Atom enerjisi neden gittikçe önemini yitiriyor?

Atom enerjisi neden gittikçe önemini yitiriyor?

Fransız Nükleer Enerji Santrali Cruas: “Fransız Atom Güvenliği Dairesi ASN), kısa süre önce eski nükleer santrallerin hizmet ömrünün uzatılması için ön ayak oldu.”

Birçok ülke, Japonya’daki nükleer felakete rağmen, nükleer enerji kullanımında ısrarcı. Hatta bazıları nükleer enerjiyi ticarete dökmek istiyor. Ancak uygulamanın düşüşüne bakılırsa, bu durumun değişmesi pek de olası görünmüyor. Tsunami, on yıl önce Japonya’nın kıyılarını harabeye çevirdi ve Fukuşima-Daiichi Nükleer Santrali’ni yıktı.  Meydana gelen nükleer erime, gözden düşen teknolojiye ağır bir darbe vurdu. 1996 yılında dünya çapında elektrik üretiminde nükleer enerji %17,5’lik bir payla zirveye ulaşmıştı. O zamandan beri bu oran sürekli olarak düşüşte ve günümüzde bu oran %10 seviyelerinde seyretmekte. Öyle ki yeni nükleer santrallerin inşası 1970’lerin sonlarından bu yana ciddi bir gerileme kaydediyor.

Nükleer santrallere sahip neredeyse hiçbir ülkenin, Japonya’da meydana gelen nükleer felaketten sonra dahi, bu enerjiden kesin dönüş yapmaması veya bu konu ile ilgili açıkça görüş bildiren herhangi bir açıklama yapılmaması oldukça dikkat çekicidir. Avrupa’da, 2011 ortalarında Almanya’nın nükleer enerjiden ayrılmasının ardından, sıra İsviçre’de. Son İsviçre nükleer santrali muhtemelen 2034’te tamamen devre dışı kalacak. Avusturya ve İtalya ise 1987’de, Çernobil kazasından sonra, nükleer füzyonu terk etmişti. Fukuşima’daki olaylardan birkaç ay sonra, İtalya’da referandumda bir araya gelen İtalyan seçmenlerin %95’i nükleer enerjiye karşı çıktı. Bu durum dönemin Başbakanı Silvio Berlusconi için ağır bir yenilgiydi.

Bilim adamlarına göre, daha sıkı yaptırım “gözle görülür ve ani fiyat artışlarına” yol açabilir

Öte yandan, hala birçok Avrupa ülkesi nükleer enerjiye sıkı sıkıya bağlı. Fransa kısa süre önce eski 32 nükleer santralin hizmet sürelerini 50 yıla kadar uzattı, Flamanville’de ise yeni bir nükleer santral, inşa aşamasında. Yeni nükleer santraller şu anda Büyük Britanya, Finlandiya ve Slovakya’da üretiliyor. Ayrıca ABD, yeni ABD Başkanı Joe Biden yönetiminde de nükleer enerjiye sadık kalmaya devam ediyor. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansına (UAEA) göre, Bangladeş, Nijerya ve Suudi Arabistan gibi 28 ülke de şu anda nükleer enerji kullanımına başlamak istiyor.

Öyleyse neden siyasi desteğe rağmen nükleer enerji önemini yitiriyor? Yakın zamanda Nature Energy Dergisi’nde, İngiliz Sussex Üniversitesi’nden Araştırmacı Benjamin Sovacool tarafından yayınlanan araştırma bizlere konu ile ilgili ipucu veriyor; “Three Mile Adası (1979), Çernobil (1986) ve Fukuşima’da meydana gelen her ciddi olay veya kazadan sonra hem nükleer santrallerin işletilmesi hem de yeni inşaat projeleri için yasal gereklilikler önemli ölçüde sıkılaştırıldı.” Bu sıkılaşma ekipman, inşaat malzemeleri ve işçiliğe daha fazla ihtiyaç duyulmasına ve daha fazla harcamaya yol açmış, bu da “gözle görülür ve ani fiyat artışlarına, daha uzun kapanmalara ve devam eden projelerde gecikmelere” yol açmıştır. Bu bakımdan, Japonya’daki felaket, siyasi nedenlerden ziyade ekonomik nedenlerle de olsa, nükleer enerjinin azalmasına kesinlikle katkıda bulunmuştur.

Almanya, Darmstadt’taki ÖKO Enstitüsü, Nükleer Teknoloji ve Tesis Güvenliği Başkanı ve Çevre Bakanlığı Santral Güvenlik Komisyonu üyesi Christoph Pistner, “Nükleer santrallerin geçtiğimiz birkaç yıllarda daha ucuz değil, daha pahalı hale geldiği açıkça görülüyor.” dedi. Fukuşima’dan çıkarılan derslerin çoğu hâlâ uygulanmıyor. Yaşanan felaketten sonra Fransa, tesislerini “sağlamlaştırılmış güvenlik çekirdeği” ile donatmak istedi. Bu güvenlik çekirdeği, deprem gibi büyük zarara sebep olabilecek olayların sonuçlarını en aza indirmek ve santrali korumak için tasarlandı. Pistner, “Bu henüz Fransa’da tam olarak uygulanmadı ve bunu tüm fabrikalarda faaliyete geçirmek on yıldan fazla sürebilir” diyor. Ancak, nükleer enerjinin önemini yitirmesinde güvenlik gereksinimleri tek etken değil. Rüzgâr enerjisi ve güneş enerjisi nükleer enerjiye kıyasla çok daha ucuza elektrik üretmek için kullanılabilir. Böylece yenilenebilir enerji, nükleer enerjiye göre daha avantajlı hale geliyor.

Avrupa’da yeni enerji santralleri için devlet, yüksek hibe sağlıyor

Avrupa’da yeni tesisler inşa edilirken, devlet genellikle yüksek hibe sağlar. İngiliz hükümeti, Fransız işletme şirketi EDF’ye, toplam maliyetinin 26 milyar avro olduğu tahmin edilen henüz yapım aşamasında olan Hinkley Point C nükleer santrali için, 25 yıl boyunca kilovat saat başına on bir sentlik bir tarife garantisi sözü verdi. Bu rakam piyasa fiyatının üç katına tekabül etmektedir. Ek olarak, santralin kararlaştırılandan daha erken kapatılması durumunda tazminat ödemeleri yapılacaktır. Ocak ayında EDF, koronavirüs salgını nedeniyle Hinkley Point C’nin planlanandan 580 milyon avro daha pahalı olacağını ve 2026 yılında tamamlanmasının planlandığını duyurdu. EDF, yeni tip “Avrupa basınçlı su santrali” için Fransa’nın Flamanville kentinde yeni bir santral bloğunun inşasıyla programın on yıl gerisinde kaldı.

Mevcut nükleer santrallerde devre dışı kalmalar hâlâ ciddi sorun teşkil etmekte. Alman Ekonomik Araştırma Enstitüsü (DIW) tarafından yapılan bir analize göre, dünyadaki tüm nükleer santraller 1970’lerden bu yana yalnız %66 kapasiteyle çalışıyor, dolayısıyla kapasitenin üçte biri kullanılmıyor ve bu da genellikle uzun süre devre dışı kalmadan kaynaklanıyor. Fransa’da bu durum, 2018 ve 2019’un sıcak yaz aylarında netlik kazandı. Nükleer enerji santrallerinde çok fazla soğutma suyuna ihtiyaç duyulur, şayet çevredeki sular çok ısınmışsa, artık oradan santrale soğuk su basılması mümkün olmadığı için bu durum sorun hâline gelir. 2018 yılında bu kesintiler zirve yaptı ve ilk olarak 58 Fransız nükleer santralinden 27’si, bir yıl sonra da 24’ü geçici olarak devre dışı bırakıldı.

Esasen Hindistan ve Çin’deki yeni inşaat projeleri nedeniyle, şu anda sadece Asya’da nükleer enerjinin önemi büyüktür. Ancak bunun genel olarak teknolojide yeni bir yükselişe yol açması beklenemez. Alman Ekonomik Araştırma Enstitüsü (DIW), “Nükleer enerjide önemli bir devrim olmadığını” belirtiyor. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) dahi, dünya çapında elektrik karışımında nükleer enerjinin payının 2050’ye kadar en fazla %12 olacağını tahmin ediyor. Bununla birlikte, bu durum, bugünün kapasitesinin %80 kadarını, toplam 790 Gigawatt’a genişletmeyi gerektirecektir. Bu da pek mümkün değildir. En düşük ihtimalli yeni tesis senaryosunda dahi, oran ancak %6 civarında olacaktır. Bu rakam, bugünkü değerin yalnızca yarısı olacaktır.

 Yazar: Christoph von Eichhorn

Kaynak: Süddeutsche Zeitung

Çeviren: Naci Pektaş

Düzenleyen: Seda Nur Çifçi

Leave a comment