Babil

Babil

Babil şehri, güney Mezopotamya’da Fırat Nehri çevresinde, bugünkü Irak sınırlarında bulunmaktadır. Dünyanın bu bölgesinde en eski şehirler arasında olmasa da (genellikle bunlardan en eskisinin Uruk olduğu düşünülmektedir), antik Mezopotamya mitolojisinde koruyucu tanrıları Marduk tarafından dünyanın yaratılışında oluşturulan ilk şehir olarak görülmeye başlandı. Bugün şehrin asıl kökeni hakkında çok az şey biliniyor: İlk olarak M.Ö. üç binlerin sonlarındaki metinlerde görünüyor. 

Babil, M.Ö. 18. yüzyılda, Hammurabi (M.Ö. 1792-1750), siyasi ittifakların ve askeri eylemlerin kombinasyonu ile büyük bir devleti kendi yönetimi altına almayı başardığı zaman öne çıktı. Özenlice yapılmış kutsal sembolleri (47.1a–h) bir araya getiren altın mücevher dönemin lüks metal işçiliğine dair fikir verirken, bir kil levha (32.39.2) ise kahramanca duruş sergileyen o dönemin Mezopotamya kralını gösterir; ayrıca bazı büyük heykel örnekleri (1972.96) de günümüze ulaşmıştır. Bu noktadan itibaren Babil, güney Irak’taki en önemli şehir olmaya devam edecekti, ta ki İskender zamanına kadar.

Babil, tarihçilerin eski Babil dönemi olarak adlandırdıkları döneme ani bir son veren Mezopotamya’ya yapılan bir Hitit saldırısının Babil sınırlarına dayandığı M.Ö. 1595 yılına kadar Hammurabi’nin varisleri tarafından yönetiliyordu. Zamanla yeni bir hanedanlık ortaya çıktı. Babilli olmayan Kassitler olarak bilinen yeni yöneticiler, saray ikonografisinde ve metinlerinde Babil yöntemlerini benimsediler. Kassit dönemi sanatı, en çok kudurru (1985.45) olarak bilinen bir tür taş anıtla bilinir. Bir zamanlar arazilere dikilmiş sınır taşları olduğu düşünülen bu anıtlarda (büyük olasılıkla tapınaklara yerleştirilmişlerdi), genellikle kral tarafından yüksek rütbeli memurlara bağışlanan arazileri ve birçok dini imgeyi detaylandıran yazıtlar bulunmakta. Astral sembolleri, hayvanları ve belirli tanrılara ilişkin kutsal nitelikleri içeren görseller, metinde vurgulanan bağlılığı korumaya ve kutsamaya hizmet etti. 

Kassit dönemi silindir mühürleri de kendine özgüdür. Birçoğunun tasarımı uzun ve dindar bir ithaf yazıtından ve bir kralın veya bazen dua pozisyonundaki (1985.357.44) başka bir figürün görselinden oluşur. Tüm zamanların Babil sanatında kralın dindarlığı ve Mezopotamya tarihi boyunca tekrarlanan benzer görsellerin yoğun bir vurgusu yer alır. Bazı mühürlerde kralın yerini Mezopotamya sanatında genellikle kendisine adak adayan bir insan için daha güçlü bir tanrıya dua ederken tasvir edilen tanrıça Lama yer alır. Aynı tanrıça kolyelerin ucunda (47.1a–h) veya taş anıtlarda sunulduğu gibi Kassit dönemi (61.12) de Lama’yı geniş çapta betimler. 

Milattan önce ikinci yüzyılın sonu, Babil’in kısa sürede Asur egemenliği altına girmesiyle beraber Babil üzerindeki gücün birkaç kez el değiştirdiğine şahit oldu. Daha sarsıcı olan ise M.Ö. yaklaşık 1159’da İran’ın güneybatısındaki Elam’dan gelen ordunun şehri yağmalaması idi. Babil’in koruyucu tanrısı Marduk’un put heykelini de içeren hazineler Susa’daki Elamit başkentine taşındı. Heykel, sonrasında, Nebukadnezar I (M.Ö. 1125-1140) tarafından ele geçirildi, fakat ardından gelen Babil’in özerkliği dönemi genişleyen Neo-Asur imparatorluğuna dahil edildiği için M.Ö. 8. yüzyılda sona erdi. 

Babildeki Asur yönetimi, şiddetli ve sürekli muhalefetle yüzleşti, fakat Asur kralları güney Mezopotamya’nın kutsal tapınaklarına hürmet ettiler ve Babil’in meşru kralları olarak tanınmayı istediler. Asur kralı Sennacherib (M.Ö. 704-681) M.Ö. 689 yılında bir isyanı bastırma sürecinde şehri yağmaladığında bu hareket o kadar saygısızca görüldü ki varisleri yazıtlarında bundan bahsetmekten kaçındılar, onun yerine bunun bir doğal afet olduğunu ima ettiler. Bir silindir (86.11.283) Sennacherib’in oğlu ve varisi Esarhaddon’un (M.Ö. 680-669) Babil’deki restorasyon çalışmasını tasvir ediyor. Esarhaddon, problemi sırasıyla bir oğlu Ashurbanipal’ı (M.Ö. 668-627), Asur imparatorluğunun kralı ve diğer oğlu Shamash-shum-ukin’i (M.Ö. 667-648), Babil’in kralı yaparak çözmeye çalıştı. İki kardeş bu şekilde 16 yıl boyunca hüküm sürdüler, fakat en sonunda Shamash-shum-ukin isyan etti, 4 yıllık savaşa ve yıkıcı bir Babil kuşatmasına yol açtı. Ashurbanipal galip geldi ve Babil tahtına Kandalanu (M.Ö. 647-627) adında bir kukla yönetici atadı. Ancak, bir nesil içinde, Asur İmparatorluğu’nun kendisi çöküşe uğramaktaydı ve yeniden yükselişe geçen Babil’in tehdidi altındaydı. Bir mektubun sonraki bir kopyası (86.11.370a,c–e), Asur’un son krallarından biri olan Sin-shar-ishkun’un (M.Ö. 622-612) görünüşe bakılırsa Babil kralı Nabopolassar (M.Ö. 625-605) ile birlik olarak tahtını korumayı rica eden bir çağrıyı muhafaza ediyor. Fakat bu aşamada, Asur devleti yıkılmaya mahkum edildi: Nabopolassar ve oğlu Nebukadnetsar II (M.Ö. 604-562) Basra körfezi kıyılarından Akdeniz kıyılarına kadar uzanan geniş bir arazi olan eski imparatorluğunun çoğunu yönetmeye geldiler.

Nebukadnetsar II, ismini Marduk heykelini Susa’dan kurtaran kraldan almıştır. Sonraki kral (Nebukadnetsar I) en nihayetinde atalarından daha ünlü bir hale gelmişti, ancak İncil’de baş gösteren Nebukadnetsar II olmuştur. Babil kralı olarak geniş sarayları ve iyi döşenmiş tapınakları, devasa şehir duvarlarını ve kükreyen aslanları (31.13.131.13.2)tasvir eden renkli sırlı tuğlalarla kaplı uzun bir Tören Yolu ile varılan büyük bir kuzey giriş noktası olan İştar Geçidi’ni inşa ederek şehrin çoğunu (86.11.60) yeniden inşa etti. Şu anda Babil’in dünyadaki en büyük şehir olduğu düşünülüyor. Nüfusu, elbette ki, oldukça kozmopolitandı: Nebukadnetsar, potansiyel muhalefet merkezlerini parçalamak, iş gücü sağlamak veya her ikisini de yapmak için Asurların büyük insan topluluklarını imparatorluk içinde hareket ettirme uygulamasına devam etti. Yahuda devleti ve Kudüs şehri olayında bu tür eylemler ona İncil’de haysiyetsizlik kazandırdı. İncil’deki peygamberler tarafından Babil’e karşı kullanılan etkili dil, en sonunda Hristiyanların Kıyamet (18.65.8)tasavvurlarına dahil edilecekti. Bunun aksine, Babil kralları, Nebukadnetsar’ın tapınak restorasyonundaki kendi yazıtlarının vurgusunda ya da genellikle Marduk’unkileri ve onun oğlu Nabu’nunkileri (86.11.35) içeren mihrapların önünde tek bir figürü veya kutsal sembolleri gösteren dönemin birçok iyi damga mühürlerinde görülebileceği gibi kendilerini dindar şahıslar olarak görüp sundular.

Neo-Babil imparatorluğu kısa ömürlüydü: M.Ö. 539’da Pers kralı II. Cyrus, İran merkezli yeni, geniş bir imparatorluk kurarak şehri fethetti. Bu hiçbir şekilde Babil’in sonu değildi: Şehir önemini sürdürdü ve birkaç Akhemenid Fars kraliyeti başkentlerinden biri olarak devam etti. İki yüz yıl sonra imparatorluğun yıkılma sırası geldiğinde İskender, Babil’i yeni Asya imparatorluğunun başkenti yapmaya niyetlendi. Böylesi hayalleri gerçekleştirilmeden M.Ö. 323’te, bu şehirde hayata gözlerini yumdu. Birbirini takip eden taht kavgalarından Seleucus I Nicator, İskender’in Asya tarafı imparatorluğunun baskın gücü olarak ortaya çıktı. Dicle Nehri üzerine yavaş yavaş Babil’in yerini alan Seleucia adında yeni bir şehir kurdu. Eski şehir, Yunan tarzı tiyatronun ve Helenistik kültürün Seleucid ve Parthion dönemi boyunca antik başkenti nasıl etkilediğini gösteren bölgedeki diğer keşiflerin varlığı sağ kaldı, ancak bu andan itibaren Babil küçülmeye başladı. M.Ö. 2. yüzyılda Part ordusu tarafından yağmalandı ve toparlanamadı, buna rağmen çok sayıda tablet gösteriyor ki şehrin tapınak kuruluşları çivi yazısı biliminin (86.11.286a) son merkezlerinden biri olarak devam etmiş: son tarihli çivi yazısı metinleri M.S. 1. yüzyılda yazılmıştır. Köyler, tıpkı bugün oldukları gibi, bu geniş bölgenin kenarlarında kaldılar ve orta çağ gezgini Tudelalı Benjamin orada önemli bir Yahudi topluluğunu betimledi. Aslında bölgede Babil denilen yaşayan köye yapılan son gönderme 10. yüzyılda Abbasilerden gelmektedir. Yine 10. Yüzyılda yakınlarda yeni bir şehir olan Hile (aslen el-cami’eyn olarak adlandırılır.) kuruldu. Nebukadnetsar’ın Babil’indeki yazılı fırınlanmış tuğlalar, yeni yerleşim yeri için önemli bir yapı malzemesiydi ve Babil’in kazıcılarının, onları sürekli kasabadaki evlerin içine katıldıklarını bildirdiği 20. yüzyılın başlarında, yeni yapılarda kullanılmak üzere geri dönüştürülmeye devam ettiler.

Son yıllarda Babil bölgesi, antik binaların sorunlu yeniden yapılandırılmasından, birçok geniş çaptaki modern binalardan, hafriyat işlerinden, düzenli koruma çalışmalarının kesintisinden ve 2003-2004’teki antik şehrin tam ortasında yer alan askeri üssün varlığından kayda değer biçimde zarar gördü. Bugün Iraklı arkeologlar tüm antik zamanların en önemlileri arasında kalmaya devam eden bu alanı korumak ve idare etmek için çalışıyorlar.

Yazar: Micheal Seymour

Kaynak: The Met Museum

Çeviren: İpek Kılıç 

Düzenleyen: Merve Ayyıldız

Leave a comment