Angela Carter, Gotik edebiyatı ve Kanlı Oda

Angela Carter, Gotik edebiyatı ve Kanlı Oda

Kanlı Oda, Gotik edebiyatından parçalar içeren ve modern masallardan oluşan bir koleksiyondur. Greg Buzwell; Marquis de Sade’dan Edgar Allan Poe’ya kadar herkesin, Carter’ın hikayelerindeki gotik etkiyi takip ediyor.

Giriş

Diğer tüm gotik kurgu yazarları gibi Angela Carter’da son derece karanlık ve güçlü bir hayal gücüne sahipti. Yazarın neredeyse tüm kitaplarında gotik imgeler mevcuttur fakat Kanlı Oda (1979) eserinde bunun daha fazla olduğunu söyleyebiliriz. Kanlı Oda, mehtaplı ormanları, mezarlıkları, tenhalardaki kaleleri, kilitli odaları, eriyen mumları ve geceleri uluyan kurtları anlatan masallardan oluşan bir koleksiyondur. Kanlı Oda’daki hikayeler peri masallarından ortaya çıkmıştır. Ancak Carter, hikayelere feminist bakış açısı getirerek kadın karakterleri genç, ağırbaşlı ve çaresiz ya da yaşlı, bitkin ve cadı benzeri şeklinde oluşturmayı tercih ederek radikal bir değişime adım atmıştır. Carter’ın “Notes from the Front Line” adlı makalesinde yorumladığı gibi, “Yeni şarabın eski şişelere doldurulmasından yanayım, özellikle de yeni şarabın basıncı eski şişeleri patlatıyorsa.” Ayrıca Carter, gotik edebiyatının zengin mirasından da fazlasıyla yararlanmıştır. Klasik masallardan temaları ve motifleri adapte ederek her birine özgün yönler verdiğini görüyoruz.

Etkiler ve ilhamlar

Angela Carter’ın çalışmalarına en büyük etkiyi Amerikan yazar Edgar Allan Poe’nun (1809-1849) yaptığını söyleyebiliriz. Ayrıca, Carter’ın ilk kısa hikayelerden oluşan koleksiyonu Fireworks’ün (1974) sonunda şöyle bir gözlem vardır: “Poe ve E.T.A. Hoffmann’ın (Gotik, acımasız, şaşırtıcı, dehşet verici, bilinçaltının imgeleriyle doğrudan ilgilenen masalsı anlatılar) yansıttıkları şeylere her zaman düşkündüm; dışsallaştırılmış benlik, terk edilmiş kaleler, perili ormanlar, yasaklanmış cinsel nesneler.” Hatta o kadar ki, Carter’ın Black Venus (Siyah Venüs) (1985) adlı koleksiyonunda Poe’nun kendisini, hikayenin (“The Cabinet of Edgar Allan Poe”) bir karakteri olarak görüyoruz. Bu hikaye, Poe’nun hayal gücünün nasıl şekillendiğini gözümüzün önünde görselleştiriyor. Özellikle çocukluk döneminde geçirdiği zorluklardan ve annesinin sahnedeki oyunculuğunu saatlerce izlemesinden. (Bu sahneler genellikle annesinin sabah akşam vahşice katledildiği rolleri içermektedir). Hikayede, Poe’nun yeteneklerini açıklamak yerine, hayal gücünün garip ve tuhaf olanı neden bu kadar sık kucakladığına dair bir öneri sunuyor:

Yalvarıp yakardığı için bir fare gibi sessiz kalırsa eğer, büyük bir muamele olarak, zamanı gelene kadar beklemesine ve izlemesine izin verilirdi; yuvarlak gözlü bebek, Ophelia’nın gerekirse her gece iki kez ölebileceğini gördü. Ve onun tüm ölümleri zamanından önceydi.

İncelendiğinde, Poe’nun “Oval Portre”si (1842) (bir erkek tarafından çizilen kadın modelin, kendi ölümüne doğru giderken nasıl da canlı gibi gözüktüğünden bahsediliyor) gibi bir hikayenin Kanlı Oda (kadının erkek bakışları altında pasif kalıp kendisini tehlikede hissettiği bir masal koleksiyonu) üzerinde nasıl bir etkisi olabileceğini hayal etmek kolaydır. Benzer bir şekilde, Carter’ın Fireworks’da yayınlanan ve erkek kukla ustasının çelimsizleştirildiği, kadın kukla ustasının da daha hareketli ve güçlü hale getirildiği hikaye The Loves of Lady Purple, Oval Portre’nin sanatçı ve denek ilişkisini tamamen tersine çeviriyor. Poe’nun, Carter’ın çalışmaları üzerindeki etkisinin bir başka örneği de, psikolojik olarak dengesiz bir kadın olan Annabel ve kocası Lee hakkındaki Love (1971) adlı romanında görülebilir. Poe’nun şiirinin yankısı “Annabel Lee” tüm temaların en hastalıklı gotik karakteriyle ilgilenir – güzel ama kırılgan bir kadın ve genç yaşta ölmeye mahkumdur.

Poe’nun, Arthur Rackham tarafından resmedilen “Gizem ve Hayal Gücü Masalları”

metin, iç mekan, ekran, resim çerçevesi içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Edgar Allan Poe’nun Arthur Rackham tarafından resmedilen ve 1935 Gizem ve Hayal Gücü Masalları’nda yayınlanan Oval Portre’si.

“Alison’ın kıkırdaması” hakkında taslaklar ve Angela Carter’ın, Edgar Allan Poe üzerine bir makalesi

metin içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturulduAngela Carter’ın Edgar Allan Poe hakkındaki makalesinin taslağı, “His mind was a cabinet of marvels” ve Poe’nun kısa öyküsü, “The Fall of the House of Usher”.

Kanlı Oda’daki hikayeler, Fransız yazar Charles Perrault’nun yazmış olduğu (1628-1703) “Kırmızı Başlıklı Kız”, “Çizmeli Kedi”, “Mavi Sakal” ve Gabrielle-Suzanne Barbot de Villeneuve’nün (1695-1755) Güzel ve Çirkin” gibi masallardan ilham almıştır. Bu masalların çoğunun kökenleri halk efsanelerine ve mitlere dayanıyor. Gotik kurgu ve masallar, aslında birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. Bir masalın folklordaki temeli, modern korkuları keşfedebileceğimiz geleneksel bir çerçeve sağlar. Tıpkı Bram Stoker’ın Doğu Avrupa’daki vampirizm ile ilgili halk masallarını alıp, Drakula (1897) adlı kitabında Viktorya Dönemi fin de siècle’deki kaygıları vurgulamak için kullandığı gibi, Carter’da 18. ve 19. yüzyılların masallarını aldı ve bunları modern sorunları ele almak için bir çerçeve olarak kullandı. Carter, (hala büyük ölçüde ataerkil toplumların olması nedeniyle) sekse ve cinsiyetlere yönelik çağdaş tutumları keşfetmek için, masalları temeli olarak kullandı.

Angela Carter’ın Charles Perrault’nun Peri Masalları çevirisi

metin içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu1977’de, Kanlı Oda yayınlanmadan iki yıl önce Angela Carter, Fransızca’dan çevirdiği Charles Perrault’un bir masal kitabını yayınladı.

Şaşırtıcı bir şekilde Angela Carter, Kanlı Oda için Marquis de Sade’ın (1740-1814) çalışmalarından, özellikle Justine (1791) ve Juliette (1797) adlı romanlarından ilham almıştır. Birinci romanda, erdemli bir kadın devamlı olarak erkekler tarafından kullanılır ve en sonunda çaresizlik içinde ölürken, ikincisinde ahlaksız bir seks düşkünü kadının, cinselliğini kullanarak erkekleri etkilediğini ve bu sayede fazlasıyla başarı ve mutluluk elde ettiğini görüyoruz. Carter de Sade’ın cinsel fantezilerine baktığında, pasifliğin kadın bir karakterde çekici olmayan bir özellik olduğunu ve yüksek ihtimalle ölümüne sebep olabileceğini aklına yazdı. Diğer bir yandan güçlü kadınlar, hayranlarını cazibeleriyle kör edip oyunu tamamen kendi aleyhine çeviriyor ve onları kendi oyunlarında yenebiliyorlardı. Carter bu fikirleri The Sadeian Woman: And the Ideology of Pornography adlı romanında, Kanlı Oda’da (1979) olduğu gibi derinlemesine inceler. Gotik kurgunun bu nahoş ve anlaması güç hikayelerden oluştuğuna ve insanların bunu kabul etmesine bir örnek olarak: Kanlı Oda, hem popülaritesi yüksek hem de ciddi şekilde eleştiri alan bir koleksiyondur. Özellikle The Sadeian Woman feministler tarafından oldukça eleştirilen bir hikaye olmuştur.

Angela Carter’ın The Sadeian Woman hakkındaki taslağı

metin içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturulduThe Sadeian Woman, 18. yüzyıl Fransız aristokratı Marquis de Sade’nin çalışmaları üzerinden pornografi, güç ve cinselliği inceleyen uzun bir denemedir. Ve Angela Carter, Kanlı Oda ve Diğer Hikayeleri bunun üzerine çalıştığı dönemde oluşturmuştur.

Kanlı Oda: Gotik masallar için yeni bir çağ

Kanlı Oda’nın temeli, Charles Perrault’un Barbe Bleue (Türkçesi Mavi Sakal) adlı masalına, eşlerini sırayla öldürüp bedenlerini kalesindeki kilitli bir odada tutan, soylu bir Fransızın hikayesine dayanıyor. Carter, bu hikayenin kendi varyasyonunu, önemli bir başlık olan “Kanlı Oda” olarak adlandırmıştır. Carter’ın Kanlı Oda’sını, Perrault’un hikayesindeki kan izleriyle dolu olan odayla ilişkilendirebiliriz (Mavi Sakal bu odada kendi gelinlerini doğrar ve cesetlerini saklar). Ayrıca, kanlı oda rahimle bağlantılı da olabilir: yaşamın merkezi ve aynı zamanda ölümün ana yeri. Carter’ın versiyonuna günümüzden bakıldığında ise kanlı oda: kadın karakterin kocasına duyduğu sadomazoşist arzularını ve bunları yatakta paylaşmasıyla ilişkilendiriliyor. Ayrıca kocasının isminin “Marquis” olması, okuyucuların aklında Marquis de Sade’ı canlandırmasına olanak sağlıyor. Sonuçta Kanlı Oda’daki seks kavramı, içinde istismar, şiddet ve cinayetler barındırıyor. Hatta bir noktada, ismisiz bir kadın karakter, kocası tarafından bekareti alınırken bir düzine aynada kendi yansımasını izler:

“Miyavlayan martılar, dışarıda, havanın boşluğunda, görünmez trapez barların üstünde sallanıyordu. Bu sırada bir düzine evli erkek bir düzine gelini kazığa bağlıyordu.”

Evli çiftin yatak odası, ölümün kendisi ve kocasının öldürme planları arasındaki bağlantı, birkaç satır sonra daha açık oluyor:

“Kocam, büyük bir sevgiyle yatak odamı mumya odası gibi gözükene kadar zambaklarla doldurdu.”

Angela Carter’ın, Kanlı Oda hakkındaki el yazıları ve taslakları

metin içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu “Uzun ve dolambaçlı bir koridor, sanki kalenin iç organında yürüyormuşum gibi, ne olduğu belirsiz bir zindana doğru ilerliyorum”: Angela Carter, Kanlı Oda’daki bir karakterin kilitli odaya yaklaştığı anlarda, ortamın ve atmosferin gotikliğinin arttığını görüyoruz. (Tarihi belirsiz bir kısa öykü taslağı)

Hikayede aynı zamanda gotik ortamlar ve eşyalar kullanır. Ann Radcliffe ya da Edgar Allan Poe’nun hikayelerinden alışık olduğumuz tarz kullanılmıştır. Örneğin, Marquis’nin bakire gelini götürdüğü kale gibi ıssız ve gizemli ortamlar.

Mekânın puslu mavi kuleleri, avlusu, çivili kapılarıyla perili yalnızlığı; deniz kuşlarının tavan arasındaki hareketlendiği, denizin kucağında kalesi… yarım gün boyunca karayla bağlansı kesiliyordu…

Masum gibi gözüken fakat açıkça bir tehdit olan, genç gelinin düğün hediyesi de bir başka gotik dokunuştan biridir. Ve hatta gelin şöyle der: “Kocamın düğün hediyesi, boynuma kenetlenmişti. Beş santim genişliğindeki, oldukça değerli bir yakut gerdanlıktır bu.”

Sahneyi tamamen karanlık bir gotik temaya oturtan Carter, hikayedeki kadın karakterin yalnızca oturup kurtarılmayı beklemeyeceğinden emin olarak, beklentilerimize tamamen meydan okuyor. Carter’ın kadın karakterleri gayet dinamik ve beceriklidir. Mavi Sakal’ın orijinal hikayesinde, gelinlerin sonuncusu, kardeşleri onu kurtardığında hayatta kalır. Fakat Kanlı Oda’da kurtarılma senaryosu, okuyucuların alışık olduğunun aksine, bir kardeş, kahraman, baba, ya da yakışıklı bir prens tarafından değildir. Buradaki kurtuluş, kadın karakterin annesi tarafından gerçekleşir. Hikaye, geleneksel ataerkilliği bir kenara bırakarak, anaerkil dinamiğinin kullanılmasıyla sona eriyor. Belki de ölüm saçan ve karısına tecavüz eden Marquis’in, kendi kayınvalidesi tarafından sonunu izlemesi gayet uygundur. 17. yüzyıldaki Perrault’nun masalları ve Carter’ın 20. yüzyılın sonlarındaki varyasyonu arasında, erkekler kendilerini üstün gördüler. Lakin bu hikayede baskın erkek, narin kadın karakter ve bu çelimsiz kadını kurtarmayı bekleyen prens gibi klişeler tamamen alabora olmuştur.

Bu makale Greg Buzwell tarafından yazılmıştır.

Greg Buzwell, British Library’deki Çağdaş Edebiyat Arşivlerinden sorumludur. Kütüphane için üç büyük serginin yöneticiliğini yaptı (Terror and Wonder: The Gothic Imagination, Shakespeare in Ten Acts ve Gay UK: Love, Law and Liberty) Buzwell’in araştırmaları özellikle Viktorya dönemi fin de siècle, gotik edebiyatı olmuştur. Ayrıca Mary Elizabeth Braddon, Edgar Allan Poe ve Walter de la Mare gibi yazarlarının doğaüstü temalı masal koleksiyonlarını düzenlemiş ve tanıtmıştır.

Yazar: Greg Buzwell

Çeviren: Gaye Gözde Akyol

Düzenleyen: Hasan Can Durmaz

Kaynak: BL

Leave a comment