Alfred Stieglitz (1864-1946) ve Amerikan fotoğrafçılığı

Alfred Stieglitz (1864-1946) ve Amerikan fotoğrafçılığı

1864’te Hoboken, New Jersey’de doğan ve Almanya’da mühendislik eğitimi almış olan Alfred Stieglitz, 1890 senesinde fotoğrafçılığın da tıpkı resim ve heykel sanatı gibi sanatsal ifadeyi yansıtabilecek bir araç olduğunu kanıtlamak üzere New York’a dönmüştür. New York Kamera Kulübü –amatör fotoğrafçılık tutkunları topluluğu- dergisi Kamera Notları’nın editörü olarak fotoğrafın estetik potansiyeline olan inancını dile getirmiş ve onun bu fikrine ortak olan fotoğrafçıların çalışmalarını paylaşmıştır. Kamera Kulübü’nün alt kademeden üyeleri kısıtlayıcı yayın politikasını protesto etmeye başladığında ise Stieglitz ve kendisiyle aynı görüşteki birkaç fotoğrafçı arkadaşı fotoğrafçılıktaki sanatkârlığın önemini vurgulayan Photo-Secession’ı kurmak üzere 1902’de kulüpten ayrılmıştır. Grubun çoğu üyesi ince ve yoğun işçilik gerektiren ve fotoğrafçının hünerlerinin rolünü vurgulayan teknikleri fazlaca kullanmıştır. Stieglitz ise kendi çalışmasında kısmen farklı bir yaklaşım sergilemiştir. Kendi baskılarını üretmeye büyük özen gösterse de sıklıkla platin baskılar yaparak resimde istenen birleşmeyi düzensel tercihler ve yağmur, kar, buhar gibi doğal elementlerin yardımıyla yakalamıştır. Böylelikle sahnenin bileşenlerini bir araya getirip görsel açıdan tatmin edici resimsel bir bütünlük sağlamıştır.

Stieglitz, 1903’ten 1907’ye kadar topluluğun Kamera Çalışmaları adlı gösterişli fotoğraf dergisinin editörlüğünü yapmış, 1905’te “Photo-Secession’ın Küçük Galerileri” olarak anılan ve genelde bulunduğu konumdan dolayı 291 diye bilinen stüdyo alanını sağlayan Edward J. Steichen’in yardımıyla sergiler düzenlemiştir. Bu girişimler aracılığıyla Stieglitz, fotoğrafçıları ve diğer modern Amerikan sanatçılarını desteklemiştir. Bunların yanı sıra Auguste Rodin, Pablo Picasso, Constantin Brancusi ve Francis Picabia’nın da eserleri dâhil olmak üzere, sanatçıları 20. yüzyılın başındaki Avrupa Modernizmi’nin son gelişmelerinden haberdar etmiştir. Bu yeni sanat akımı hakkındaki birikimi, fotoğrafçının o yılki eserlerinde açıkça görülebilir niteliktedir. Örneğin, The Steerage adı verilen fotoğrafta biçim ve formların ayarlanış biçimi, fotoğrafçının Kübizm akımıyla olan aşinalığının mesajını verirken, From the Back Window-291 adlı fotoğrafta Stieglitz, içselleştirdiği avangart sanatı ile şehir atmosferinden estetik anlam çıkarma ustalığını birleşmiştir. 

1917’lere doğru Stieglitz’in fotoğrafçılık hakkındaki düşünceleri değişmeye başlamıştır. Yüzyılın başlarında fotoğrafçılığın yaratıcı bir araç olarak geçerliğini kanıtlamanın en iyi yolu, fotoğraflarda çizimlere, baskılara ve suluboyaya yer vermek iken bu uygulamaların etkisi I. Dünya Savaşı’ndan sonra aksi yönde seyir göstermiştir. Araçların şeffaflığı ve materyale olan saygı, çağdaş yaşamın kısa vadeliliğinden türeyen Modern Sanat’ın ana ilkeleri haline gelmiştir. Fotoğrafçılık, hızlı ve uyumsuz modern hayatın yansıtılmasında kullanılır hale gelmiş, fotoğrafın doğal gücünü el işiyle örtbas etme yönündeki çabalar ise Stieglitz ve arkadaşlarıyla birlikte gözden düşmüştür. Stieglitz’in Paul Strand ve Charles Sheeler’ın fotoğraflarına destek vermesi, fotoğrafçılığa olan yeni yaklaşımını belirginleştirmiş, bu değişiklik kendisinin fotoğraflarında da görülmüştür. Fotoğrafçının topluma mal olmuş Georgia O’Keeffe portresi, 1924’te hayatını birleştirdiği ressam O’Keeffe’nin yüzlerce portresini çektiği 1917-1925 yılları arasındaki en önemli uğraşlarından biri haline gelmiştir. Fotoğrafçının, O’Keeffe’nin kişiliğini tek bir fotoğrafa sıkıştırmayı reddetmesi birkaç modernist fikirle ilişkilendirilmiştir. Bunlardan biri kişiliğin parçalara ayrılması düşüncesidir. Bu düşünce, modern hayatın hızlı seyriyle meydana gelmiştir. Bir diğer düşünce kişiliğin tıpkı dış dünya gibi sürekli değiştiğini ve kamera aracılığıyla belki araya girilebileceğini; ama asla durdurulamayacağını savunan düşüncedir. Son düşünce ise modern dünyadaki hakikatin göreceli olduğunun ve fotoğrafın öznelerin yansıması olduğu kadar fotoğrafçının kendi öznelliğinin de yansıması olduğunun farkına varılması düşüncesidir. Stieglitz’in Equivalents adını verdiği bir dizi bulut fotoğrafı tam bu ruhu taşır ve bahsedilen son düşünceyi kusursuz bir biçimde bünyesinde barındırır. Bulut fotoğrafları, Stieglitz’in deklanşöre bastığı anki duygusal deneyiminin analogları işlevini gören, gökyüzünün işlenmemiş portreleridir. 

Fotoğrafçı, hayatının son on yılında zamanının çoğunu galerilerini işletmeye harcamış, enerjisi ve sağlığı azaldıkça daha az fotoğraf çekmeye başlamıştır. Fotoğraf çektiğindeyse çoğunlukla galerisinin penceresinden doğru dışarıyı fotoğraflamıştır. Hayatının son evrelerinde çektiği “From My Window at the Shelton, North” gibi bir fotoğrafçı olarak çeşitli gelişim evrelerini bir araya topladığı ve Amerikan fotoğrafçılığının en önemli figürü olarak edindiği pozisyonu sağlamlaştırdığı fotoğraflar etkileyici başarı yakalamıştır. Bu fotoğraflar, modern bir gökdelenin üst katından görünümüyle şehrin geometrik formlarını vurgulayan ustalık eseri kompozisyonlar olmakla birlikte incelikle düzenlenmiş, basılmış ve çağdaş yaşamın bölünmüş doğasını vurgulamış fotoğraflardır. Son olarak, fotoğrafçının kariyerinin bu son dizisi, Stieglitz’in hareketli New York yaşantısından uzaklaşıp inzivaya çekilişini üstü kapalı bir şekilde tasvir etmiş, fotoğrafın temsilci doğası ve dışavurum potansiyeli arasındaki ilişkiyi barındırarak fotoğrafçılığın önde gelen bu isminin kariyerini tüm külliyatıyla uyumlu bir şekilde noktalamıştır.

Yazar: Lisa Hostetler

Kaynak: The Met

Çeviren: Simge Orhan

Düzenleyen: Sinem Sönmez

Leave a comment