosyal ayrıcalıklar fazlalaştıkça borçlanmayı kendi çıkarın için kullanabilirsin. Aynı durum temerrüt kullanımı için de geçerlidir. Bu durum aynı zamanda, arkasında şirket iflaslarından oluşan bir iz ve yüzlerce milyon dolarlık vergi borcu bırakan Donald Trump için de geçerlidir.

Unutmamalıyız ki, yüksek düzeyde şirket borçlanması böyle bir karmaşanın içinde bulunmamızın sebeplerinden biridir. On yıldan fazla süredir şirketler düşük faizlerden yaralandılar ve kredileri sömürdüler. Bu fonları, çalışan ücretlerini artırmak veya kötü günlere saklamak yerine hisseleri geri almak ve hissedarlara kar payı ödemek için kullandılar. Aşırı borçlanmış şirketler ekonomimizi korona virüs şokuna karşı daha kırılgan kıldılar. Ancak yine de, şirketlerin bu davranışları ödüllendirilmektedir. Geçtiğimiz baharda ABD Merkez Bankası, pandemi yüzünden yatırım reytingleri dik bir düşüşe geçen şirketlerin -başka bir tabirle düşkün melekler- riskli bonolarını ve daha yüksek riskli borçlarını satın aldı. Bunun aksine sıradan borçlu kişilere bu tip bir yardımseverlik gösterilmiyordu; kutsal olarak görülmektense borçlarını ödemeyen bedavacılar olarak damgalanmışlardı.

Şirket borçlanmasına daha çok destek veren Merkez Bankası, bono piyasasını daha önce görülmemiş bir şekilde destekledi ve bizi bu noktaya getiren davranış biçimini cesaretlendirerek, potansiyel olarak ortamı daha büyük bir felakete hazırlamış oldular. Aralarında Alphabet ve Apple gibi, dünyanın en büyük şirketleri bulunan kuruluşlar Merkez Bankası’nın yaptığı yeni anlaşmadan faydalanmak adına neredeyse koşuştular ve saçma derecede düşük oranlı milyarlarca dolarlık kredi aldılar. ‘Finansal Reform için Amerikalılar’ kıdemli politika analisti Alexis Goldstein’ın anlattığına göre, “çöp” krediler de desteklendi; riskli yatırım olarak görülen bazı şirketlerin bonolarını yüzde üçten daha düşük faizle ödeyebilmesine olanak sağlandı. Şirketlerin borçlanması için ücret dikkate değer oranda azaltılmıştı ama piyasaların uçlarında konumlanan insanlar veya fonlara ihtiyaç duyan belediyeler için eşit seviyede bir muamele söz konusu değildi. “Hanelerini yeniden finanse edebilen birçok kişi var ama bunu yapabilenler genellikle finansal olarak iyi durumda olan kişilerdir.” Goldstein aktarmaya devam etti: “Bu insanlar kirada oturmak yerine kendi evlerinin sahipleridir ve düşük faizli kredileri hak edecek kadar dengeli ve düzenli gelirleri vardır. Yüksek faizli ‘maaş günü’ kredileri kullanmak zorunda kalan kişiler düşük faizli ‘maaş günü’ kredileri alamayacaklardır. Evlerinden çıkartılmayı önlemek için kredi kartlarını kullanan kişiler finansal olarak harabeye dönme riski en fazla olanlardır.” Kredi kartı bilgilerinizi incelediğinizde muhtemelen uygulanan faizin yüzde üç olmadığını göreceksiniz.

Merkez Bankası, kararsız piyasaları rahatlattı; ancak nasıl bir bedel ödedi? Merkez Bankası’nın şirket borçlarını devralma hareketinin şartlara bağlı oluşu sorgulanabilir bir olgudur. Bunun anlamı, Wall Street’in kurtarılmasının, ihtiyaç sahibi çalışanlara garanti altına alınmış hiçbir yardım sağlamamasıdır. Adil Büyüme Merkezi’nden Amanda Fischer’ın yazdığı yazıya göre, ‘Koronavirüs Yardım ve Ekonomik Güven Kanunu’, Merkez Bankası’na kurtarma yardımı alan şirketlere iş olanaklarını ellerinde tutma zorunluluğu, toplu iş sözleşmelerini sürdürmek, kar payı ödemelerini ve hisse gerialımlarını yasaklamak ve yönetici tazminatlarını sınırlamak gibi takdiri yetkiler verdi. Ancak, Merkez Bankası borçlanan şirketlere bu tip yaptırımlar uygulamadı. Bunun yerine, şirket içinde çıkan Kovid-19 salgınlarıyla kötü bir şöhrete kavuşan et işleme şirketi ‘Tyson Foods’ ve hissedarlarına ödemeleri azaltmak yerine çalışanları işten çıkarmayı tercih eden ‘Exxon Mobil’ gibi şirketlerin borçlarını ödemeyi tercih etti. Bu tip eylemler borç kavramı ile ilgili gerçek ahlaki tehlikeyi, halkın bedeli ödemesini garantileyerek şirketleri ihmalkârlık ve kayıtsızlığın kötü sonuçlarından ayrıştırarak yaratıyor.

Borçların geri ödenmesinin zorunlu olup olmadığı sorusu, borcu kimin ödeyeceği sorusuyla direkt bağlantılıdır. Gelir basamağının en üstünde bulunan borç veren kişiler ve mülk sahipleri mi tam olarak tahsil edecek, yoksa en altta bulunan borçlular ve kiracılar mı affa hak kazanacaklar? “Borç” kitabında, antik dünyadaki kötü hasatlar ve savaşların çiftçileri tekrar tekrar sosyal dengeyi bozmayı tehdit ederek borç köleliğine ittiğini anlatır David. Tam tekmil bir felaketi engellemek adına Sümer ve Babil kralları periyodik aflar ilan etmişlerdir. David’in kitabında geçen bu kısım şöyle devam eder: “Sümer medeniyetinde bunlara ‘özgürlük bildirileri’ denirdi. Sümercedeki amargi sözcüğü, bilinen dillerde ‘özgürlük’ anlamına gelen kayıt altına alınmış ilk kelimedir. Birebir anlamı ‘anaya dönüş’ olmakla birlikte borçlu kölelerin en sonunda yapmaya izin verildikleri eylem de budur.” Ekonomist Michael Hudson MÖ 1750’ye tarihlenen, büyük felaketlerin ardından ekonomik normalliği geri getirmeyi amaçlayan Hammurabi Kanunlarını işaret ederek, kırk sekizinci kanunu öngörür; “Fırtına Tanrısı Adad tarlaları sele boğduysa veya kuraklık ya da haşarat yüzünden hasat yapılamadıysa, çiftçilere borç ve vergi affı uygulanır.”

Tarihsel kayıtlar borç hafifletmesinin ütopik bir talep olmadığını gösterir. Çağdaş dönemdeki, büyük bunalım zamanında, ‘Ev Sahipleri Kredi Ortaklığı’, ev sahiplerini sıkıntılı konut kredilerinden kurtarmak için bir milyondan fazla kredi sağlamıştır. Günümüzde, öğrenci borç affı başlangıç için en mantıklı noktadır. Harvard Hukuk Fakültesi’nden Eileen Connor, idari eylem yoluyla tüm öğrenim borcunun silinmesi konusunda seçilmiş başkan Joe Biden’ın ehliyetinin apaçık ortada olduğunu göstermekte: “Yasal yetki açık olarak görülmektedir. Ahlaki sebepler de ortadadır.” Bu sözlerine ek olarak, öğrenim kredisi borcunun yapısal eşitsizliği, özellikle de ırklar arası eşitsizliği güçlendirdiğine parmak bastı. Araştırmaya göre, tam öğrenim borcu affı ırklar arası varlık ayrımını kapatmada yardımcı olacaktır; çünkü öğrenim borcu beyaz olmayan kişilerin üstünde orantısız şekilde yük olmaktadır. (2019’daki bir araştırma, üniversiteye başlamalarından yirmi yıl sonra, medyan beyaz kişinin toplam federal öğrenim borcunun ödenmemiş yüzde altılık veya yaklaşık bin dolarlık bir kısmı kalmışken, medyan siyahi kişinin ödenmemiş yüzde doksan beşlik veya on sekiz bin beş yüz dolarlık bir kısmı kalmıştır.) Kapsamlı borç hafifletmesi için acil ekonomik teşvikler bulunmaktadır. Öğrenim kredisi borcunun tamamen silinmesi 2018 yılındaki bir araştırmanın tahminine göre; ekonomiye borç altında kalmış kırk beş milyon kişilik kesime ulaşacak yardımlarla birlikte yıllık 180 milyar dolarlık bir itki gücü kazandıracaktır.

Borçları iptal etmemeyi kaldıramayacağımızı belirten ekonomistlerin sayısı giderek artmaktadır. Mart ayında Washington Post’ta yayınlanan düşünce yazısının başlığında açıkça belirtildiği gibi, “Bir bunalımı daha engellemenin tek yolu borçların affedilmesidir.” Pennsylvania Eyaleti Bankacılık ve Menkul Değerler Sekreteri Richard Vague, yakın zamanda konut kredileri, sağlık borçları, öğrenim borçları ve küçük işletme borçlarının yeniden yapılandırılması için somut öneriler ortaya attı. “İsminin ‘yeniden yapılandırma’, ‘af’ veya ‘bağışlama’ olması önemli değil. Bu, özel sektör borçlarının toplumda ezici seviyelere gelmesinden dolayı, azaltılması için tek makul ve ekonomimize ağır zarar vermeyecek yol.”

Dünyanın kredi kartı başkenti Delaware Eski Senatörü ve 2005’te henüz öğrenci olan borçluları iflasın getirdiği korumalarda alıkoyan tartışmalı yasa teklifinin arkasındaki itici güç olan Biden’ın, borçluları savunması için itilmesi ve zorlanması gerekecek. Taban hareketi baskısı bu amaçla büyüyor. ‘Siyah Hayatlar Hareketi’ haziran ayında, öğrenim kredileri, sağlık borçları, konut kredileri ve kiraların bağışlanması için çağrıda bulundu; ülke çapında, kiracı birlikleri kirayı geçersiz kılmak için bir araya geldi. ‘Yoksul İnsanlar Girişimi’ eş başkanları Rahip Dr. William Barber ve Rahip Liz Theoharis temmuz ayında, birçok tip borç iptalini içeren ‘Bağışlama Platformu’nu kurdular. Borç Kolektifi, Demokrat Yönetimi’nin makama gelmesinin ilk gününde ‘Biden Jubilee 100’ adında bir öğrenim kredisi borcu grevi başlatacak. Bir önceki grev kampanyamızın başarısı üzerine inşa ederek ve başkanın uzlaşma ve anlaşma yetkisini kullanarak federal öğrenim kredisi borçlarını hemen feshetmesini talep ediyoruz. Neden zenginler herhangi bir pişmanlık hissetmeden borçlarından kaçarken sıradan insanlar borçlarını ödemek zorunda kalsınlar? Eğer şirketler insanlardan oluşuyorsa neden borç iptaline daha çok hakları olsun? Utanç ve yalnızlık içinde batmak ve çabalamak yerine borçlu kişiler kendilerine kredi verenlerin yöntemlerini kullanmaya başlayarak ortak çıkarları adına desteklenmesi imkânsız bir statükoyu ayakta tutan düzmece bir ahlaka karşı meydan okumak için kulis faaliyetlerine girişiyorlar.

David’in vefatından bir ay önce, Eylül’de kaydedip yayınlamayı planladığımız bir diyalog öncesi hazırlanırken “Borç” kitabını tekrar okudum. Bu sefer, kitabın merkezinde bulunan radikal ve taviz vermeyen öngörünün daha da çarpıcı olduğunu keşfettim. “Borç”, okuyucuyu ‘tüm borçların geri ödenmesi zorunluluğu’ düşüncesini sorgulamaya itmekten çok borç kavramının kendisini sorgulamakta.

“Bir yükümlülük ve borç arasındaki fark basit ve apaçıktır. Borç, belli miktarda bir parayı geri ödeme yükümlülüğüdür. Bunun sonucunda herhangi bir borç, başka türlü yükümlülüklerin aksine, kesin bir şekilde sayısallaştırılabilir. Bu da, borçların basit, donuk ve kişiliksiz olmasını sağlıyor; karşılığında da borçlara başkasına aktarılabilme özelliği bahşediyor” diye belirtiyor David. Aile ve arkadaşlara karşı olan yükümlülüklerin aktarılabilme özelliği olmasa da belirli faiz oranıyla alınmış bir kredi menkul kıymete dönüştürülebilir ve ticareti yapılabilir bir maldır. Bileşik faiz mantığına bağlı kalarak borç; müphem yükümlülükleri, parayla geri ödenemeyen ve yalnızca saygı, minnet, cömertlik ve ihtimam ile üstesinden gelinebilecek taahhütleri kavramsal olarak dışarıya iteler. Örneğin, çoğumuz ailemize karşı kendimizi borçlu hissederiz ancak bu, bizi dünyaya getirmelerine karşılık olarak onlara parayla geri ödeme yapabileceğimiz anlamına gelmez.

David’in de bize hatırlattığı üzere kendimizi, krediyi veren ve alan bir arada olarak, bilançosu asla denge bulmayan ilişkiler içinde buluruz. Bu durum günlük dilde şu şekilde karşımıza çıkar: İngilizce “much obliged” ve Portekizce “obrigado” terimleri “sana karşı borçluyum” anlamına gelir; buna karşılık Fransızca “de rien” ve İspanyolca “de nada” terimleri “bir şey değil” anlamına gelir.

Kredi, borcun diğer yüzüdür. Etimolojik olarak kredi terimi karşı tarafta güven yaratır; güven yaratmak ise toplumsal ilişki içinde bulunabilmenin temelidir. “Kapitalizmin kökenlerinin hikâyesi geleneksel toplulukların kişiliksiz piyasa kuvveti tarafından kademeli olarak yok edilmesinden ziyade, kredi ekonomisinin faiz ekonomisine dönüşmesinin hikâyesidir. Ya suçlu borçlular olduğumuz masalına inanmak yerine, keza krediyi verenler olarak da, kendimizi onurlu, güvende ve serpilen bir yaşam hakkına sahip insanlar olarak görseydik? Ya toplumlarımız hepimize eşit bir yaşam borçluysa?

David’in görüşüne göre, hem ekonomik yük hem de etkileşimlerimizi şekillendiren ve bozan bir düşünce olarak borçtan kendimizi kurtarmak için; mecazi olarak karatahtanın periyodik olarak temizlenmesi gerekiyor. Şimdilik borç kavramı, bir şeyleri değiştirmeye şevkle kalkıştığımız zamanlar da bile düşüncelerimizi istila ediyor. Polis şiddetine cevap olarak gelen ırksal eşitlik protestoları devam edecek gibi gözükürken insanlar genellikle bir ‘hesaplaşma anı’ yaşadığımızı belirtiyor. ‘Hesap’ kelimesi açıklayıcıdır: gerçek anlamıyla ‘sayma yaparak sonuç belirleme’ olarak karşımıza çıkar; benim sözlüğümde ‘borçları üç yüz bin dolar olarak hesaplandı’ olarak anlarım. Verilen zararın ölçeğini göz önünde bulundurunca köleliğin ve yapısal ırkçılığın mirası ile hesaplaşmak imkânsız gibi gözükmektedir. Bu sebeple, Atlantik Köle Ticareti Tazminatı Hareketi’nin liderleri, bu tip bir borcu rakamlar ile ifade etmeyi reddetmekte ve böyle bir borcun uluslararası ilişkilerin yeniden düzenlenmesini gerektirecek kadar büyük olduğunu savunmaktadırlar. Kentucky Eyaleti’ndeki Louisville şehir yönetiminin yakın zamanda yaptığı açıklamada, evine yapılan ve yanlış giden bir baskın sırasında öldürülen Breonna Taylor’un ailesine, herhangi miktarda bir para hayatının değerini karşılayabilecekmiş gibi, on iki milyon dolarlık tazminat ödeneceği duyuruldu. Tabii ki bu tazminatın ödenmesi önemli ancak eyalet yönetiminin üstündeki yükümlülük Taylor’ın başına gelen olayın başka kimsenin başına gelmemesini güvence altına alabilmektir. Ayana Presley: “Eğer insanlar ırksal adaletsizlik hakkında ulusal bir hesaplaşma konusunda ciddilerse var olan acıyı biraz olsun dindirmek ve ileri doğru yeni bir yol bulmak için en önem verilmesi gerek şeyler bütçelerimiz ve politikalarımızdır.”

David Graeber, daha genişlemeci bir ekonomik paradigmayı kabul etmek için kendimizi günün birinde borç kavramının zulmünden kurtarmamız gerektiğine inanıyordu. Bir antropolog olarak toplumların ve kültürel geleneklerin içsel değişkenliğini anlamıştı; finansal sözleşmeler tekrar yazılabilir, sosyal sözleşmeler de yeniden oluşturulabilir. Taban hareketlerinin başardığı şey budur; yeterli baskıyla karşılaştığında, temelden değişim yaşamak yerine tipik olarak yarı tedbirler ile yoluna devam eden hâlihazırda kazanılmış haklara karşı verilen bir savaş. “Borç” kitabında David, Antik Atina ve Roma Devletleri’nin, borç krizi ile yüzleştiği zamanlarda bile temel sorunlara çözüm bulmak yerine uçlarda yasama yapmaya devam ettiklerini belirtmiştir. Birleşik Devletler de benzer bir tutum içindedir. En haince kötüye kullanımları hoşgörü ile karşılayıp “borç düşüncesinin kendisine” meydan okumayı dikkate almamışlardır.

Toplu affı örgütleyebilmek için yıllarımı harcamışken ben de bazı borçların meşru olduğu fikrini benimsemiştim. Asıl ihtiyacımızın doğruyu yanlıştan ayıracak bir ahlaki denetim olduğunu düşünüyordum. Planladığımız diyalog sırasında David’e bu konuyu sormak istiyordum. Artık aramızda olmadığından anlatmak istediği daha derin noktayı sanırım anlayabiliyorum. Ona olan borcumu nasıl ödeyebilirim? Borcum, kelimelerin ve sayıların karşılayabileceği noktanın çok ötesinde. Ona karşı yükümlülüğümü yerine getirebilmemin tek yolu görmek istediği değişmiş dünya için savaşmaya devam etmek.

Çevirmenin notu

*Meme: genellikle esprili ve yaratıcı bir biçimde değiştirilerek, internet üzerinden yayılmış video veya deyiş

Yazar: Astra Taylor

Kaynak:  The New Yorker

Çeviren: Edip Oktay

Düzenleyen: Dilan Azizoğlu