1901 yılında bir rahibi onları evlendirmesi için kandıran İspanyol eşcinsel çiftin büyüleyici gerçek hikayesi, sıkıcı ve donuk bir muamele görüyor.

Görünüşte Elisa ve Marcela, çok uzun zamandır aşklarını yaşayabilmek için tutuklanmayı ve alay edilmeyi göze almış ve cesur atalarımızı selamlayan bir eşcinsel aşk hikayesi olarak görülebilir. Keşke filmin konusu da böyle olsaydı. Bunun yerine, 1901’de bir rahibi onları evlendirmesi için oyuna getiren iki İspanyol kadının Isabel Coixet tarafından bıkkınca romantize edilmiş biyografik filmi; duygusuz ve saçmalıklarla dolu, kendini eşcinsel hakları için cesur bir sesmiş gibi gösterip süsleyen, izleyiciye göz devirten standart siyah beyaz bir filmden ibaret. Yapımı baştan savma ve tamamen üç boyutluluktan yoksun olan film, özellikle Netflix’te bu filmden çok daha iyi seçenekleri olan LGBT izleyicilerine kendisini sattırmaya çalışıyor.

1898’de Marcela (Greta Fernandez), A Coruna’daki bir manastır okuluna öğrenci olarak başlıyor. Okulun ilk gününde, okul müdürü olan teyzesi ile birlikte manastırda yaşayan üçüncü sınıf öğrencisi tatlı Elisa (Natalia De Molina) ile tanışıyor. Böylelikle çekim ve birbirlerine olan destekten oluşan dostlukları hızlıca gelişiyor. Elisa Marcela’nın aksine başına buyruk bir kızken, Marcela otoriter babası (Francesc Orella) tarafından sürekli eziliyor. Yani özetlemek gerekirse, Marcela’nın babasının davranışları kalıplaşmış ataerkil bir ailenin elementlerini barındırıyor: kız çocuklarının okumasını kötülemek, karısının yaptığı yemek hakkında homurdanmak ve görünüşe göre bir odada aynı anda ikiden fazla mum yakılmasına izin vermemek. Sonuncusu muhtemelen Coixet’in evdeki cehalet dolu atmosferi belirtmek için başvurduğu bir yöntem. Elisa’nın yılgın annesi (Maria Pujalte), kızının Emilia Pardo Bazán’ın feminist romanlarından birini etekliğinde sakladığını fark eder. Ama ne kendisi ne de kızı için dik durabilecek kadar güçlüdür.

Üç yıl sonra Marcela, Elisa’nın çalıştığı köyün yanındaki bir okulda öğretmen olarak işe başlar. İki kadın, artık paylaştıkları evin gizliliği içerisinde şehvetli faaliyetlerle kendilerini eğlendirirler. Bunların içinde açıklanamayacak sebeplerle (aynı anda olmasa da); bir ahtapot, deniz yosunu ve süt yer alır. Coixet, kadınları sevişirken göstermekten çekinmez. Buna rağmen kontrolsüz kamera açıları, piyanonun tatsız melodisi ve tüm o tuhaf seks oyuncakları ile desteklenince; birleşmeleri erotik bir hal olmaktan çıkıp daha çok ucuz ve saçma bir sahneye dönüşüyor.

Köyün düşmancıl yerlileri, oduncu Andres (Tamar Novas) dahil, kadınların arkadaştan öte olduklarını fark ediyor. Böylece Elisa gidiyor, erkek kıyafetleri giyip saçlarını kısacık kestiriyor ve dönüp kendisinin kuzen Mario olduğunu söylüyor. Şanslarına bakın ki; gözleri gerçekten çok bozuk bir rahip, Elisa’nın kalemle çizilmiş bıyığını (şakasız) ve bir kadın oluşunu fark etmeyip ikisini kilisede evlendiriyor. Numaralarının ortaya çıkmasını önlemek için Marcela, Andres’ten hamile kalıyor. (O kadar saçma ki, Coixet açıklama girişiminde bile bulunmuyor.) Ancak sonunda numaraları ortaya çıkıyor ve çiftimiz Portekiz’e kaçıyor. Burada da tutuklanıp ihraç edilme korkusuyla karşı karşıya kalıyorlar.

Elisa Sánchez Loriga ve Marcela Gracia Ibeas tarihte gerçekten de var oldular. Gerçek hikayeleri, onları gururlandırma amacıyla çekilen filmden hem daha büyüleyici hem de daha karmaşıktı. Çok sık olduğu üzere, şu eski ‘’gerçek bir hikâyeden esinlenilmiştir’’ kalıbı eleştirileri susturmak için uygun bir yöntemdir. Özellikle de filmin sonunda, “Ne büyük badireler atlattılar!” hissiyatı verilmiş eşcinsel bir çiftin evlilik fotoğrafları varsa. Evet, buralara kadar geldik; ama aynı zamanda sinema da geldi. En büyük suçlu da Coixet’in inanılması güç, filmi başlatıp bitiren Arjantin ovalarından da düz olan hikayeciliği ve beceriksiz senaryosu. (Çiftin aşkı Buenos Aires civarlarında sonlanıyor.)

En azından Greta Fernandez’in Marcela’sı biraz iç çatışma belirtisi gösteriyor. Ancak Natalia de Molina, Elisa’yı ruhsuz ve özellikle o saçma bıyıkla inandırıcılığı sıfır şekilde oynuyor. Gerçek bir tutku yok, hatta yan roller bile kendilerinden emin değillermiş gibi oynuyorlar. Birkaç tane iris çekimi görselliğin eski tarzda yapılmak istendiğini gösteriyor. Ancak buna rağmen monokrom lenste özellikle Portekiz sahnelerindeki arşiv görüntülerinin tersine bir doku eksikliği göze çarpıyor.

Yazar: Jay Weissberg

Kaynak: Variety

Çeviren: Ece Gezen

Düzenleyen: Yaren Kardelen Budun