Tiyatronun kökeni ritüellerin, kabile danslarının ve geçiş törenlerinin hayatımızı ve çevremizi yansıtmak, anmak ve anlamlı kılma amaçlı özel insan etkileşimleri olarak kullanıldığı MÖ 8500’lü yıllara kadar uzanabilir. Ritüel performansları müzik, dans, ilahi ve hatta genelde izleyicilerin performansa gösterdikleri tepkiye göre sunulan bazı drama elementlerini içinde barındırıyordu. Dramatik figür, kabileye geleceğini gösterebilecek kişileştirilmiş bir ruh hissi sağlayacak şekilde giydirilip maskelenirdi. Bu performanslar ne kadar dramatik olmuşlarsa da tiyatrodaki gelişimin sıradaki adımı, çok daha uzun yıllar sonra Antik Yunan’da şarkı olarak söylenen ya da konuşulan metnin eklenmesiyle atıldı. O zamandan itibaren tiyatro, birçok ilginç şekilde gelişmeye devam etti ve eskiden olduğu kadar popüler olmamasına rağmen Cennarium gibi hizmetler onu dijital ortamda hayatımıza geri getirdi. Tiyatro baki kalacağına göre biz de onun tarihsel gelişimine kısaca göz atalım.

 

İlkel Kabile Dansı (MÖ 8500)

Dans, birçok şamanist ritüelin temel parçasıdır. Vücut hareketleri, geçiş törenlerinin doğal bir parçasıydı ve ruh yatıştırma törenlerinde de sergilenirdi. Dans, en azından o zamanlar ilkeldi. Çubuklar ve taşlar gibi basit enstrümanlarla, ritmik bir söylem ve davul çalma yoluyla senkronize edilirdi.

Şamanizm ve Ritüel

Şaman, bir kabilenin yüce kişisidir. O, özenle hazırlanmış ritüeller yoluyla ilahi güçle bağlantı kurar. Tiyatroda bulunan Şamanist öğeler, Şamanizmin tiyatrodan önce geldiğinin kanıtıdır. Bunlar; şarkı, müzik, dans, nitelendirme, hipnotizma, ilüzyon, soytarılık ve vantrilokluğu kapsar. Ritüeller, insanların savaşta, avlanmada ve genel olarak hayatta başarı sağlamaya çalıştıkları muhteşem performanslardı. Onlar, şimdi böyle ritüellerden doğan ilk tiyatroya ait performansların kanıtı olarak görülen çeşitli önemli eserler kullandı. İlk ritüel efsane tasvir kayıtlarından biri, MÖ 2500 yılında yıllık olarak Mısır’da gerçekleştiriliyordu.

Kayda Geçen İlk Dramatik Yapım (MÖ 1887)

Kayıtlara geçen ilk dramatik yapım, efsanevi ve kutsal kral Osiris’i ele alan Mısır ilahi yapıtıdır. Oyun yüzyıllar boyunca yılda bir kez düzenlendi ve oyun Mısırlı kral ve tanrının yaşadığı zorlukları ve zaferleri anlatırdı. Yunan tarihçilerin belirttiğine göre bu oyunlar öyle gerçekçiydi ki bazı oyuncular ciddi yaraları sebebiyle öldü.

Eğlence Amaçlı Dans (MÖ1400)

Bugün bildiğimiz dansın asıl kökenini belirlemek kolay değildir. Maalesef, dansı açıkça anlatan ya da gösteren pek fazla eser ya da kaya resmi yoktur. Ancak, oturan müzisyenler tarafından çalınan müziğe dans eden açık giyimli kızları temsil eden bazı Mısır tabloları bulunmuştur. Kadınların ölülere keyif ve diğer dünyadaki yaşamlarına mutluluk getirmesi için danslar mezarlıklarda yapılıyordu. Bu muhtemelen, eğlence amaçlı dansın ilk örneklerinden biridir.

 

Dramatik Dans, Mit ve Öykücülük (MÖ 800-600)

Dans, kesinlikle bugün bildiğimiz tiyatronun ve onun bütünleyici kısımlarının öncüsüydü. Dramatik dansın çeşitleri hayvan animasyonu, cimnastik ve senkronize ritmik hareketlerdir. Zaman geçtikçe insanlar, etkinliği daha muhteşem yapmak için müzik, kostüm ve maskeler ekledi. Dilin gelişiminden beri, mitler ve hikayeler öğrenme ve eğlence araçları olarak kullanıldı. Tiyatronun gelişimine gelindiğinde sözlü öykücülük son derece önemliydi. Destansı hikayeler, insanların belirli bir miti geliştirmelerine, öğelerini değiştirmeye ve yeni hikayeler yaratmak için karakterlerini çeşitli farklı şekillerde değiştirmelerine olanak sağladı. Yunan tiyatrosu da benzer bir şekilde Dionysus törenleri aracılığıyla ortaya çıktı ve önceki başlıklarda bahsettiğimiz sermest dansları da kapsadı.

 

Yunan Tiyatrosu (MÖ 600-400)

Verimlilik ve şarap tanrısı Dionysus’un ibadet törenleri, Yunan tiyatrosunun kökeniyle doğrudan bağlantılıdır. Bu performanslar, trans halinde dans eden dindar kadınları kapsar. Dansın yanı sıra onlar, kurbanlık hayvanların etlerini koparıp çiğ halde yerlerdi. Dionyus’un inananları daha sonra tiyatronun daha gelişmiş versiyonlarını geliştirmeye başladılar. Kesin olarak, Yunan tiyatrosuna yeni element üreten ilk kişi Dionysus rahibi Thespis’ti. O, koroyla ilk diyaloğu yaptı ve böylece dünyadaki ilk aktör oldu. Bu olay aynı zamanda, bugün kabul ettiğimiz tiyatronun doğumunu işaret eder.

Tragedya Yazarları ( M.Ö.500)

Teatral performanslar ve yarışmalar, Dionysus şerefine düzenlenen festivallerin vazgeçilmez bir parçası haline geldi. Maalesef, tam metin olarak bugünlere kalan çok fazla tragedya yok, ama o kalanlar da sahiden dahilerin işi. Çok önemli 3 tane Yunan tragedya yazarı var. Bunlar Aeschylus (Eshilos), Sophocles (Sofokles) ve Euripides’tir.

Aeschylus – Oyuna ikinci bir aktör ekledi ve böylelikle dram potensiyelini arttırdı. 7 tanesi günümüze ulaşan yaklaşık 80 oyun yazdı. M.Ö. 484’te en iyi tragedya ödülünü kazandı.

Sophocles – O da üçüncü aktörü ekledi, böylece daha da büyük bir dramatik etkiye ulaşma şansını artırdı. M.Ö. 468’de en iyi tragedya için ödül alarak Eshilos’un bileğini büktü. Eshilos toplum yararına olan konularla uğraşırken, Sofokles karakterler arası kişisel etkileşimlere yoğunlaştı.

Euripides – Yunan mitine gelenek dışı bir bakış  getirdi. Mitolojik karakterlere insani zaaflar yükledi ve böyle yaparak, sonraki ‘trajik tiyatro okullarını’ etkiledi.

Yunan Komedisinin Başlangıcı (M.Ö. 500)

486’da Atina’da yıllık bir komedi yarışması yer almaya başladı. Ama maalesef yalnızca bir komedi yazarının eseri günümüze ulaştı; defalarca ödül kazanan komedi dehası Aristophanes’in. Oyunlarının çoğu, ağırlıklı olarak, süregelen komedi geleneğinin esas yöntemlerine dayanır. Karakterleri gülünç bir ortama koyarken, temel karakterleri de yermiştir. Euripides’i taşlamak için yazılan “Kurbağalar” böyle oyunlara güzel bir örnektir.

Mimari

Başta, Yunanlar, geçici ahşap bir sahne üzerindeki oyunu izlemek için bayırlarda otururdu. M.Ö.400’de ‘mekan’, taş bir oditoryum halini aldı. Bugün Dionysus tiyatrosu olarak bilinir ve Roma döneminden bir yeniden yapılanmayı yansıtır. Klasik bir Yunan tiyatrosunun en iyi örneği, M.Ö. 340 dolaylarında inşaa edilen Epidaurus’tur.

 

Roma Komedisi ( M.Ö. 300- M.Ö. 200)

Yunanistan’ın Roma’yı bir çok kültürel açıdan etkilediği herkesçe malum, ama bu tiyatro için özellikle geçerli. M.Ö. 200’den onlarca yıl önce ve sonra, sonsuz şöhrete ulaşan iki Romalı vardı.

Bunlardan biri Plautus’tür ve güldürüye benzeyen eğlence eserleriyle tanınır. Diğeri ise Terentius’tur ve en çok töre komedileriyle bilinirdi. Ama her ikisi de tek bir olay örgüsü yaratmamışlardır. Hepsi Yunan dramasına dayanıyordu, öyle ki Terentius’un tüm oyunlarının ortamı Atina’ydı.

Roma gösterileri daha geniş bir etkinliğin parçasıydı: Roma oyunları (esasen bir hasat festivali) Dolayısıyla, seyirci azdı ve oyunlarla pek ilgili değillerdi.Temel etkinlikler, iki tekerlekli at arabası yarışları ve boks maçlarıydı. Palyaçolar ve oyunlar ise daha çok küçük performanslar şeklindeydi.

İlginç olan bir başka şey de Roma sirklerinin ve gladyatörlerin tiyatrodan daha popüler olmasıydı. Romalılar, arenada ölümüne bir dövüş izlerken, tiyatrodan aldıklarından daha çok keyif alıyorlardı.

Seneca Tragedyaları

Eski referansların eksikliğinden dolayı, bu yazıların tarihi tam olarak söylenemez. 19. Yüzyıl Alman bilgini Friedrich Leo’ya göre, Seneca’nın tragedyaları aslında ezber için yazılmıştır. Diğerleri ise trajedilerin Seneca’nın hayatı boyunca sahnelendiğine inanıyorlar. Maalesef, sadece var olan kanıta dayanarak kesin bir şey söyleyemeyiz.

Yine de, Seneca tragedyaları çok değerlidir. Kafiyesiz şiir şeklinde yazılmışlardı ve Yunan oyun yazarlarının eserlerinin tekrarı değildiler. Seneca tragedyaları arasında Hercules Furens, Troades, Phoenissae, Phaedra, Thyestes, Hercules Oetaeus, Agamemnon, Oedipus, Medea ve Octavia bulunur. Seneca’nın eserleri ortaçağ trajik oyununu oldukça etkilemiştir ve hala çok değerlidir.

 

Ve Sonra Sessizlik Çöktü

Hristiyanlığın doğuşu ve Roma İmparatorluğu’nun çöküşü ile birlikte, birçok festival kaldırıldı. Roma Tiyatrosunun son kayıtları Doğu Roma İmparatorluğu ile ilişkilendirilebilir. Roma gücünün merkezi, Doğu Roma İmparatorluğu’na kayınca, eğlenceler de oraya kaydı.

Bir tür baleyi içeren çeşitli danslar, pandomimler ve komedilerden ezberlenen parçalarla birlikte gittikçe popülerleşti. Maalesef tiyatrolar, Pagan tanrıları çağrışımı, ahlaki sınırların eksikliği ve pandomimlerin kiliseyle alay etmesi gibi sebepler yüzünden M.S.400’lerde tamamen yasaklandı.

Roma İmparatorluğu’nun çöküşünden sonra ve Avrupa’daki kaos sırasında, tiyatro hiçbir önemli rol oynamadı, çünkü kilise tarafından bastırılmış ve halk masallarına dönüştürülmüştü. 10.yüzyılın sonlarında Hristiyanlar, Paskalya lituryasını daha ilginç ve büyüleyici kılmak için dramatik unsurlar eklediklerinde ise yeniden doğdu. Bu dramatik birleşmeler, Ortaçağ Hristiyan dramasının gelişiminin yolunu açtı.

Bu makalenin yalnızca Batı tiyatrosunun gelişimini kapsadığı kayda değer. Doğu tiyatrosu, Hristiyan sansüründen etkilenmedi ve sabit gelişimine devam etti.

 

Yazar: Oscar Waterworth

Çevirmen: Beliz Berber, Buket Kaplan

Kaynak: New Historian