Ağustos ayında edebiyat ödülleri sezonunun zirvesini göreceğiz; Booker, Ulusal Kitap Ödülü, Kadın Ödülleri, Prix Goncourt ve Nobel kazananları kasım ayının ortasına kadar belli olacak. Amerikalı yazarlar ve kitaplar, büyük küçük demeden seçildikleri her ödül için yarışacak. Bu durum, Amerikan Edebiyatı ile ilgili süregelen iki soruyu tekrarlamak için bizlere yeniden bir şans veriyor; ‘‘Amerikan Edebiyatı gerçekten de küresel edebi sistemin önemli bir parçası mı?’’ ve bu sorunun cevabı hem ”ciddi” hem de ‘‘ana akım’’ formlar için aynı mı? Bu soruların arkasındaki şüpheleri en açık şekilde, gerçekleşmesinden bu yana geçen on iki yıl içinde giderek daha az alakalı görünen son edebi tartışmada görebiliriz.

Hafızası güçlü ve absürt yazılar okumayı seven okuyucular, 2008 yılında İsveç Akademisi’nin daimî sekreteri olan Horace Engdahl ile ilgili olayı hatırlayacaklardır. Kendisi şu an akademinin yakın zamanda ortaya çıkan #MeToo hareketinde ve 2018 Nobel Edebiyat Ödülü’nün iptal edilmesine neden olan yolsuzluk skandallarının merkezi figürüdür. 2008 ödül duyurusunun yaklaşmasına kadar Engdahl, Amerikalı yazarların ödül için hırslı olmadığını; çünkü “çok izole, çok dar görüşlü” olduklarını ve “edebiyatın büyük diyaloğuna katılmadıklarını’’ dile getirmişti.

Bu iddianın sonuçları, Amerikalı yazarlar ve okuyucular arasında oldukça sıkıntılı bir süreç.
Hem burada hem de yurtdışında bazı sempatik baş sallamalar mevcut olmakla beraber, ödülün ulusal dağıtımında da gözle görülür bir değişiklik yok. (1978’den bu yana ödül kazanan iki Amerikalı var: 1993’te Toni Morrison ve 2016’da Bob Dylan.) Olay bugün tek başına çok fazla dikkat çekmiyor; cehaletin, kamuya açılma arayışının ve James English’in bu sayfalarda hakkında bilgi verdiği akademinin son (ve daha ciddi) sıkıntılarını içeren kibir ve yanıltıcılığın birleşiminin birbirine karışmasını temsil ediyordu.

Ancak Amerikan Edebiyatı’nın ABD dışındaki dünyayla daha derin bir bağ kurabileceği veya kurması gerektiği fikri sadece Engdahl’a ait değildi. Bu alanda uzman insanlar, Amerikan Edebiyatı dediğimiz şeyin yüzyıllar boyunca diğer edebi geleneklere ve sektörlere bağlı olduğunu ve modern Amerikan kurgusunun dünyaya karşı tutumunda özellikle açık olduğunu defalarca dile getirdiler.

Bu arada yerli okuyucular ABD dışında yer alan en azından bazı Amerikan yazarlarının kitaplarını, Amerika’ya göç eden yazarların romanlarını ve Amerikan kültüründen büyük ölçüde ayrılmış ithal kurguyu her zaman başarılı buldular. Bununla birlikte Amerikan Edebiyatı’nın en azından biraz taşralı olduğu, diğer uluslara kıyasla biraz daha benmerkezci olduğu (Engdahl’ın günde iki kez doğruluk dakikalarından birinin tadını çıkaran bozuk bir saat olduğu) fikrine karşı çıkmak zordur.

Sorunun bir kısmı, ulusal iç gözlemin normal veya ideal miktarının ne olduğunu söylemenin zor olmasıdır. Danimarkalı yazarlar, Danimarka hakkında diğerlerinden daha sık ve daha derin yazıyorlar. Bunu genellikle bir sorun olarak görmüyoruz. Ve ABD; diğer zengin, nüfuzlu ülkeler gibi dünyanın dört bir yanındaki yazarların hayal gücünde doğal olarak büyük ölçüde yer edinir. Bu nedenle, özellikle son yıllarda ülkeden ülkeye farklılıklar ve bu farklılıkların muhtemelen ABD’nin yönetim kurulunda aşırı temsil edilmesini beklemeliyiz.

Fakat Amerikan istisnacılığı algısı kadar okuyucu kitlesinin sınırları da önemlidir. Edebi Solipsizm hakkındaki argümanlar ulusal edebiyatın tamamı için birkaç kitaba dayandığında, bir kültürün kendi çıkar derecesinde diğerinden radikal bir şekilde farklı olduğu izlenimine rastlamak veya bu izlenimi yaratmak kolaydır.

Ulusal farklılıklar konusunda daha geniş bir bakış açısı kazanmanın birkaç yolu vardır. Çeviriler, okuyucuların ve yayıncıların uluslararası ilgisinin yanı sıra satış rakamları (eğer yoğunsa) için yararlı bir temsilci olabilir. Bu niteliklerin özellikle ulusal zevklerin göstergesi olduğu varsayımı üzerine, yazarlara veya ödül kazanan ya da en çok satan kitapların içeriğine odaklanılabilir. Pekâlâ, doğru kaynaklar göz önüne alındığında şunu sorabiliriz: Farklı ulusların kitapları nereleri tanımlar?

Edebi coğrafyanın geniş tabanlı bir kataloğu olan bu son seçenek, muhtemelen genel Amerikan edebi çıkarları sorusunu cevaplamanın en doğrudan yoludur. Bunun izinden giderek, grubumuz Amerikan ve İngiliz yazarlar tarafından yazılmış ve 1850 yılları arasında ABD ve Büyük Britanya’da yayımlanan (yazarların milliyetleri göz önüne alınmaksızın), kitap koleksiyonları topladı. Bu koleksiyonlar toplamda 150.000’den fazla cilt büyüklüğündedir. Kolektif büyüklüğü bize zanaatkâr işi değil de endüstriyel diyebileceğimiz bir ölçekte edebi coğrafya değişikliklerini inceleme şansını verir. Ancak okuyucuların edebi alan anlayışına hâkim olan en çok satanlar, ödül kazananlar ve diğer az ya da çok prestijli ciltlerin daha küçük koleksiyonlarını da topladık.

Sonrasında her kitapta adlandırılmış yerleri tanımlamak ve bu yerleri ayrıntılı coğrafi bilgilerle eşleştirmek için bilgisayarlardan yararlandık. Elde edilen veriler, her kitap ve koleksiyon için menşei ülkesinin içindeki ve dışındaki yerlere odaklanan ilginin bir kısmını ölçmemize olanak sağladı. Sonuçlar aydınlatıcıydı ve Engdahl tartışmasının her iki tarafına da sağlam destek sağlıyorlardı. Birazdan göreceğimiz gibi, Amerikalı yazarlar bir asırdan fazla bir süredir İngiliz yazarlardan çok daha fazla ve tutarlı bir biçimde yerel bölgeleri tercih ettiler. Ancak büyük ödüller için düzenli olarak tartışılan yüksek statülü Amerikan kurgusunun küçük bir kısmı, son yıllarda farklı bir yere kaydı ve İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinden bu yana giderek daha fazla uluslararası hale geldi. Her şeyden önce, Amerikan kurgusu ile ne demek istediğimizi düşündüğümüzde ödül kültürü ve ana akım edebiyat arasındaki bu ayrımı akılda tutmalıyız.

İlk olarak, milliyeti yazarlık işlevi olarak düşünün. Yani, yazarı Amerikan veya İngiliz ise kitabı Amerikan olarak adlandırın. Yazarı İngiliz ise şu an için tarihsel olarak oldukça az sayıda belirsiz vakayı bir kenara bırakın.

Burada sonuçlar oldukça açık: Amerikalı yazarlar Amerikan konumlarını İngiliz akranlarından çok daha sık kullanıyorlar (ve her zaman kullanıyorlar).

Blue Points’in gösterdiği gibi, Amerikalı yazarlar yıllar boyunca nispeten daha az varyasyonla birlikte kolektif ilgilerinin %60’ından fazlasını Amerika Birleşik Devletleri’ndeki yerlere ayırdılar. İngiliz yazarlar nadiren dikkatlerinin %40’ından fazlasını İngiltere’deki yerlere ayırdılar.

Özellikle çarpıcı olan şey, Amerikan verilerine hiç yansımayan İngiliz yerli ilgisinin evrimidir: İngiliz yazarların zaman içinde coğrafi aralıklarını genişletmelerine rağmen, Amerikalı yazarlar bunu yapmadı. Aslında; 2000 yılında Amerikan Edebiyatı 1950, 1900 ve 1850’de olduğu gibi yurtiçine de odaklandı. Eğer biri Amerikan edebiyatını nispeten yalıtılmış veya dar görüşlü olarak görmeye meyilli ise, bu sonuç muhtemelen bu inancı güçlendirecektir. Ancak ulusal edebiyat sadece bir yazarlık meselesi değildir. Okuyucular ve yayıncılar da önemlidir.

Belki de uluslar, yazarlarının ürettikleri şeyden ziyade tükettikleri şeyin bileşimini değiştirerek ilgilerini de ona göre ayarlar. Eğer ABD’de yayınlanan kitapları İngiltere’de yayınlanan kitaplarla ve Amerikan en çok satanları ile İngiliz en çok satanları karşılaştırırsak veriler bize ne gösterir?

Kısacası durum, en azından ABD’de tüketim kısmı tarafında biraz farklı görünüyor. Doğru, en çok satanlar her iki ülkede de yazar temelli sonuçlarla benzerlik gösterir. (İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ABD en çok satanlar arasındaki yerli ilgide belirgin düşüş, çoğunlukla küçük ve oldukça değişken bir veri kümesinin sonucudur.) Ayrıca İngiltere’de yayımlanan romanlar, yazarı İngiliz olan kitaplardan çok daha fazla uluslararası nitelikteydi. Ama Birleşik Krallık’ta yayımlanmış kitaplar, Birleşik Devletler asıllı yazarların kitaplarına göre zamanla daha çok değişti. Bu konuda kütüphane kayıtlarından elde edilen verilerle sınırlıyız. Bu nedenle 19. yüzyılın sonlarındaki yerel ilgi düşüşünün ve 20. yüzyılın büyük bir bölümüne müteakip yükselişin ABD yayıncılık endüstrisinin tamamına yansıdığını söylemek imkânsızdır. Yine de ABD okuyucularına sunulan kitapların 20. yüzyılın başında, 21. yüzyılın başında olduğundan çok daha fazla uluslararası içeriğe sahip olduğu görülüyor.

Ancak binlerce Amerikan kitabının yalnızca onunun bir asır önce nispeten dışa dönük olması, sadece zaman içinde içe doğru dönmesi, ciddi Amerikan kurgusu okuyucularının ABD romanlarının son yıllarda daha uluslararası hale geldiği duygusuyla çok da bağdaşmıyor. Engdahl’ın son literatürle ilgili olan suçlamasına da aslında “edebiyatın büyük diyaloğuna katılabilecek”, ”ciddi” kitapların daha küçük bir kesimine de cevap vermiyor. Peki, ne elde ediyoruz?

Cevap; büyük ABD Edebiyat Ödülleri’ne aday gösterilen kitaplarda (çağdaş ödül kültürünün yükselişinden önceki yıllarda), ABD ve İngiltere’deki yüksek statülü dergilerde gözden geçirilen kitaplarda zaman içinde artan yerli ilgi oldukça açık bir şekilde görülebilir. İkinci Dünya Savaşı’ndan önceki İngiliz davası diğer İngiliz ölçülerine benzerken, Amerikan davası Engdahl’ın değerlendirmesiyle şaşkın (veya öfkeli) birçok okuyucunun sezgisini yakalar.

Amerikan edebi içselliği, bu ölçüde ve yüksek statülü hacimlere yirminci yüzyılın ilk yarısında yükseldi. Daha sonra 1950 civarında keskin bir şekilde düşüşe geçti. Eğer okuduğunuz kitaplar Ulusal Kitap Ödülü, Pulitzer ve benzeri son listeye girenlerse, o zaman Amerikan Edebiyatı’nın çoğu okuyucusunun hatırlayabileceği gibi dünya görüşünde giderek daha uluslararası hale geldiği anlaşılır.

Engdahl, Çağdaş Amerikan Edebiyatı’nın geri dönülmez derecede dar görüşlü olduğunu iddia etmekte hatalı mıydı? Şüphesiz. Suçlamanın kendisi saçmadır: Birincisi, ideal bir ulusal iç gözlem seviyesi olamaz. İkincisi ise her yıl 10.000 yeni roman üreten bir ulus, herhangi bir eleştirmenin takip edebileceğinden daha derin, edebi ve semboliktir.

Ancak, okuyucuların Amerikan edebi coğrafyasında verilerle bilgilendirilmiş bir bakış açısı sayesinde görebilecekleri üç nokta var. Birileri için ödül kazanmak önemlidir (illa sizin düşündüğünüz gibi olmasa da). Ödül sezonu geldiğinde, edebi ödüller için yarışan kitapların en azından ulusal ilgi açısından genellikle Amerikan kurgusunun daha uzun vadede farklı olduğunu hatırlamak iyi olur.

Ayrıca, bu iki kategori arasındaki farkın (ödül yarışmacıları ve diğer her şey) zamanla büyüdüğünü de hatırlayabiliriz. Okuyucuların Amerikan kurgusunun ne olduğu ve ne yaptığı konusundaki algısı, yüksek ve düşük statülü kitaplar arasındaki ayrımdan derinden etkilenebilir. Ödüller bu fikir ayrılığını yaratmadı; ancak bundan kâr elde ettiler. Bunun nedeni, bu ayrımın ödüllerin (ve bizim) yönetilebilir derecede dar bir kitap yelpazesini ulusal veya küresel literatürün tamamı gibi ele alınmasına izin vermesidir.

Ayrıca, Amerikalı yazarlar tarafından üretilen kurgunun bir buçuk asırdan fazla bir süredir yerel saygınlık açısından şaşırtıcı derecede değişmediğini de hatırlamalıyız. Doğru; detaylar değişti (daha fazla Kaliforniya ve Vietnam, daha az ölçüde New England ve Fransa), ancak genel ulusal-uluslararası bölünme tarihsel evrim açısından neredeyse tamamıyla dayanıklı görünüyor.

Son olarak, Amerikan edebi özsaygısının istikrarının bu seviyenin bir şekilde çok yüksek olduğu anlamına gelmediğine dikkat etmeliyiz. 150 yıldan fazla bir süredir sürekli olarak Amerikalı yazarlar mekânsal ilgilerinin yaklaşık %40’ını ABD dışındaki yerlere ayırıyorlar.  Bu kadarı yeterli mi? Okuyucular kendileri adına cevap vermek zorunda kalacaklar; ancak bu sorular az bir şey değil. Nobel bir kez daha bir Amerikan romancısının anlayışından kaçarsa, ABD’li yazarlar ve okuyucular dünyanın geri kalanından kaçındıkları için bu mümkün olmayacaktır.

Kaynak: Public Books

Yazar: Matthew Wilkens

Çevirmen: Seda Bayralı

Düzenleyen: Dilan Azizoğlu