COVID-19 salgını ve bunun sonucunda ortaya çıkan karantinanın halk sağlığına yansıması, kadınların karşılaştığı kısıtlamaların her yönden kolaylıkla artmasına sebep oldu.

COVID-19’un, çalışma ve araştırma alanımız olan akademi dünyasındaki kadınlar üzerinde yarattığı etkiyi yakından takip etmekteyiz. Gözlemlerimizle ve araştırmalarla destekleyebileceğimiz üzere, kadınlar COVID-19 nedeniyle daha fazla kısıtlamaya maruz kalmışlardır.

Bunlar, evden çalışmanın getirdiği ek yük ve sorumluluklardan, daha az kadın bilim insanının COVID-19 konusunda uzman olarak anılmasına ve pandemi üzerine yeni bilgiler üreten gruplarda kadınların daha az olmasına kadar uzanıyor.

Bu kısıtlamaların hiçbiri yeni değil. Daha önceki araştırmalar, eşdeğer ev sorumlulukları taşımayan çoğu erkek meslektaşlarına kıyasla kadın akademisyenlerin, araştırma ve yayın için daha az zamana sahip olduklarından kadınların büyük bir öğretim yükü taşıdıklarını doğrulamaktadır.

COVID-19 salgını nedeniyle kadın akademisyenler üzerindeki artan baskı, akademideki cinsiyet eşitliliğinin bu parçalanmış manzarasını büyütmektedir. Verimlilik açısından bu parçalanmanın etkisi hissediliyor. Bu parçalanma kendini, halkın maruz kalmasında, bilgi üretiminde ve tavsiyede bulunmaya davet edilenler açısından göstermektedir.

Akademik çalışmalar

Dünya Üniversite Sıralamasında yer alan bir makale, COVID-19’un medyadaki kapsamında erkek uzmanlara yönelik bir taraflılığın söz konusu olduğuna dikkat çekiyor. Bir grup kadın bilim insanı tarafından yazılan bu makale, kadınların salgın konusunda politikacılara tavsiyelerde bulunduğunu, klinik araştırmalar tasarladığını, saha çalışmalarını koordine ettiğini ve veri toplama ve analizine öncülük ettiğini göstermektedir ancak konu medyaya yansıtıldığında, erkeklere yönelik bir taraflılık olduğu görülmektedir. Epidemiyoloji ve tıp, kadınların egemen olduğu alanlarken, erkekler pandemi hakkında kadınlardan çok daha fazla anılmaktadır.

Önde gelen tıp dergisi The Lancet’in yazışma bölümünde yer alan Haziran 2020 tarihli bir makalede de aynı noktaya dikkat çekiliyor. Kadınların, medyada COVID-19 uzmanı olarak anılanların sadece % 24’ünü ve analiz edilen ulusal görev güçlerinin % 24,3’ünü oluşturduğuna işaret edilmektedir.

Kadınların çalışmaları başka şekillerde de etkileniyor. Science News’deki yeni bir makalede, daha az kadının COVID-19 ile ilgili makalelerde ilk yazar olduğu belirtilmiştir. Özellikle salgının ilk aylarında çok az kadın karşımıza ilk yazar olarak çıkmaktadır. 2020 yılının Mart ve Nisan aylarında yayınlanan 1.893 makale, aynı dergilerde 2019 yılında yayınlanan makaleler ile karşılaştırıldığında kadınlar için ilk yazarlığın % 23 oranında düştüğü fark edilmiştir.

Bu durum, pandemi sırasında aile hayatının artan taleplerine bağlanmıştır.

Ayrıca Comparative Politics dergisinin Nisan ayında erkeklerin başvurularının % 50 arttığını bildirmesiyle, Guardian gazetesi kadınların akademik çalışmalarında bir düşüş bildirmiştir.

Lancet makalesi de aynı noktaya işaret ediyor.

ABD, İngiltere ve Almanya’dan gelen son veriler, kadınların pandemi döneminde çocuk bakımı ve evde eğitime erkeklerden daha fazla zaman ayırdıklarını gösteriyor. Bu durum, özellikle tek ebeveynli aileler için zordur ve tek ebeveynli aileler çoğunlukla kadınlar tarafından yönetilmektedir.

Ev içi kısıtlamalar

The Lancet’teki kadın bilim insanlarının makalesi, zorlukların hiçbirinin yeni olmadığını açıkça ortaya koymaktadır.

Akademideki kadınların karşılaştığı zorluklar, salgın olmayan zamanlarda iyice belgelenmiştir. Bu zorluklar arasında ataerkil kurum kültürleri, kadın mentorların eksikliği, cinsiyete dayalı ev işçiliği nedeniyle birbiriyle yarışan aile sorumlulukları ve işe alım, araştırma tahsisi, akran değerlendirmesinin sonucu ve alıntı sayısı gibi konularda üstü kapalı ve bilinçaltında yatan önyargılar bulunmaktadır.

Ancak, makalede COVID-19’un benzeri görülmemiş bir şekilde zorlukları şiddetlendiren kreş, okul ve işyeri kapanmalarına yol açtığı yazmaktadır.

Onlarca yıldır, akademik ve profesyonel uygulamada yer alan kadınlar, profesyonel ve ev içi sorumlulukları bir araya getirerek iş-yaşam dengesini sağlamaya çalışmaktadır.

Kadınlara doğum izni, çocuk bakım tesisleri, emzirme odaları, esnek çalışma saatleri ve korumalı araştırma süresi açısından verilen kurumsal destekler, Güney Afrika’daki kurumlar arasında farklılık göstermektedir. Kurumlardan birçoğunda ise bu destekler eksiktir.

Ve şimdi kadınlar, çocuklara ve yaşlı ebeveynlere bakmaları, ev eğitimi görmeleri, temizlik yapmaları, yemek pişirmeleri ve alışveriş yapmaları beklenen ev hayatlarında aynı zamanda çalışmaktadırlar.

Sorunu ele almak

Kadınların üretkenliği üzerindeki bu orantısız etki, kadınları akademiden ayırma potansiyeline sahiptir. Bunun, akademide ve sivil toplumda mükemmellik için kritik olan çeşitlilik üzerinde olumsuz bir etkisi olacaktır.

Akademi dünyasındaki kadınlar doğrudan erkek meslektaşlarıyla rekabet ederken, bu zorlukların hiçbiri terfi kriterlerine veya performans değerlendirmelerine dahil edilmiyor. Sonuç olarak, yüksek öğretim kurumlarında ataerkil bir kurumsal kültür sürdürüldüğünden, kadınlar akademik liderlikte ciddi şekilde yetersiz temsil edilmektedir.

Aralarında Avrupa ve Gelişmekte Olan Ülkeler Klinik Deneme Ortaklıkları ve Ulusal Sağlık Enstitüleri olan bazı küresel finansman kuruluşları, hibe başvurularında kadın bilim insanlarının karşılaştığı kısıtlamaları dikkate almaya başladı. Bu çabanın ciddi şekilde genişletilmesi gerekmektedir.

Bu genişletilme, araştırmada en uygun cinsiyet dengesini oluşturmak için mevcut politikalarda düzeltmeler ve yeni politikaların ileriye yönelik olarak geliştirilmesi yoluyla yapılabilir. Fon verenlerin, dolaylı maliyetler yoluyla araştırma fonlarından finansal olarak büyük ölçüde yararlanan kurumların akademideki kadın bilim insanlarını nasıl desteklediğini keşfetme sorumluluğu da vardır.

Bilimsel dergiler yazarlık açısından cinsiyet dengesi ve çeşitliliğe duyarlı hale gelmektedir ancak araştırma çalışmalarına dahil edilen katılımcılar ve yazarlık açısından cinsiyet eşitliği şartı sağlamlaştırılmalıdır.

Benzer şekilde, konferans panelleri ve açılış konuşmacısı seçiminde, özellikle uluslararası akademik toplantılarda ve bilimsel konferanslarda sesleri yeterince temsil edilmeyen küresel Güney’den kadınların uygun şekilde temsil edilmesine şiddetle ihtiyaç duyulmaktadır. Bu çabalardan daha azı, COVID-19 öncesi cinsiyet eşitsizliğini ve çeşitlilik eksikliğini sürdürecektir. Ne yazık ki akademi daha kötü bir hal alacak.

Kaynak: The Conversation

Yazarlar: Keymantri Moodley ve Amanda Gouws

Çeviren: Mahinur Abacı

Düzenleyen: Emel Nurşah Gedik