Madeline Morley, son on yılı aşkın bir süredir devam eden basılı yayın ile dijital içerik arasındaki savaşı inceledi ve dijital ile basılı yayının aslında birbirine bağımlı bir ilişkide birbirini tamamladığını keşfetti. Basılı yayının ölmüş olduğunu söyleyen oldukça geniş kapsamlı söylemlerin arasından, Morley derince incelenmiş ve düşünceli bir karşıt görüş ortaya sürüyor.

İster alışveriş merkezinde kasada sıra bekliyor olun, ister bir kahve dükkanında oturuyor ya da ister modern bir kitabevine göz atıyor olun; 15, 20 hatta 25 dolarlık dergiler görmeniz olağandır. Lüks kağıtların, hoş konuların, güzel tasarımların ve aniden gazete satışındaki düşüşle alakalı birçok makalenin olduğu bu zarif oluşumlar nerden geldi?

Onlar dünya genelinde, sanki bu onların başına buyruk cazibesini vurgularmış gibi, bağımsız dergiler olarak biliniyorlar. Çok geniş bir alternatife istekiler kitlesi gibi okuyucuları besleyen yavaş yaşam hakkındaki dergi Kinfolk ve girişimcilerin ve sosyetenin vazgeçilmezi Monocle bu kategoriye örnek olabilecek iki büyük isimdir.  İki restoran işletmecisi tarafından kurulan ve kadın şeflerle yapılan röportajları yayımlayan Cherry Bomb’u ya da tamamen kırsal sanat yolundan gelen bir organik yemek hareketi olan Gather Journal’ı biliyor olabilirsiniz (Hatta kendi Ninety Nine U dergimizi de buraya bir yere ekleyeceğiz). Tasarımcılar kaçınılmaz olarak bu sevgiyle tasarlanmış dergileri seviyorlar; onları topluyor, okuyor ve irdeliyorlar. Hatta bazıları o dergileri yapıyorlar.

Soda Books, Berlin

Basılı yayının öldüğü fikri on yılı aşkın bir süredir yaygındır, dijital savaşçılar basılı yayının ölüp gömüldüğünü söylerken, basılı yayın fanatikleri hürmetle yere göğe sığdıramadıkları yayınların savaştığını söylemektedirler. Dijital, basılı yayına karşı: ölümüne kanlı bir mücadelede karşı karşıya gelen iki isim. Hangisi kazanacak? Oysa ki Cherry Bomb, Gather ve çok daha fazlasının cüretkâr, görkemli sırtlarının varlığı ve bunların internet üzerindeki enerjik takipçi topluluğu tamamen farklı bir hikaye anlatıyor. Tıpkı Amerika’daki dergi sayısının 2008’den beri 7100 ile 7300 arasında değişen bir oranda istikrar gösterdiğini söyleyen raporlar gibi.

Gerçek şu ki; aslında gerçek bir savaş yok. Basılı yayının dijital ile birbirine dayanan ve üretken bir ilişkisi var. Dergilerin işlevi, anlamı ve kullanımı ise sadece zaman ve alışkanlıklar değiştikçe evrim geçiriyor. İnternetin hızlı, ucuz, tek kullanımlık içerikleri ve anlık gelişmeleri basılı yayından daha iyi yaptığı su götürmez; işte bu yüzden gazeteler adapte olmak zorundaydı. Basılı yayının belirli bir türünün ölmekte olduğu doğru ama dijital medya daha ilginç, düşünceli ve gelişimsel bir tür basılı yayına alan yarattı.

Temel değişim özgürleştirici bir şeydi. Basılı yayın artık bir iş modeli değil; artık bir fikrin kalbi ve esas ifadesi ve bu değişim grafik tasarımın gelişmesine de izin verdi. Fikre görsellik kazandırıldı; fikir nesneleşti.

***

Yüzyılın devri her zaman geleceğe yönelik tahminlere adanmış bir andır. 2000’li yıllarda basılı yayın için birçok şey aynı anda oldu. İnsanların kolay bir şekilde ve bir stille kendi baskısını yapabileceği bir manzara ortaya çıktı.

Büyük yayınevlerinin dijitalin gelişen gücü karşısında dikkati dağıldı ve buna takıntılı hale geldi. iPad’in yayıncılığı nasıl değiştireceğine dair bir sürü konferans vardı ve Wired ve Guardian gibi isimler dijital projelere tonla para yatırdılar. Bu arada teknoloji InDesign’ın daha iyi versiyonlarını doğurdu ve masaüstü ekipmanları insanların kendi evlerinde, kafelerde, kütüphanelerde ve her nerede isterlerse orada sayfa düzeniyle yaratıcı deneyler yapmaları için daha fazla ulaşılabilir hale gelerek düzenli bir şekilde herkese açık oldu.

Görseller Newspaper Club’a aittir.

2009’da, Glasgow’dan küçük bir idealist matbaacılık şirketi The Newspaper Club manzaranın daha da değişmesine yardımcı oldu. Gazetelerin orijinal gücü ve mevcudiyetinden ilham alan bu küçük şirket her tür müşteriye, öğrenciler ve fotoğrafçılardan büyük teknoloji şirketlerine kadar herkese tasarımlarını internete yükleme ve kişisel yayınlarını yayınlama olanağını verdi. Aynı yıl içerisinde Kickstarter kısmen finansman sorununu çözdü. Kişisel yayıncılığın gelişimi –bazıları bunu ironik olarak görebilir- internet sayesinde oldu.

Editörlük tutkusu olan grafik tasarımcıları için teknolojideki değişiklik bir vahiydi. Revaçta olan bir dergide kağıdın kalitesi gibi bazı şeyler genellikle maliyeti azaltmak için kesilirdi ve birçok tasarım kararı pazarlama ve kar gerekliliklerine göre verilirdi. Bir kapağın tasarımı sıklıkla kitlesel piyasa satışını artıracaksa ona göre belirlenirdi. Ama kendi dergilerini tasarlarken insanlar pazar sınırlamalarının dışında farklı bir şeyler yapabilirlerdi ve düşük baskı ücretleri yüzünden deneyler yapabiliyorlardı. Eğer isterlerse daha kaliteli kağıtlar seçebiliyorlar, kalıplarla daha fazla şey yapabiliyorlardı.

Bu özgürlük ve potansiyel diğerlerinin gözüne özellikle İngiltere’de 2005’te küçük bir grup film meraklısının başarısını gördüğünde çarptı. Ticari yayınevlerindeki işlerinden sonra bir barda biralarını yudumlarken bir grup, ilham vermeyen ticari dergilerden farklı, daha havalı bir tür dergi, sevdikleri bağımsız sinemayı yansıtacak bir dergi fikrinin hayalini kurdu. Şimdilerde film meraklılarının favorisi olan bu dergiye Little White Lies adını verdiler.

Görseller Little White Lies dergisine aittir.

“O dönemlerdeki film dergileri manşetlerle gölgelenmişti. Biz bunların çoğu derginin sorguluyor gibi görünmeden körü körüne sürdürdüğü ucuz pazarlama tepkileri olduğunu sezinledik” diyor markanın kurucu sanat yönetmeni Paul Willoughby. Bugün Human After All tasarım ajanslarında Little White Lies’ın kurucu editörü Danny Miller ile birlikte çalışıyor. İlk defa  Little White Lies’ı yayımladıktan ve dergi dikkatleri çektikten sonra, Google için bir dergi yayınlamaya başladılar ve ardından bu sefer de alt kültürlerle alakalı Huck denilen başka bir dergiye başladılar.

“Little White Lies ile dergi kültürünü homojen bir kütleye doğru yönlendiren tasarım düzenlerinden kaçınarak çok saf görsel bir yaklaşımla dergi hazırlamayı amaçladık”

Resimlendirme onların temel ayırt ediliciliğiydi; güçlü bir imza ve resimlendirme Photoshop’un gelişi sırasında ölüp gittiği için yayıncıya ait bir Rönesans idi. Çok az ya da hiç kapak yazısı ile, her kapağı resimlendirilmiş bir tasvirle sunarak ve derginin içini bütüncül olarak resimlendirerek Little White Lies zeki, meraklı okuyucularını ve onların zevkleriyle gereksinimlerini sadece zekice film yazılarıyla değil aynı zamanda tasarım konusunda taze bakış açısıyla da tatmin etti. Dünyanın diğer ucunda San Franscisco’da 2009’da benzer bir taktik çok satan yazar Dave Eggers tarafından edebi dergisi The Believer için kullanıldı. Derginin her kapağı karikatürist Charles Burns tarafından güzel bir şekilde resimlendirildi.

Her iki dergi de muhtemelen internet üzerinden birbirinden haberdardı ve birbirlerinden güven alıyorlardı çünkü yaratıcı editörlük tasarımı işlerini teşhir eden birçok blog türemişti. Bu tür bloglardan biri olan magCulture dergi meraklısı, Time Out ve 1980’lerin stil ikonu Blitz’in ta kendisi gibi birçok yayının sanat yönetmenliğini yapmış olan grafik tasarımcısı Jeremy Leslie tarafından kuruldu. Bloglar basılı yayını seviyorlardı ama bunu interneti kullanarak göklere çıkarıyorlardı. İnterneti bir tehdit olarak görmektense ileri görüşlü hevesi yayma yolu olarak görüyorlardı.

Görseller The Believer dergisine aittir.

“İnternet ağı, insanların farklı ülkelerden dergi çıkaran diğer insanların ne yaptıklarını fark etmelerine, ilham almalarına ve kendilerinin bunu nasıl yapabileceklerini görmelerine izin veriyor”, diyor Leslie. “İnsanlar günümüzün bir bağımsız dergi rönesansı olduğunu söylüyorlar ama aslında her zaman bağımsız dergi çıkaran insanlar vardı. 60’larda alternatif basın, 70’lerde avangart, 90’larda ise moda dergileri vardı. Bugünün o zamanlardan tek farkı artık dergi yapımcılarının birbirlerini dünyanın öbür ucundan bile görebiliyor olmaları.” Daha sonra Berlin’deki Do You Read Me? yada Indianapolis’teki PRINtEXT gibi birkaç dağıtım mağazası bu dergileri stokladı ve Londra’da 2009’da kurulan Stack denilen bir sevkiyat sistemiyle abonelerine her ay yeni bir bağımsız dergi gönderilmesine yardımcı olmaya başladı.

Tek seferde tek bir kişiyle röportaj yapan röportaj dergisi mono.kultur 2005’te Berlin’de; Monocle’ın ilk sayısı tarz sahibi dünya gezicileri için Londra’da 2007’de; erkeklerin stili için çığır açıcı olan Fantastic Men Amsterdam’da 2008’de aynı yılda Barcelona’da eksantrik iç tasarım zevklerine sahip olanlar için Apartamento; cüzdanın yanı sıra kalın kitaplar taşıyan stil sahibi kadınlar için The Gentlewoman Londra’da 2010’da ve daha sonrada istekli yapımlar için Kinfolk Portland’da 2011 yılında kuruldu.

Her yeni dergiyle birlikte, okuyucusunu harekete geçirmek ve canlandırmak için yeni bir tasarım ve stil ortaya çıktı. O dergiyi taşıyan kişinin kimliğini direkt olarak ifade eden bir tasarım.

***

magCulture bloguna 2015-201 yılları arasında iki yıllık bir süreyle katkıda bulundum ve o süre zarfında her hafta üç ila dört arasında yeni dergi elime geçti. Yeni adlar her zaman aniden ortaya çıkardı; bazıları müthiş, bazıları kötü ve bazıları muhteşem bir şekilde kendine has olurdu. Bu yayınların kökeninin izini sürdüğümüzde bağımsız dergi fikrinin internet üzerinde ortaya çıktığı çoğu zaman su götürmezdir. İnsanlar fikirlerini ve seslerini blog yazarak ve sosyal medyada yazarak geliştirdiler, kendilerine yakın kişilerle iletişim kurdular ve bir sonraki adımları da kalıcı bir şey yaratmaktı. İnançlara, fikirlere ve tercihlere grafik tasarımı yoluyla görsel bir şekil vermekti. Bir kimlik kazandırmaktı. Dergi yayınlamanın tanımlayıcı bir yönü vardı: Biz buyuz. Böyle görünüyoruz.

En heyecan verici bulduklarım revaçta olmayıp yetersiz temsil edildiklerini düşünenlerin hazırladıklarıydı; yapımcılar kişisel yayıncılıkla, tasarımın medya normlarını altüst ettiği bir meşruiyet hareketiyle kendi alanlarını oluşturdular. Banana dergisi New York’tan, özgün Asyalı-Amerikalı üretimlerle klişeleri yok etmek amacıyla yola çıktı; tasarımı ise canlı, enerjik, ilham verici kültürlerarası atıflar karışımından oluşuyor. Londra’dan Niijournal dergisi İngiltere moda topluluğundaki çeşitlilik sorunlarını inceliyor ve sadece renkli insanların çekimlerini sergiliyor. Kapakları siyahın ve kahverenginin nüanslarıyla dolu. Avusturalya, Adelaide’den çıkan öfkeli ve fantastik Krass Journal dergisi ise kuir teorisi ve cinsiyet politikaları hakkında üçüncü dalga feminist hareket yayını. Aktif tasarımı kadınsı klişeleri yıkıyor. Basımcılığı sanki insanların ona dikkatini vermelerini istiyormuşçasına uyumsuz ve gürültülü.

2013’te revaçta olan kadın dergilerine alternatif olarak, Londra’da tasarım sorumlusu Danielle Pender ve yapımcı yöneticisi Shaz Madani tarafından Riposte kuruldu. İsmi kadınları elde edilemez güzellik standartlarına zincirleyen sıradan revaçta içeriklere karşı saldırıyı* gözler önüne seren bariz bir beyannameydi. Kadınları elde edilemez güzellik standartlarına zincirlemek yerine Riposte, söyleyeceği çok şeyi olan güçlü, zeki rol modellerini yayınlıyor. Cesur ve röportaj yaptıkları kadınların ismini içeren all-type türü kapakla, ilk sayıları adeta amaçlarını ifade etti. Bu dergi kadınların nasıl göründüğünden çok daha fazlasıyla ilgili. Bu dergi onların kim oldukları hakkında, zihinleri, kelimeleri, enerjileri hakkında.

Görseller Riposte dergisine aittir.

“Tipografik kapak odak noktasını kadınlara, başarılarına ve söylemek istediklerine çevirmenin, abartı tasarımı ve yanlış cazibeyi silmenin bir yoluydu”, diyor Madani. Bu tasarım kararı all-type kapaklarının gazete bayilerinin belalıları olduğuna yönelik geleneksel algısya meydan okudu ve o yıl içinde o kapak Riposte’a İngiltere’de Tasarım Müzesinin Yılın Tasarımı ödüllerine adaylık kazandırdı ve Avrupa Tasarım Ödülleri’nde de birincilik getirdi.

“Şu an kendi sesimizi daha iyi daha iyi oturttuğumuz için, sadece yazılı olanların yanı sıra fotografik kapaklar da kullanmaya başladık” diye ekliyor Madani. “Bununla kadınların nasıl algılandıklarını değiştirmek istiyoruz. Bağımsız bir yayımcı olarak geleneksel yayınların yapamadıkları ya da yapmak istemedikleri şeyleri zorlayabilir ve meydan okuyabiliriz. Son kapağımızda siyahi bir aktivist ve kanseri yenen Ericka Hart’a ve onun göğüs kanserinin ardında bıraktığı izlere yer verdik. “

Tasarım, dergi yapımcılarının en çok inandıkları şeyi mükemmel bir şekilde ifade edebilir.

Bu, sadece kendi günlük işlerinin yanı sıra başta kendi sermayeleriyle, tutkuyla yönetilen projeleriyle sanat icra eden kişilerle sınırlı değildir. Çevirmiçi medya platformları ve şirketler dergilerin yaratıcı potansiyellerine, öz değerlerin dile getirilmesinin bir yolu olarak kucak açtı. Geleneksel medya, iş sahalarının başka çözümlerin ulaşamayacağı kısımlarını canlandırdı: Airbnb, Google ve Net-a-Porter ve diğer internet müdavimleri bunları yaratanlardı. Bir dergi bir karakterdir; yapımcılarının bütünüyle ses stilini, tonunu, görünüşünü ve içsel kişiliğini temsil edebilir.

Vice dergisi örneği özellikle neden basılı yayınların bir markanın merkezi olabileceğini gözler önüne seriyor; imparatorluğu başlatan yayın hala hayatta ve dünya çapında medya devine dayanak sağlıyor; paraları ortaklıklardan, organizasyonlardan ve televizyon kanallarından gelmesine rağmen hürmetsiz seslerini tanımlıyor ve sürdürüyorlar. Medya devleri de bağımsızları ve onların tasarım olarak kabiliyetlerini derginin anlamını canlandırıcı bir etki olarak dikkate alıyorlar. Örneğin unutulmaz bir şekilde 2015’te The New York Time dergisi, kökeni erkeklere yönelik bir dergi olan Port’u ve modern maceracılar için Avaunt’u yayımladığı bağımsız dergi topluluğuna dayanan Mat Willey’i sanat yönetmeni olarak işe aldı.

“Basılı yayın öldü” fikrinin öldüğünü söylemek yanlış olmaz. Basılı yayın zaten gerçekten de yok olup gitmiyordu, sadece evrim geçiriyordu. Eğer dergilerin geleceğine dair bir tehdit vardıysa da, grafik tasarımı günü kurtardı. İnternet tarafından özgür bırakılan tasarımcılar, belirli tür içeriklerle canını sıkmadan sayfayı sunmanın ve üretmenin yeni yollarına odaklanabilirler. İnterneti tamamlayan, ondan ortaya çıkan ve yine onu besleyen yayınlar basabilirler. Yeni bir dünyada, dergiler bir zamanlar ettiklerinden daha farklı bir anlam ifade ediyorlar ancak onlar sevimli gayeleri, amaç beyanları, başkaldırı simgeleri, kişisel ve toplu  manifestolarıyla her zamanki kadar gereklidirler.

 

*Riposte karşı saldırı demektir.

Yazar: Madeleine Morley

Çevirmen: Elmas Süntar

Kaynak: https://99u.adobe.com/articles/56147/print-aint-dead