Antik Yunan çömlekçiliğinde kadınların tasviri

Antik Yunan çömlekçiliğinde kadınların tasviri

Antik Yunan, en incelikli ve gelişmiş antik Batı kültürlerinden biriydi. Erkekler sanatçı, politikacı, mimar ve bilim ‘adamlarıydı’. Peki eşleri ne yapıyordu? Antik Yunan’da siyasetin ve eğitimin demokratikleşmesi, şüphesiz kadınların ideallerinin bir ürünüydü; ancak bu, tüm vatandaşları kapsamıyordu. Kadınlar aslında, eşlerinin gölgesinde yaşamaya mahkum, itaatkar bir sınıfa aitti ve asıl işleri ev hanımlığı ya da seks işçiliğiydi. Antik Yunan kadınlarının iki seçeneği vardı: anne olmak ya da fahişe olmak. İki yaşam tarzı da karşılıklı olarak birbirini dışlıyor olsa da Antik Yunan kadınlarının gerçekliğine dair güvenilir ve doğru bir fikir elde etmek zor. Modern akademinin Antik Yunan hakkındaki kaynaklarının çoğu kadın dünyasının sıradan ayrıntılarından ziyade, mitoloji ve dini pratikler etrafında toplanır. Ancak, Antik Yunan’da ve kültürel merkezi Atina’da kadınların rollerine dair kanıtlar, evde bulunan çömleklerde ve dolayısıyla Yunan vatandaşlarının günlük yaşamlarında görülmekteydi. Çömlekler üzerinde tasvir edilen eylemler, mermer bir heykele kıyasla, mesleği olmayanların dünyaya bakış açısının çok daha gerçekçi bir örneğidir. Çömlekler üzerindeki detaylar ve süslemeler, antik dünyanın grafik tasarımı versiyonudur ve bu, tereddüt edilmeden günlük hayatın bir parçası olarak kabul edilmiş bir araçtır. Antik Yunan çömlekleri bize kadınların tanrıça, evden sorumlu kişi veya fahişe rollerini Yunan ideolojisinin merceğinden inceleyebileceğimiz için bir araç sunar.

Kadınların evin hizmetçileri olarak tasvir edilmesi, ev hayatının romantize edilmiş yönlerini göstermenin yanı sıra, ev içindeki cinsel politikayı da kavramamızı sağlar. Bu toprak kaplar, farklı sınıflardan ve gelir gruplarından insanların evlerinde sıklıkla karşılaştığımız yüksek sanat formlarından biri olduğu için, Atinalı vatandaşların karakteristik görüşlerini ortaya koymaktadır. Örneğin, şarap taşımak için kullanılan ve bu nedenle evde kullanılan bir amfora vazodaki ikonografi, ortalama bir vatandaş için tanıdık ve kabul edilebilir sahneleri ve fikirleri barındırırdı. Buna rağmen, sıradan görüşler her zaman tarihsel olarak doğru, titiz ve ayrıntılı kayıtlara dayanmamaktadır. 

Yaklaşık olarak MÖ 470 yılında bulunan, Douris’in bir takipçisine ait olduğu düşünülen, makyaj veya takı tutmak için kullanılan kapaklı bir kap, bir süsleme anını tasvir eder. Vazo resmindeki süsleme sahneleri, tamamen gerçekçi olmamakla birlikte kadın dünyasına açılan bir penceredir. Bu daha çok, erkeklerin bakış açısından kaynaklanan ve romantize edilmiş kadın imajının bir ürünüdür (2008: Rabinowitz). Bu büyüklükteki toplantılar Atinalı kadınlar için pek olağan değildi; çünkü aslında kadınlar, yalnız yaşadıkları evlerinde soyutlanmış durumdaydı. Öyle olsa bile, evde sessizce ve tek başına oturan bir kadındansa, düğün hazırlığı ve güzelleşme ile uğraşan, neşeli ve aşırı kadınsı atmosferin resmedildiği bir vazo görmek çok daha cazip gelir.

Ev hayatı, genç kadınları da kapsıyordu. Phiale Painter’a ait, yaklaşık MÖ 430’dan kalma kırmızı figürlü bir su kabı üzerinde, genç kızlar dans derslerinde hetaira* olabilmek için eğitilirken tasvir edilmiş. Kızlara çocukluk dönemini yaşama fırsatı verilmemiş, aslında, bundan ziyade, erken yaşlardan itibaren nasıl kadın olunacağı öğretilmişti. Varlıklı veya güçlü ailelerin bir parçası olanlar, erkek kardeşlerinin eğitiminin değiştirilmiş bir versiyonunu alırdı, ancak çalışması gerekenler, evde ya da başka bir yolunu bulup kendi başlarına eğitim alırlardı. Bu sahne, anneleriyle aynı gruba koyulan ve ev içi kadın rolleri kategorisine giren kızların bile yetişkin kadın olarak yer alacakları ev hanımlığı ya da seks işçiliği için pratik yapmalarının beklendiğini göstermektedir.

Çömlekte tasvir edilmiş efsane; kadın formunu, güzellikle bir arada, ilahiyat kalitesine yükseltirken ve aynı zamanda ataerkil güzellik ideallerinin bir kadının belirleyici özelliği olduğu görüşünü desteklermiştir. Bu, Yunan kültüründe öyle bir dereceye gelmiş ki fiziksel olarak güzel gözüken insanlar daha ilahi görülmüştür. Yunan Tanrıları, insan bedeni ile temsil edilmelerine rağmen aslında insan değildi. MÖ 365-350 dolaylarında Viyana Grubu’na ait kırmızı figürlü lekythos(şişe), Truva Savaşı’na sebep olan güzellik yarışmasının hikayesiyle süslenmiştir.

Hera, Athena ve Afrodit, Paris’in etrafında toplanır ve kararını beklerler. İlahi olanın içindeki kadın güzelliğinin beklentileri, ölümlü bir adamın iki dudağı arasındadır. Güzellik, tanrısallığın önemli bir ögesi olarak kabul edilir ama yine de üç tanrıça arasından, kazanan güzelliğe bir insan prens karar verecektir. Okuma yazma bilmeyen kadınların kendi dinlerini anlamalarına olanak sağlayan vazo boyama sanatı aracılığı ile bu hikâyeyi kadınlara ulaştırarak, hem kadın bedeninin günün sonunda bir güzellik aracı olduğu fikri desteklenmiş hem de üç tanrıçanın ilahi gücü, salt cinsel çekiciliğe indirgenmiştir. 

Kadın bedenini Tanrıça olarak tasvir etmenin kadın bedeninin kültürel önemine dikkat çekmesi gibi, vazonun fiziksel şeklinin de önemi vardı. Yaklaşık MÖ 520-500 yıllarından kalma bir kadının göğsü şeklindeki siyah figürlü bardak, kadınları cinsel nesneler olarak tasvir etmenin ötesine geçip bunun yerine, bir nesneyi tam anlamıyla bir kadın cinselliği eşyasına dönüştürüyor. Cinsel olarak arzu edilen vücut kısımlarına odaklanarak, bu göğüslerin arkasındaki gerçek bir insan olan kadının yok sayılmıştır. Bir kadının bedenini alıp tamamen son derece cinsel bir nesneye indirgemek hem güzelliğini hem de ilahiliğini kabul etmek ve kadınları nesneleştirmektir.

Kadınlar, Antik Yunan çömleklerinde sıklıkla cinsel nesneler olarak tasvir edilmiştir, bu da Antik Yunan’ın cinsel kültürünü anlayabilmemiz için bir örnek niteliğindedir. Harrow Painter’a ait ve MÖ 470’ten kalma kırmızı figürlü hydria (kavanoz) üzerinde, ya babasının eşlik ettiği bir Hetaira ile Atinalı bir genç arasındaki bir sahne ya da bir anne, oğlu ve kocası arasındaki masum bir an olarak yorumlanabilecek bir sahneyi tasvir edilmiştir. Buna karşın, bilim insanlarının büyük çoğunluğu, bunun ev içi rolleri değil, cinsel güç dinamiklerini tasvir eden bir sahne olduğunu iddia etmektedir.

Yine de Atina toplumundaki fark edilebilir cinsiyet rollerinin hakkında bir ipucu vermektedir. Erkekler ekonomik kontrole sahipken, kadınların geçim kaynağı ya kocaları ya da onlardan seks işçiliği talep eden erkekler tarafından sağlanıyordu. Antik Yunan vazo resimleri ve çömlekçiliği, kadınlara ve arketiplere açılan bir pencere oluşturarak oynamaları beklenen rolleri sınırlıyordu. Çömlekler hem evlerde hem de tapınaklarda bulunurdu; bu nedenle Yunan vatandaşlarının ortak görüşlerini ve ev hanımı ya da fahişe olması beklenen kadınların gördüğü muameleyi anlayabilmemiz için güvenilir bir kaynaktır. Antik Yunan’ın ataerkil kültürü, bir kadının potansiyelini güzelliğine ve ev içi becerilerine indirgemiştir. İyi bir eş, güzel ve saygılı bir eşti. Modern dünya, bir kadının yalnızca fiziksel görünüşü kadar iyi olduğu fikrinden uzaklaşmış gibi görünse de kadının değeri hâlâ hem güzelliğinde hem de iyi bir eş veya anne olabilme yatkınlığında aranmaktadır. Günümüzde kadınların çömlek süslemelerindeki kadınlar kadar güzel, cinsel açıdan hetaira kadar arzu edilen ve ev hanımı kadar pratik olması bekleniyor.

Çevirmenin notu

*Hetaira: Yunan uygarlığında, fiziksel güzelliklerinin yanı sıra zekâ ve yeteneklerini de Atinalı ortalama kadına izin verilen düzeyin çok üstünde geliştirebilen bağımsız ve profesyonel fahişelere verilen ad.

Yazar: Grace Ettinger

Kaynak: The Pigeon Press

Çeviren: Dicle Yılmaz

Düzenleyen: Elif Rana Yılmazlar

Leave a comment