Lillian Stoughton Hyde’ ın Favorite Greek Myths (Favori Yunan Mitleri) kitabından uyarlanmıştır.

Arachne, Akdeniz kıyılarındaki küçük bir kasabada yaşıyordu. Ailesi çok fakirdi. Annesi aile için basit yemekler pişirmekle veya tarlalarda çalışmakla meşgulken, Arachne tüm gün duvar halısı dokurdu. Çıkrığı sürekli tıpkı böcek uğultusuna benzeyen bir ses çıkarırdı. Sürekli pratik yaptığından bu konuda öyle becerikli bir hale geldi ki dokuduğu iplikler yakındaki denizden yükselen sis kadar ince bir hal aldı. Komşular bazen, bu kadar iyi eğrilmiş ipliklerin aslında işe yaramaz olduğunu ve Arachne’nin daha az dokuma yapıp, annesine daha fazla yardımcı olmasının daha iyi olabileceğini ima ederlerdi.

Bir gün balıkçı olan Arachne’nin babası, içi parlak kızıl ve mor renkli küçük deniz kabukluları ile dolu kovalarıyla birlikte eve geldi. Bu kabuklularının renginin çok güzel olduğunu düşünerek Arachne’nin ipliklerini onların rengine boyamaya karar verdi. Böylece, o güne kadar daha önce hiçbir dokuma kumaşta görülmemiş muhteşem bir renk ortaya çıktı. Bu renk, sonrasında sur moru, bazen de krallar bu rengi giymeyi sevdiği için kraliyet moru, olarak adlandırıldı. Bunun ardından, Arachne’nin tüm dokumalarında bu renkten dokunuşlar oldu. Herkesin bu dokumalardan almak istemesiyle Arachne hızlıca ünlü oldu.

Kısa süre içinde Arachne’nin ailesi çok daha büyük bir eve taşındı. Annesi artık tarlalarda çalışmak zorunda değildi ve babasının da kayığıyla balık tutmasına gerek yoktu. Arachne’nin kendisi de dokumaları kadar ünlü oldu. Her taraftan övgü dolu sözler duyan Arachne kibirle doldu. İnsanlar küçük deniz kabuklularından ortaya çıkarılan rengi övdüğünde, ki sıklıkla öyle yaparlardı, babasının nasıl ona yardımcı olduğundan bahsetmeyerek tüm övgüyü kendi üzerine aldı.

O dokuma yaparken genelde bir grup insan dokuma tezgahının arkasında durur, ortaya çıkan desenleri izlerdi. Bir gün, birisinin bu sıradan balıkçı kızın, eğirmenin ve dokumanın ana tanrıçası, Yüce Athena’dan bile daha güzel dokumalar yaptığını söylediğini duydu. Bu söylenecek en aptal şeylerden biriydi ama Arachne doğru olduğunu düşündü. Bir diğerinin de “Arachne o kadar güzel dokuma yapıyor ki bizzat Athena tarafından eğitilmiş olmalı,” dediğini duydu. Durum şuydu ki Athena gerçekten de Arachne’yi eğitmişti. O küçük deniz kabuklularını o kıyılara yollayan Athena idi ve her ne kadar kendini asla göstermese de sıklıkla Arachne’nin arkasında durup işlemesine rehberlik eden de oydu. Ama tanrıçayı asla görmemiş olan Arachne, her şeyi sadece kendisine borçlu olduğunu düşündü ve yetenekleri hakkında böbürlenmeye başladı.

Bir gün “Benim, ondan daha iyi değilse bile, en az Tanrıça Athena kadar iyi dokuma yapabildiğim söylenmiş. Onunla bir dokuma yarışması yapmak istiyorum, böylece kimin en iyi olduğu ortaya çıkacaktır,” dedi, Arachne.

Bu keskin sözler ağzından daha yeni çıkmıştı ki, yere vurulan bir bastonun sesi yankılandı. Arkasına bakmak için döndüğünde orada kirli gri peçesiyle çelimsiz, yaşlı bir kadın duruyordu. Kadının gözleri peçesi gibi gri renkliydi, fakat garip bir şekilde, bu kadar yaşlı birine göre oldukça parlak ve netti bu gözler. Kadın, güçsüzce bastonuna yaslandı ve konuştuğunda sesi çatlak ve zayıf çıktı. “Senden çok daha uzun yıllardır hayattayım,” dedi kadın. “Tavsiyemi dinle. Bu nankör sözlerin için Athena’dan af dile. Eğer içten bir şekilde af dilersen, seni affedecektir.” Fakat Arachne hiçbir zaman kendinden büyüklere saygılı olmamıştı, kaldı ki böyle kirli peçe giyen birine karşı hiç olmazdı zaten, üstüne üstlük bir de ona ders vermeye çalışan bu kadın onu iyice öfkelendirmişti. “Bana ne yapmam gerektiğini söyleyemezsin,” dedi. “Tavsiyelerini kendi çocuklarına sakla. Ben canım ne isterse onu söyler, onu yaparım.”

O anda, kadının gri gözlerinde bir öfke ışığı parıldadı. Bastonu ansızın parıldayan bir mızrağa dönüştü. Peçesini çıkarıp attı ve işte, orada tanrıçanın kendisi duruyordu. Arachne’nin yüzü kıpkırmızı kesildi hemen ardından da bembeyaz bir hal aldı ama o durumda bile Athena’dan af dilemedi. Tersine, bir dokuma yarışması için hazır olduğunu söyledi. Böylece, iki dokuma tezgâhı getirildi ve yukarıdaki kirişlerden birine yerleştirildi. Sonrasında Athena ile sersem Arachne yan yana durdular ve her biri bir parça duvar halısı dokumaya başladı. Athena işledikçe, dokumasında Arachne gibi sorumsuz ve kibir dolu ölümlülerin Tanrılar tarafından cezalandırıldığı sahneler ortaya çıkmaya başladı. Bu işlemeler Arachne’ye karşı nazik bir uyarı niteliği taşıyordu. Fakat Arachne, uyarıyı dikkate almayacaktı. O da dokumasına Olimpos tanrılarının yaptığı bazı aptalca hareketleri temsil eden desenler işledi. Bu oldukça saygısız bir hareketti, o yüzden şaşırmamak gerek ki dokuma bittiği anda Athena onu parçalara ayırdı.

Nihayet Arachne korkmuştu fakat çok geç kalmıştı. Athena aniden mekiğiyle* onun alnına vurdu ve Arachne birinin başparmağından büyük olmayan küçük bir yaratık haline geldi. “Madem kendini işleme ve dokumada olağanüstü yetenekli görüyorsun,” dedi Athena, “o halde hayatın boyunca bunlardan başka hiçbir şey yapmayacaksın.” Bunun üzerine yeni formundaki Arachne, hemen bulabildiği ilk karanlık köşeye koştu. Artık hayatını, sayesinde birçok sinek yakaladığı, aşırı ince ve zarif ağlar örerek devam ettirecekti, tıpkı babasının ağlarla balık yakaladığı gibi. Ona Eğirici dendi. Bu ilk, ufak eğiricinin çocukları sayılamayacak kadar çoğaldı ve ilk isimleri olan eğirici (spinner) daha sonrasında örümcek (spider) haline geldi. Onların zarif, tıpkı Arachne’ninkiler gibi, sise benzer ağları sıklıkla nemli sabahlarda çimenleri örter.

Çevirmenin notu

*Dokuma mekiği.

Kaynak: PressBooks

Çeviren: Buğra Gençtürk

Düzenleyen: Kübra Aslanhan