Arnavutluk- Antik İliryalılar

Arnavutluk- Antik İliryalılar

Antik İliryalılar hakkında Kongre Kütüphanesi Makalesi

Günümüz Arnavutlarının gerçek kökenleri gizemle örtülüdür. Balkan tarihçilerin çoğu, Arnavutların büyük çoğunlukla diğer Balkan halkları gibi kabilelere ve klanlara bölünmüş antik İliryalıların torunları olduğuna inanıyor. Arnavutluk adı, Dıraç yakınlarında yaşayan Arber veya Arbıreşler ve daha sonra Albanoi adlı bir İlirya kabilesinin adından türetilmiştir. İliryalılar, Bronz Çağı sonu ve Demir Çağı’nın başlangıç dönemine denk gelen M.Ö. 1000 civarında Balkan Yarımadası’nın batı kesiminde ortaya çıkan, Hint- Avrupa kabile üyeleriydi. Bölgenin çoğunluğunda, en azından sonraki bin yıl boyunca yaşadılar.

Arkeologlar, İliryalıları, kanat biçimli kabzaları olan demir ve bronz kılıçların üretimi ve atların evcilleştirilmesi ile tanınan Demir Çağ halkı Hallsttat kültürüyle ilişkilendirir. İliryalılar Tuna, Sava ve Morava nehirlerinden Adriyatik Denizi ve Sar Dağları’na kadar uzanan toprakları işgal ettiler. Çeşitli zamanlarda, İliryalı gruplar karadan ve denizden İtalya’ya göç ettiler.

Komşu ülkelerle etkileşim

İliryalılar komşularıyla ticaret ve savaş yürüttüler. Antik Makedonların muhtemelen İliryan kökenleri vardı ancak yönetici sınıfı Yunan kültürünün özelliklerini benimsedi. İliryalılar ayrıca doğuda bitişik toprakları olan, bir başka antik halk Trakyalılar ile de karışmışlardır. Güneyde ve Adriyatik Deniz kıyısı boyunca, İliryalılar çoğunlukla orada ticaret kolonileri keşfeden Yunanlardan etkilendiler. Bugünkü Dıraç şehri, milattan önce yedinci yüzyıl sonunda Epidamnus diye bilinen, Yunan kolonisinden gelmiştir. Bir diğer meşhur Yunan kolonisi olan Apollonia, Dıraç ve liman kenti Avlonya arasında ortaya çıkmıştır.

İliryalılar sığır, at, tarımsal ürün ve yerel olarak çıkarılan bakır ve demirden yapılma ürünlerin üretimi ve ticaretini gerçekleştirmişlerdir. Kan davaları ve savaşlar, İlirya kabileleri için hayatın değişmez gerçekleriydi ve İliryalı korsanlar Adriyatik Denizi’nde gemicilik yapanların başına bela oldular. İhtiyar konseyleri sayısız her bir İlirya kabilesinin başına kabile reisleri seçerlerdi. Zaman zaman, yerel kabile reisleri diğer kabileler üzerine hüküm kurarak genişlemiş ve kısa ömürlü krallıklar kurmuşlardır. Milattan önce beşinci yüzyılda, iyi gelişmiş İlirya nüfus merkezi şimdilerle Slovenya olarak bilinen yukarı Sava Nehri vadisi kadar kuzeyine var olmuştu. Günümüzde Sloven kenti Lübliana’da keşfedilen İlirya duvar süslemeleri, dini tören ile yapılan kurbanları, ziyafetleri, savaşları, spor etkinlikleri ve diğer aktiviteleri teslim etmektedir.

Makedonlara yenilme ardından bağımsızlık

İlirya krallığı Bardhyllus, milattan önce dördüncü yüzyılda müthiş bir yerel güç haline geldi. Ancak, milattan önce 358’de, Makedonya’daki Büyük İskender’in babası, II. Philip, İliryalıları yenerek oradaki toprakları Ohri Gölü’ne kadar üstlendi. Büyük İskender’in bizzat kendisi, milattan önce 335’te İliryalı kabile şefi Klitus’un güçlerini sevk etti ve İliryalı kabile liderleri ve askerler İskender’in İran’a olan bu fethine eşlik ettiler. Milattan önce 323’te İskender’in ölümünden sonra tekrar bağımsız İlirya krallıkları ortaya çıktı. Milattan önce 312’de, Kral Glaucius, Yunanları Dıraç’tan sürgün etti. Üçüncü yüzyılın sonlarına doğru, günümüz Arnavut şehirlerinden, İşkodra’nın yakınlarında, bir İlirya krallığı, kuzey Arnavutluk, Karadağ ve Hersek’i kontrol etti. Kraliçe Teuta komutasındaki İliryalılar, Adriyatik Denizi’nde dolaşan Romalı ticaret gemilerine saldırdı ve bu durum Roma’nın Balkanlara saldırması için bir bahane oldu.

Roma yönetimi

Milattan önce 229 ve 219 yıllı İlirya Savaşları’nda, Roma Neretva Nehri vadisindeki yerleşimleri ele geçirdi. Romalılar milattan önce 168’de yeni kazanımlar elde etti ve Roma güçleri İliryalı Kral Gentius’u, Scodra olarak adlandırdıkları İşkodra’da ele geçirip milattan önce 165’te Roma’ya getirdiler. Bir yüzyıl sonra, Julius Sezar ve düşmanı Pompey, belirleyici savaşlarını Dıraç’ın yakınlarında (Dyrrachium) gerçekleştirdiler. Roma, en sonunda milattan sonra 9 yılında batı Balkanlardaki İmparator Tiberius’un (saltanatı sırasında) inatçı İlirya kabilelerine boyun eğdirdi. Romalılar, günümüz Arnavutluk’u oluşturan toprakları, Makedonya, Dalmaçya ve Epir bölgeleri arasında böldü.

Yaklaşık dört yüzyıl boyunca, Roma yönetimi İlirya nüfuslu topraklara ekonomik, kültürel gelişmeler getirdi ve yerel kabileler arasındaki çoğu moral bozucu çatışmaların da sonunu getirdi. İlirya dağ klanları oradaki yerel otoritelerini sürdürdüler ancak imparatora bağlılık sözü verip elçilerinin otoritesini kabul ettiler. Sezar’ı anma adına yapılan yıllık bayram sırasında, İliryalı dağcılar imparatora sadakat yemini edip ve siyasi haklarını yeniden onayladılar. Kuvend olarak bilinen bu geleneğin benzer bir biçimi, kuzey Arnavutluk’ta günümüze kadar süregelmiştir.

Romalılar pek çok sayıda askeri kamp ve koloni kurdu ve kıyı şehirlerini tamamen latinleştirdiler. Ayrıca, Dıraç’tan Shkumbin Nehri vadisinden Makedonya ve Byzantium’a (daha sonraları Konstantinopolis) giden ünlü bir askeri otoyol ve ticaret yolu olan Via Egnatia da dahil olmak üzere su kemerleri ve yolların yapımını denetlediler.

Büyük Konstantin

Köken bakımından Yunan şehri olan Bizans, Bizans İmparatoru Büyük Konstantin tarafından başkent yapıldı ve şehrin ismi onun onuruna Konstantinopolis olarak değiştirildi. Şehir, Türkler tarafından 1453 yılında ele geçirildi ve Osmanlı Devleti’nin başkenti oldu. Türkler şehre İstanbul adını verdiler ancak gayrimüslim dünyasının çoğu şehri 1930’lara kadar Konstantinopolis olarak bildi.

Dağlardan bakır, asfalt ve gümüş çıkarılırdı. Temel ihraç ürünleri arasında şarap, peynir, zeytin yağı ve İşkodra Gölü ve Ohri Gölü’nde tutulan balıklar yer alırdı. İthalat, aletler, metal eşyalar, lüks eşyalar ve diğer üretilmiş ürünleri içeriyordu. Apollonia kültür başkenti haline geldi ve Julius Sezar daha sonraları İmparator Agustus olarak anılacak yeğenini oraya okul okumaya gönderdi.

İliryalılar kendilerini Romalı birliklerde savaşçılar olarak ayrı tuttular ve Praetorian Muhafızları’nın önemli bir bölümünü oluşturdular. Kurumsal reformlar geliştirerek imparatorluğu dağılmaktan kurtaran Diocletianus (284-305) ve Hristiyanlığı kabul eden ve başkenti Roma’dan Bizans’a taşıyıp oraya Konstantinopolis adını veren Büyük Konstantin (324-37) de dahil olmak üzere çoğu Romalı İmparator İlirya kökenliydi. Roma Hukuku’nu sistemleştiren, en meşhur Bizans kilisesi olan Ayasofya’yı inşa eden ve imparatorluğun yitirdiği topraklar üzerindeki egemenliğini tekrar genişleten İmparator Justinianus (527-65) da muhtemelen İliryalıydı.

Roma Konstantinopolis’e karşı

Hristiyanlık, İlirya nüfuslu topraklara milattan sonra birinci yüzyılda geldi. Aziz Paul, Roma’nın vilayeti Illyricum’da vaaz verdiğini yazdı ve efsaneye göre Dıraç’ı ziyaret etti. Roma İmparatorluğu milattan sonra 395’te doğu ve batı olarak ikiye ayrıldığında, günümüzdeki Arnavutluk, Doğu İmparatorluğu tarafından yönetiliyordu ama dini olarak Roma’ya bağlıydı. Ancak, Bizans İmparatoru İsuryalı Leo, milattan sonra 732’de bölgeyi Konstantinopolis’in patrikhanesine bağladı. Sonraki yüzyıllar boyunca Arnavut toprakları Roma ve Konstantinopolis arasında dini mücadelenin arenası haline geldi. Dağlık kuzeyde yaşayan Arnavutların çoğu Katolik Romalı olurken, güney ve iç bölgelerdeki çoğunluk Ortodoks oldu.

Yazar: N.S. Gill

Çeviren: Mihriban Sandıkçı

Düzenleyen: Hasan Can Durmaz

Kaynak Linki: ThoughtCO

Leave a comment