Yansılamanın ve yaratıcılığın verdiği kuvvetle bir grup yönetmen, tuhafın kralından tacı kapmaya hazır.

Wes Anderson imzaları -çabuk büyümüş çocuklar, modaya uygun bir eşarp, dönem sahneleri, kanarya sarısı, sevimli mektuplaşmalar- gelecek vaad eden pek çok yönetmenin çalışmalarına kök salmıştı. Bu her zaman için bilerek yapılan bir şey olmayabilir, ancak onun etkisini ayırt etmek zor değildir. Bu söz de görece çaylak yönetmenlere türetilmiş iş yapıyorlar demek için söylenmiyor. Hayır, işleri tamamen orijinal; kendi ayakları üzerinde duruyor. Kimi kandırıyoruz, Wes Anderson’un yeri asla doldurulamaz. Bu beş yeni yetenek Hollywood’un başlangıç çizgisinde hala biraz temkinli -çoğu, görücüye henüz çıkmış durumda- ancak tarz sahibi oldukları anlaşılan ipuçlarıyla, çoktan koreografik estetiğin ustasıyla mukayese edilmeyi garantilemişler.

ALFONSO GOMEZ-REJON – ME AND EARL AND THE DYING GIRL (2015)

BEN, EARL VE ÖLMEKTE OLAN KIZ

Me and Earl and the Dying Girl güzel bir film. Güzel çünkü Pittsburg’ta yapıldı, çünkü lise deneyimini özgün bir yolla inceliyor ve çünkü diğer bütün duygusal kanser filmlerine sırt çeviriyor. (Senden bahsediyorum TFIOS!) Bu film oldukça eğlenceli – size korku türünde bir yapım olan The Town That Dreaded Sundown’u getirmiş bir yönetmenden beklemeyebileceğiniz bir yapım. Göz ardı edilmiş lise öğrencisi Greg (Thomas Mann), yakın zamanda kanser teşhisi konmuş bir aile dostu olan Rachel’la vakit geçirmek zorunda bırakılıyor. İkisi sonradan kanserliye destek grubuna dönüşen alışılmadık bir arkadaşlık kuruyorlar. Peki, Anderson’la olan bağlantı nerede mi? Rastgele incik boncuklarla ve kuş tüyünden duvar kağıdıyla Rachel’ın tavan arasındaki odası Büyük Budapeşte Oteli’nin ev versiyonuna çok benzer nitelikte.

JOHN MACLEAN – SLOW WEST (2015)

YAVAŞ BATI

Gösteri sonrasında soru-cevap etkinliği olan neo-western türde Slow West isimli filmi izlemeye gittim ve film bittikten sonra yönetmen John Maclean’a,  Wes Anderson’la kendisinin karşılaştırılması hakkında ne düşündüğünü sordum. Cevabı mı? Gözlerini devirir gibi yaparak, “Ben bu benzerlikleri göremiyorum.”

Demek ki bu listede Anderson’la olan benzerlikleri yok saymayı tercih eden bir kaçak var, amenna. Ama dur biraz, sen filmini “çoğunlukla gençlik aşkıyla alakalı”, “peri masalı tadında”, “Avrupalı bir yol filmi” olarak tasvir ediyorken, birinin gösterilen ilk filmi ile diğerinin bütün bir film kataloğunda bunları ekmeğine yağ sürer gibi işlemesi arasındaki  benzeşmeleri fark etmemek oldukça zor. Yine de, Django Django isimli indie grubunun yaptığı harika film müziklerini de hesaba katarsak, Maclean’ın Western film fikri gerçekten eğlenceli.

BERTIE GILBERT – ROCKS THAT BLEED (2015)

KANAYAN KAYALAR

Hiç kuşkusuz muhtemel Anderson haleflerinin uzun sırasındaki en yeni yarışmacı, 20 yaşındaki filmci Bertie Gilbert kısa kariyerinde bazı sağlam başarılar yakaladı. Öyle ki, son kısa filmi Rocks That Bleed,   BFI Future Film Festivali’nde gösterilmek üzere seçildi. Yakaladığı muhteşem görüntüler akla Anderson’un teknikolor paletlerini getiriyor. Gilbert çoktan altı adet kısa film kaleme almış ve yönetmiş durumda ve sonraki yapımı -Blue Sushi- de yakın zamanda gösterilecek. The Royal Tenenbaums filminden Margot gibi hissediyor muyuz biraz?

MARIELLE HELLER – THE DIARY OF A TEENAGE GIRL (2015)

BİR GENÇ KIZIN GÜNLÜĞÜ

Anderson’ın açgözlü bir libidoya sahip bir gencin hikayesini nasıl ele alabileceği konusunda sadece varsayımda bulunabiliriz. The Diary of a Teenage Girl isimli film 15 yaşındaki sanatçı Minnie’nin çizgi roman karalamaları arasında bekaretini annesinin seksi erkek arkadaşına nasıl kaybettiğine dair güçlü bir bakış oluşturmak adına reşit olmamış insanların seks yapması konusunu mercek altına alıyor. O ve arkadaşı, Iggy Pop’un bir posterini alıp, özel yerlerini yalayacak kadar ileri bile gidiyorlar. Film boyunca birbiriyle birleştirilmiş küçük roller arasında Minnie’nin sanatı filmin anlatımını – Anderson’ın tipografik çekim hatalarına benzer bir şekilde – yukarı çekiyor. The Diary of a Teenage Girl Birleşik Krallık’ta 18 yaş altındakilerce izlenemez şeklinde etiketlendi  ancak Marielle Heller’in bu ilk yönetmenlik girişiminde hem stil hem de anlam fazlasıyla mevcut.

ROSE MCGOWAN – DAWN (2014)

ŞAFAK

Kadın film yapımcılarının sözcüsü olan McGowan ataerkinin kalbine kazık çakmaktan korkmuyor. Bu enerji ilk yönetmenlik deneyimi olan Dawn isimli filmde kendisini gösteriyor. 17 dakikalık bu kısa film, bağnaz annesinin, filizlenen cinselliğini bastırmaya çalıştığı 60’lı yıllarda yaşayan bir genç kızla ilgili. Sevgilisini ve onun mahalle baskısı yaratan arkadaşlarını evine davet ettiğinde yaz akşamı alevlenir ve Dawn soğukkanlı kalmakta zorlanır. Kennedy dönemini andıran pastel renkler ve dekordan olsa gerek; fakat renkler ve müzik Dawn isimli bu filmi Anderson’ın Moonrise Kingdom isimli filminin ruhani, daha iddialı bir devamıymış gibi yapıyor. Ancak, bu film olaya dahil olan herkes adına o kadar da iyi bitmiyor.

 

Yazar: Trey Taylor

Çeviri: Zeynep Balkuv

Kaynak: http://www.dazeddigital.com/artsandculture/article/25813/1/the-five-new-wes-andersons