1519’da istilacı Hernan Cortes, Meksika körfezi kıyısına ayak bastı ve tüm  güçlü Aztek İmparatorluğu’nun fethine başladı. 1521’in Ağustos ayına gelmeden görkemli şehir Tenochtitlan [Antik Aztek başkenti] harabeye dönmüştü.  Sonucunda Aztek toprakları ‘’Yeni İspanya’’ adını aldı ve kolonileşme süreci başladı. İstilacıların yerine bürokratlar ve koloni yetkilileri geldi ve Meksika 1810’da bağımsızlık mücadelesinin başlamasına kadar İspanya sömürgesi olarak kaldı.

Costes’in Aztek İmparatorluğu’nu devirmesinin, en büyüğü şu an bizlerin de Meksika olarak bildiği ulusun ortaya çıkması olan, çok sayıda sonucu oldu. İşte Aztek topraklarının İspanya tarafından zapt edimesinin birkaç sonucu:

Fetih Dalgasını Tetikledi

Cortes, Aztek altınlarının ilk sevkiyatını 1520’de İspanya’ya gönderdi ve o andan itibaren altın hücumu başladı. Binlerce maceraperest Avrupalı genç –yalnızca İspanyollar değil-, Aztek İmparatorluğu’nun sahip olduğu büyük zenginliğin hikayesini duydu ve tıpkı Cortes’in yaptığı gibi servet edinmek için yola koyuldu. Bir kısmı Cortes’e katılmak için zamanında varmışken çoğu bunu başaramadı. Meksika ve Karayipler yakın zamanda bir sonraki büyük fetihte yer almak için bekleyen umutsuz ve acımasız askerlerle doldu. İstilacı ordular, Yeni Dünya’yı, zengin şehirleri yağmalamak için didik didik aradı. Bazıları, Tıpkı Francisco Pizarro’nun Güney Amerika’nın batısındaki İnka İmparatorluğundaki fethi gibi başarılı oldu; ama çoğu Panfilo de Narvaez’in dört adam haricinde üç yüzden fazla kişinin öldüğü Florida’ya yaptığı talihsiz seferi gibi başarısız oldu.

Güney Amerika’da El Dorado efsanesi –kendini altınla kaplayan kralın yönettiği kayıp şehir- 19. YY boyunca devam etti.

Yeni Dünya’nın Nüfusu Büyük Ölçüde Azaldı

İspanyol istilacılar, yerli savaşçıların daha önce hiç görmediği toplarla, yaylı tüfeklerle, mızraklarla, iyi Toledo kılıçlarıyla ve  ateşli silahlarla geldi.

Yeni Dünya’nın yerli kültürleri savaşçıydı ve ilk olarak kavgaya sonra sorular sormaya eğilimliydi, böylelikle fazla çatışma oldu ve çok fazla yerli savaşta öldü. Diğerleri köleleştirildi, yurtlarından sürüldü ya da açlığa ve yağmalanmaya dayanmaya mahkum bırakıldı. İstilacılar tarafından yaşatılan şiddetten çok daha kötüsü çiçek hastalığıydı. Bu hastalık 1520’de Panfilo de Narvaez ordusunun üyelerinden biri tarafından Meksika kıyılarına ulaştı, kısa zamanda yayıldı ve hatta 1527’ye kadar Güney Amerika’daki İnka İmparatorluğu’na kadar ulaştı. Çiçek hastalığı sadece Meksika’da bile milyonlarca kişiyi öldürdü. Kesin sayıyı bilebilmek imkansız ama bazı tahminlere göre çiçk hastalığı Aztek İmparatorluğu’nun nüfusunun %25 ila %50’sini yok etti.

Kültürel Soykırıma Öncü Oldu

Meksika-Orta Amerika dünyasında, bir toplum diğerini fethettiğinde –ki oldukça sık rastlanan bir durumdu- galip olanlar kaybedenlerin dini inançlarını etkilediler ama esas tanrılarını reddetmediler. Mağdur kültür tapınaklarını ve tanrılarını korumaya devam etti ancak yandaşlarının zaferinin onları güçlendirdiği gerekçesiyle sıklıkla diğer ilahları da kabullendi. Bu aynı yerel kültürler, İspanyolların aynı şekilde inanmadığını keşfettiklerinde şaşırdı.

İstilacılar, ‘’şeytanlar’’ tarafından mesken tutulmuş tapınakları rutin olarak imha etti ve yerlilere kendi tanrılarının sadece bir tane olduğunu ve geleneksel tanrılara ibadet etmenin sapkınlık olduğunu söyledi. Sonra, Katolik rahipler geldi ve binlerce kutsal kitabı yakmaya başladı. Yerlilerin bu “kitapları”, kültürel bilgi ve tarih hazinesiydi ve maalesef bugün sadece birkaç hırpalanmış örneği kaldı.

Rezil Encomienda Sistemi’ne Sebep Oldu

Azteklerin başarılı zaptından sonra, Hernan Cortes ve sonraki koloni bürokratları iki problemle karşılaştı. Bunlardan ilki karaya ayak basan (ve altınlar Cortes tarafından paylaştırılırken fena halde dolandırılan) kana bulanmış istilacıların karşılığını nasıl verecekleriydi. İkincisi ise fethedilen karanın nasıl yönetileceğiydi. Encomienda sistemini getirerek bir taşla iki kuş vurmaya karar verdiler.

İspanyolca bir fiil olan encomendar’ın anlamı “emanet etmek”tir ve sistem şu şekilde işledi: Bir istilacı ya da bürokrata büyük bir toprak parçası, üzerinde yaşayan yerlilerle birlikte emanet ediliyordu. Encomedenro yani emanet edilen kişi o karada yaşayan kadın ve erkeklerin güvenliğinden, eğitiminden, dini refahından sorumluydu ve karşılığında halk ona borcunu ürün, yiyecek ve iş gücü vb şekilde ödüyordu. Bu sistem içinde Orta Amerika ve Peru’nun da dahil olduğu sonraki fetihlerde de uygulandı. Aslında encomienda sistemi gizlenmeye çalışmış bir kölelikti ve milyonlar -özellikle madenlerde- tarif edilemeyecek kadar korkunç şartlar altında öldü. 1542’de çıkan “Yeni Yasa”, sistemin kötü yanlarını dizginlemeye çalıştı ama sömürgeciler arasında o kadar karşı çıkıldı ki Peru’daki İspanyol toprak sahipleri açık isyan ilan ettiler.

İspanya’yı Bir Dünya Gücü Yaptı

1492’den önce İspanya, Endülüsleri Güney İspanya’dan dışlayabilmek için kendi iç tartışmalarını güçlükle bir kenara bırakabilmış olan bir grup feodal hristiyan krallıktan ibaret bir yerdi. 100 yıl sonra, İspanya Avrupa’nın merkez gücü oldu. İspanya’yı büyük güç yapan şeylerin bir kısmı etkili yöneticileriyle alakalı olsa da, çoğu Yeni Dünya’da keşfettikleri yerden gelen zenginliklerden dolayıydı. Aztek İmparatorluğu’nda yağmalanan altınların çoğunun deniz kazasında kaybolmasına ya da korsanlar tarafından el konmasına rağmen zengin gümüş madenleri önce Meksika’da, daha sonra Peru’da keşfedildi. Bu zenginlik İspanyolları dünya gücü yaptı ve onları önce savaşlara sonra da dünya fethine götürdü. Çoğu İspanyol parasına dönüşen tonlarca gümüş, İspanyol sanatçılarını sanat, mimari, müzik ve edebiyat alanlarında muhteşem katkılar gözlemlenen İspanya’nın “Sigle de Oro” adı verilen altın çağına teşvik etti.

Yazar: Christopher Minster

Çevirmen: Zeynep Ecem Maden

Kaynak: ThoughtCo