Adam Driver, özgün adam

Adam Driver, özgün adam

Neden bu kadar çok yönetmen Hollywood’un en sıra dışı başrol oyuncusuyla çalışmak istiyor?

21 Ekim 2019

Beyaz fosfor cilde temas ettiğinde kemiğe kadar yakabilir. Parçacıklar tutuşurken, sarımsak benzeri bir koku yayar ve yollarındaki her şeyi eritirler. Adam Driver, Kaliforniya’da bir tatbikat sırasında, gökyüzüne baktığında bu etkilerin farkındaydı. 2003 yılında bir gün tam kafasının üzerinde bir beyaz fosfor patladı. Yapılacak tek şey kaçmaktı.

Driver, Deniz Kuvvetleri’ne bir önceki yıl, 18 yaşındayken katılmıştı. Liseden mezun olduktan sonra, Mishawaka, Indiana’daki ailesinin evinin arkasında bir oda kiralayıp çimleri biçiyordu. İçinde belli belirsiz bir aktör olma tutkusu vardı. Manhattan’daki Juilliard için seçmelere katılmıştı çünkü oyunculuğun ders notlarını kontrol etmediğini biliyordu. Reddedildiğinde, Los Angeles’a gitmeye ve filmlerde rol almaya karar verdi. 1990 Lincoln Town arabasını, mini buzdolabını, mikrodalga fırınını ve sahip olduğu diğer her şeyle beraber kız arkadaşına veda ederek yola koyuldu. Yakın zamanlarda da “Büyük bir olaydı” diyerek tekrar hatırladı. “Şöyle demiştim, ‘birbirimizi bir daha ne zaman göreceğimizi bilmiyorum. Aşkımız elbet bir yolunu bulacak’. ‘Hoşça kal küçük kasaba! Hollywood, işte ben geliyorum!”

Amarillo, Teksas’ın ilerisinde arabası bozuldu ve neredeyse tüm parasını arabayı tamir ettirmek için harcadı. Los Angeles’a geldiğinde, iki gece pansiyonda kaldı ve bir daire bulmasına yardım etmesi için bir emlakçıya para ödedi. (“Tam bir sahtekardı”) Santa Monica’daki sahilde dolaştı, bıraktığı iki yüz doların benzin parası için yeterli olduğunu hesaplayarak Mishawaka’ya geri döndü. Aynı zamanda burada eski işini aldı. Bir haftadır ortalıkta yoktu. “Tamamen utanç vericiydi” dedi. “Kendimi ezik gibi hissettim.”

11 Eylül saldırılarından sonra, neye ya da kime karşı olduğundan emin olmasa da kendini intikam arzusuyla dolu buldu. “Müslümanlara karşı değildi” dedi. “Sadece saldırıya uğradık. Karşımda kim olursa olsun ülkem için savaşmak istedim.” Vaftizci üvey babası ona denizciler hakkında bir broşür vermişti ve Driver onu çöpe attı. Fakat şimdi yeniden düşündüğünde kendisini fiziksel olarak zorlayacak bir şeyler istedi ve denizciler çetindi. “Tüm güçleriyle beni yakaladılar ve ‘Giriş ikramiyesi vermeyeceğiz’ dediler. Silahlı kuvvetlerin en zorlusu biziz. Burada donanmanın ya da ordunun sana verdiği saçma rahatlığı göremeyeceksin. Zorlu olacak.” Askeriyeye girme kararı öyle aniden oldu ki, bir memur ona ceza almamak için mi geldiğini sormuştu.

Önce fiziksel sınav için Indianapolis’e ardından da eğitim kampı için San Diego’ya gönderildi. Askerler ilk gece saç tıraşı için sıraya girdiler. Driver’ın dört adım kadar ilerisindeki adamın kafa derisinde bir ben vardı. Tabii bu da tıraşla birlikte kesilince adamı çığlıklar ve kan içerisinde bıraktı. Driver yaklaşık 1.90 boyunda, şaşı gözlere, gagalı bir burna ve kepçe kulaklara sahipti. Başka bir acemi er olan Martinez’in de büyük kulakları vardı. Driver ve Martinez’e, 1 ve 2 numaralı kulak olarak takma isim koyuldu. Temel eğitim, filmlerde olduğu kadar yorucuydu. “Yalnızca bir telefon hakkım vardı ve bu sırada ailem evde değildi.” diye hatırlardı Driver. “Bu yüzden uzunca bir süre kimseyle konuşamadım.”

Uzun geçen iki ay sonra Güney Kaliforniya’daki Pendleton kampına gönderildi. Burada havan ateşleyen asker olarak eğitim gördü. Bir egzersizde, stajyerle her yerleri uyuşana kadar dövüşmek zorunda kaldılar. Driver, “Deniz piyadesi olmak böyle bir şey” dedi. “Her yeriniz uyuşana kadar vurmaya devam etmelisiniz. Alışana kadar devam.”

Savaş simülasyonunda, askerler Humveeyi bir vadiye sürmek ve uzaktaki bir hedefe havan topları ateşlemek zorundaydılar. Ayrıca beyaz fosfor patlaması deneyimi de yaşayacaklardı. Bir keresinde kaza oldu ve beyaz fosfor hedefin üzerine değil de adamların üzerinde patladı. Driver, bir patlama sesi duydu. Neyse ki, rüzgar esiyordu ve zehirli kül bulutları başka yerlere doğru sürüklendi. Bu sayede denizciler güvenli bir yere koşabildiler.

Driver sonrasında kışlada kendisini toparlarken, hayatta gerçekten yapmak istediği iki şeyi düşündü. Bunları yapacağına dair yemin etti. Biri sigara içmek, diğeri de oyuncu olmaktı.

Driver 35 yaşındayken, şık bir restorantta, limonlu bitki çayı içerken anlatmıştı bu hikayeyi bana. Sahneyi daha iyi hayal edebileyim diye de tuzluğu oynatıyordu. Telefonuysa panik hâlindeki bir askeri simgeliyordu.

Siparişimizi almaya gelen dövmeli garsona ıspanaklı omlet istediğini söyledi. Bu sıralarda Brooklyn Heights yakınlarında yaşıyordu Driver. Beyaz fosfor kazası yaşandıktan birkaç yıl sonrasında da sigaraya devam ettiğini fakat yirmili yaşlarında bıraktığını söyledi. Oyunculuk işi duraksamıştı. 2012 yılında HBO isimli şirketle beraber “Girls” dizisinde gizemli ve garip bir çocuk olan Adam Sackler’i oynuyordu. İlk başta yan karakterken, sonra merkezi hâle geldi. Adam Sackler, tuhaf bir çocuk örneğiydi: bir ağaç gövdesi kadar büyüktü, fakat zevklerden, özellikle de cinsel olanlardan etkilenirdi. Bir bölümde, Hannah onu azarlarken mastürbasyon yapıyor, taksi ücreti, pizza ve sakız için para talep ediyordu. Dairesinden dışarı çıkması tam yedi bölüm sürdü. Hannah onu Bushwick’teki bir partide fark edip, “Aa Adam!” dediğinde arkadaşı Jessa ifadesiz bir şekilde “Orijinal bir adama benziyor.” dedi.

Aynı yıl Driver, Spielberg’in “Lincoln” adlı filminin küçük bir kısmında telgrafçı rolünde yer aldı. (Rol için Mors alfabesine çalıştı) “Filmdeki varlığından sarsıldığımı hatırlıyorum: 19. yüzyılda sapık bir hipster ne arasın?” Ancak Driver’ın, onu Hollywood’un en sıra dışı başrol oyuncusuna dönüştürecek çarpıcılığı ve yeteneği vardı. Sadece altı yıl içinde dudak uçuklatan bir yönetmen kadrosuyla çalıştı: Spike Lee, Martin Scorsese, Jim Jarmusch, Steven Soderbergh ve Coen kardeşler. Scorsese bana Driver’dan oldukça etkilendiğini söyledi. Driver’ın işine bağlılığı ve ne yapacaklarını anında anlayabilmesi onu öne çeken etkenlerden oldu. Lee’ye neden yönetmenlerin Driver’ı seçmek istediklerini sorduğumda şunu söyledi, “Cevabı çok basit: iki taraf da birbirine saygılı.”. Ayrıca Lee, Karanlıkla Karşı Karşıya filminde Driver’ın Oscarlık oyunculuğunu kendisi yönetmişti.

Driver’ın kendini beğenmiş bir akbaba ve Moai gibi bir yüzü var. Heyecansız gibi görünen duruşuna rağmen, başarısızlığa uğramış ve şaşkınlık içinde olan karakterleri canlandırır. “Paterson” ve “Ölüler Ölmez”de Driver’ı yöneten Jarmusch onun için “Alışılmışın dışında birisi” dedi. Yönetmenler, kendine özgü aykırılığını ve konuşma ritmini özellikle sevdiler. Don Kişot’u Öldüren Adam’ın yönetmeni Terry Gilliam, bana Driver hakkında şunları söyledi, “Gerçekten çok disiplinli fakat kaçık birisi”. Soderbergh de ayrıca, “Birden fazla alanı aynı anda kavrayabiliyor.” dedi ve Driver’ı “Girls” dizisinde gördükten sonra “Şanslı Logan”da oynattı. “Fiziksel olarak yeterli olması ve konuşma ritmi oldukça beklenmedik ve doğal gözüküyor. Bir sahne çekiminde olduğunu belli eden ya da göze sahte gözüken hareketleri yok, bunu hissettirmiyor. Başka bir evrendenmiş gibi gözüküyor.”

2013 Variety dergisinde, Hollywood’un başrol oyuncu sıkıntısı yaşadığından bahsedildi. George Clooney, Brad Pitt ve Will Smith, hepsi orta yaşlardaydı ve birkaç genç oyuncu onların yerini almaya hazır gözüküyordu. Fakat altı yıl kadar sonra, başrolü alabilecek oyuncu sıkıntısı yaşanmamaya başlandı. Hollywood, kalabalık bir civciv yetiştirme makinesi gibidir. İçinde kaslı erkekleri, entelektüel centilmenleri, yüreği güçlü mazlumları, patlak gözlüleri ve daha birçok tarzı barındırır.

Ancak Driver bu kalıpların hiçbirine uymuyor. Bazı yönlerden, yetmişli yılların Dustin Hoffman, Al Pacino, ve Jack Nicholson’ı andırıyor. Diğer ay, her biri dolambaçlı, modern bir labirentte gezinen adam başrollerinde iki filmde oynadı. Noah Baumbach’ın “Marriage Story” filminde, karısından boşanan ve sonrasında kabus gibi ama tamamen sıradan bir çileye dönüşen bir hikayede, tiyatro yönetmeni rolündeydi. Scott Z. Burns’ün yönettiği “The Report” filminde, eski senato çalışanı Daniel J. Jones’u oynar. Karakteri yıllarca C.I.A’in savaşlarda kullandığı işkence yollarını araştırır. “The Report”un sahibi Soderbergh bana Driver hakkında şunları söyledi, “Takıntı duygusunu herkese yayıyor ve bu The Report’un ihtiyaç duyduğu bir şeydi.” Bilinen ve alakalı bir görev için kendisini beş yıl boyunca bir odaya kilitleyeceğini bildiğim birisidir Driver.”

Ayrıca Driver’ın Kylo Ren rolünde oynadığı Star Wars filminden de bahsedelim. Burada, büyükbabası Darth Vader’ın alçaklığına dayanamayan ve gezegenler arası bir savaş tanrısı olan bir karakteri canlandırmaktadır. Aralık ayında “Skywalker’ın Yükselişi” ile sona eren üçlü eser boyunca Driver, yirmi birinci yüzyıl karakterlerinin yaralı gücünün, destanın galaktik ölçeğine aktarmayı başardı. (Komedyen Josh Gondelman geçtiğimiz günlerde Kylo Ren ile empati kurduğunu söyledi.) Kylo Ren, uzayın J. Alfred Prufrock’udur: kendi güvensizliğiyle iğnelenmiş, bilinçli bir oyuncu. Driver’ı yöneten J. J. Abrams şu sözleri kullandı; “Kylo Ren yüce bir lider olsa bile henüz kendisini bütün olarak hissedemiyor. Hayallerinin peşinde koşup onlara sahip olduğunda kendini bütün hissetmen gerekirken, Kylo ren için bu boşluk ne yaparsa yapsın büyüyor.”

Driver’ı dört filmde yöneten Baumbach, Adam’ın kendisine oyunculuğu hakkında “şefkatli bir isyan” dediğini duydu. Ve bana bir keresinde şöyle dedi, “Ne yaptığını çok iyi anlatıyor. Çünkü hem role hem hikayeye hem de yönetmene hizmet ediyor. Aynı zamanda hep başka şeyleri arıyor ve gerekli olanları bize iletiyor.” Baumbach, Driver’a ilk defa domuz şapkalı bir hipster rolünde, “Frances Ha“ filminde rol verdi. Söylemesi gereken satırlardan biri “Harika”ydı. Ve Baumbach, Driver’ın “Haaa-ri-kaaa” tarzında, şarkı gibi söylediğinden bahsetti. “Bu kelimeyi artık hep böyle hatırlıyorum.”

“Şefkatli bir isyanı” Driver’a sorduğumda şöyle cevapladı, “Bazen ritmin dışında davranarak kendini şok etmelisin.” Onunla ilk kez bu yaz, bir akşam Hudson Tiyatrosu’ndaki soyunma odasında tanıştım. Lanford Wilson’ın draması “Burn This”de rol alacaktı. Kardeşi Robbie’nin dairesine giren ve dansçı oda arkadaşıyla olası bir ilişkiye başlayan, kaba, kokain bağımlısı bir restoran müdürü olan Pale’i canlandırıyordu. Naval Base Coronado şapkasıyla, “Burası Ethel Barrymore’nin giyinme odası olmalı.” dedi Driver. “Ama bunu kanıtlayamam.”

Sharon Olds’un, açılış gecesi için hediye olarak verdiği bir şiir koleksiyonu masanın üzerinde duruyordu. Bana, yaşlıların ebeveynlerini birer üniversite öğrencisi olarak gördüğünü ve evliliklerinde hata yapmalarını engellemeyi arzulamakla ilgili bir çift yazı gösterdi: “Yaşamak istiyorum. Onları kağıttan yapılmış erkek ve kadın oyuncaklar olarak alıp bir anda birleştiriyorum. Kalçalarından tutup birbirlerine çarpıştırıyorum ve diyorum ki, “Yapman gerekeni yap, sonrasında olayı söyleyeceğim.”

Driver tortilla kasesini indirirken, “Kullanılan dil çok güzel” dedi. “İki şey arasındaki kıvılcımlara çarpmak, gösterilere benzer. Hepsi bu, değil mi? Tecrüben var ve sonra gidip bunu işinde anlatıyorsun.” Sanırım ‘Burn This’ tahmin ettiğinden daha zorlu geçiyordu. “Angels in America“nın aksine, Driver, konuşma kabiliyetinin onu gitmesi gereken yere götürmesine izin veremedi: “Robbie’nin ölümü ve kederi, yani bu bahsetmedikleri her şeyle ilgili.”

Driver, oyunculuğunu ve sürecinin gizemlerini koruyor. Ama tortilla kasesiyle samimiyeti kurduktan sonra, gösteri öncesi rutinini izlememe izin verdi. Yemeğini bitirdikten sonra, kafasını musluğun altına koymaya, lavaboya gitti. Biz de o sırada filmler hakkında konuştuk. “The Miracle Worker’ı duydun mu hiç?” diye sordu. “Anne Bancroft ve Patty Duke’ün birbirlerini fena şekilde dövdükleri bir sahne var. Filmin en inanılmaz sahnelerinden biri. non squitur tarzında bir şey.” Eline biraz jel fışkırttı ve tüylü siyah saçlarına bulaştırdı. “Biraz hararetli yapıyorum. Sanırım az miktarda sürmek gerekiyor ama ben baya kullanıyorum.”

Saçlarını saç kurutma makinesiyle kuruturken, Danimarkalı modern sandalyelere olan ilgisinden ve zevkinden bahsetti; o ve Tucker’ın sahte bir Hans Wegner’i var ve eğer bir aktör olmasaydı mobilya üreticisi olabileceğiyle ilgili şaka yaptı. Aynanın önüne oturdu ve sağ elinin etrafına bir bandaj sardı. (Pale, sahnede ilk görüldüğünde, bir bar kavgasında yaralandı) Driver, “Bu bandaj nedense beni endişeli hissettiriyor” dedi. “Kan miktarı konusunda çok fazla deneme ve yanılma var. Ve bandaj kan dolaşımını kesiyor, bu yüzden işim bittiğinde parmaklarım morlaşıyor.” Parmak eklemlerine, kırmızı renklerle kan görüntüsü verdi. Sonra da biraz kahverengilik. “Bu yeni bir yara değil” diye düşündü. “Bir ya da iki saat önce olmuş gibi olmalı.”

Ayağa kalktı. “Şimdi dişlerimi fırçalayacağım, çünkü Keri’yi öpmek zorundayım” dedi. Kanepenin üzerinde, sahne kapısında hayranlarından aldığı bir sanat eseri vardı. “Girls”ün çekimleri sırasında yabancılar Driver’ın yanına gelip seks hayatları hakkındaki detayları paylaşıyordu. Bir keresinde birisi onu metroda durdurup, “Kızın üstüne işemeni sevdim.” ve kız arkadaşına dönüp şefkatle “Onun üstüne her zaman işiyorum.” dedi. Fakat “Star Wars”tan sonra daha ünlenmesi onu aşırı rahatsız hissettiriyordu. “Karımı taciz eden kadın ahşap oymacılığı yapıyormuş ve köpeğimin şeklini çıkartmış.” dedi. Driver ve Tucker’ın, iki yıl boyunca basından gizledikleri küçük bir oğlu var. Driver bunu “askeri operasyon” diye adlandırmış. Geçen sonbahar, bir iş başlatan Tucker’ın kız kardeşi yanlışlıkla İnstagram hesabını halka açtı. Ve çocuğun kafasının arkası resimde fark edildi. Tabii hemen sonrasında haberlerin altıncı sayfasında yayınladı. Driver, ayağını köpük silindirin üzerine uzattı ve mahremiyetini kaybetmesinin acısından bahsetti. “Benim işim halkın içinde yaşayan bir casus olmak. Ama insanların odak noktası olduğunu hissettiğinde, bunu yapmak gerçekten zor.”

Silindirin üzerine uzandı ve sırtına masaj yaptı; vücudu tüm odayı kaplıyor gibiydi. Driver’ın vücudu bazen doğanın bir bilmecesi olarak kabul edilir. The Cut adındaki bir blog yazarı “Burn This oyununda Adam Driver ne kadar büyük gözüküyor?” başlığıyla bir tartışma açtı. “Bunu gördüğümde o kadar sinirlendim ki cüzdanımdaki tüm parayı yere düşürdüğümü hatırlıyorum.” dedi. Kendini esnettikten sonra ilacını içmek için sıcak su doldurdu. Yarım çay kaşığı tuz, yarım çay kaşığı kabartma tozu ve yarım çay kaşığı kadar mısır şurubu ekledi. Yediyi yirmi geçe, oyuncu kadrosunun gece dövüşü için toplandığı sahneye doğru aşağı indi. Driver’ın mahallesinde yaşayan Russell, kanepede burnu havada olan Brooklyn anaokulları hakkında dedikodu yapıyordu. Dövüş sahnelerinde koştular, Üç Yardakçı rutinindeymiş gibi durdular, tekmelediler ve şaplak attılar.

Driver tıraş olmak ve ilacını gargara yapmak için yukarı çıktı. Kurallar gereği rutininin geri kalanını görmeme izin verilmedi, ama bana bundan sonra ne olacağını söyledi. Oyun başladığında, işaretini duyana kadar hoparlör sistemini dinledi. Sahneye doğru ilerlerken şifonyeri ona cebine bir pervane saati koymasını hatırlattı. Ölen kardeşi Robbie’nin karakterini düşündü. Bazen Robbie’yi güzel bir şeyi kaybetmiş gibi canlandırırdı gözünde. Ya da haberlerde toplu çekim yapmayı düşünürdü. Ya da tiyatrodaki habercilerin silüetlerine bakıp onları Robbie olarak görürdü. Ya da aids salgınını düşünürdü (Robbie eşcinseldir ve bir tekne kazasında ölür) ve sahnedeki insanlar hakkında şöyle hayaller kurardı: “Belki hepsi birer Robbie’dir ve ben tam şu an hepsiyle yüzleşiyorum. Ve hiçbirinin yüzü yok. Tüm sanatçılar yok oldu.”

Kafesteki vahşi bir kuş gibi etrafta dolanırken, apartman kapısından sahneye doğru gitti. 10 dakika boyunca park yerleri, yoldaki çukurlar ve bu boktan şehir hakkında atıp tuttu. “Bazen düşündüğüm her şey bana yardımcı oluyor,” dedi, “fakat bazen de olmuyor. Ve kafama girer girmez mahvoluyor.”

“Marriage Story”, bahsedilen evliliğin bittiği bir dönemde başlıyor. Driver ve Johansson’un oynadığı Charlie ve Nicole, çift terapistinin ofisindeyken aralarındaki boşluk, kızgınlıkla doludur. Film bazı yönlerden, Dustin Hoffman ve Meryl Streep’in oynadığı “Kramer Kramer’e Karşı” filminin bir üst modeli gibiydi. Ama Streep’in karakteri filmin çoğunda kaybolup izleyicinin bağlılığını Hoffman’a çekerken, Marriage Story’de eşler arasında geçiş yapar. Bir noktada, Nicole küçük oğulları için savaşı kazanıyor gibi göründüğünde, Charlie avukatına gözyaşlarıyla şöyle diyor: “Onun için savaştığımı bilmesi gerekiyor.”

Driver’ın ailesi, o yedi yaşındayken boşandı. O zamana kadar, aile San Diego’da yaşıyordu ve Driver’ın onlarla birlikte mutlu anıları vardır; her Cuma sahile gider ve sosisli sandviç yerlerdi. Babası Joe, bir vaftizci ve gençlik danışmanıydı. Joe’yla İncil Üniversitesi’nde tanışan annesi Nancy, kilisede piyano çalardı. Ayrıldıktan sonra Nancy, Driver ve ablasını alıp memleketi Mishawaka’ya taşındı. Driver, “Marriage Story çok tanıdık geliyor bana. Kendini, artık birlikte olmayan ailenin arasına sokmaya çalışıyorsun. Yalnızca bu da değil, Orta Amerika’ya taşınıyorsun. Biz uzaklaşırken babamı ağlarken görmek gibi. Sadece sana yapışan ve dile getirmediğin o çok kaba duygular.” dedi. Boşandıktan sonra, Driver’ın babası kiliseden ayrıldı ve şimdi Arkansas’ta bir ofisin deposunda çalışıyor. “Marriage Story”i çekerken de Driver şunları söyledi, “Noah’ın filminde sürekli olarak bu adamın yaptığı şeyleri babamın yapmamış olmasını düşündüm. Velayet alma mücadelesi” – uzun bir duraksama sonrası – “beni oldukça üzdü. Babam bunların hiçbirini yapmadı. Hiç mücadele etmedi.”

Mishawaka kendisini kötü etkilemişti. Driver, “Büyükanne ve büyükbabamla yaşıyorduk ve bu berbattı” dedi. “Yani, bize karşı iyiydiler.” Babası ona “Predator” ve “Total Recall” gibi yetişkin filmleri göstermişti, ancak yeni sınıf arkadaşları “Saved by the Bell” hakkında konuştu.” Nancy, South Bend’de hukuk sekreteri olarak bir iş buldu (şu an bir avukat asistanı) ve şu an bir taksi şoförü olan lisedeki eski sevgilisi Rodney G. Wright ile yeniden bağlantı kurdu. Nancy’nin teşvikiyle Wright, vaftizci, ayrıca Driver’ın üvey babası oldu.

Driver, dini cemaatlerinde garip gerginlikler duymaya başladı. Twin City Baptist Church’de papaz, boşandığı için annesinin evlilik töreninde görev yapmayı reddetti. Aynı zamanda, Gençler Kulübündeki bir kız papazın karısını lezbiyen olmakla suçladı. Cemaati ayıran ve Driver’ın anlamlandıramadığı çığlıklara sebep olan bir suçlamaydı. “Bu aptalın anneme bağırdığını hatırlıyorum, ‘Kocanın seni terk etmesine şaşmamalı!” diye söyledi. “Ancak son zamanlarda, organize şeylerden nefret ettiğimi fark ettim. Çünkü bir şeyleri kaçırıyormuşum gibi hissediyorum. Bana bunun tek bir şey olduğu söylendi, ama aslında daha farklı bir şey.” Daha sonra aile, Driver’ın üvey babasının vaiz olduğu başka bir kiliseye katıldı.

Mishawaka kasabasında yapılacak pek bir şey yoktu. Eğlenmek amacıyla Driver ve arkadaşları Noah ve Aaron, radyo kulelerine tırmanır ya da bir şeyleri ateşe verirlerdi. (“Yapraklar. Giysiler. Lastikler. Bunun gibi şeyler ve tabii sonrasında söndürmek zorunda kalıyorsun” dedi.) Cips fabrikasının arkasındaki son tarihi geçmiş cipslerle bir güzel ziyafet çekerlerdi. Caddenin aşağısındaki P.J.’in kaset dükkanından DVD veya videoları kiralarlardı. “Ailem dindar olduğu için, bu filmlerin hiçbirini evde izlemeyecektik” diye söylerdi. Böylece arkadaşlarının evlerine gidip Scorsese, Jarmusch ve “Midnight Cowboy” izlerken tıkınırdı. “Bu adamlarla konuşarak neyin iyi neyin kötü olduğuna dair görüşler oluşturmaya başladım.” “Dövüş Kulübü”nü ilk gördüğünde, “Kendimi hasta gibi hissettim.” dedi. “Kendimi çok garip hissettirdi. Ve bitirir bitirmez tekrar izledim.”

Kroger süpermarketinin arkasındaki ormanda, üçlü kameralarla filmler çekti. Driver, “John Woo’yu taklit eder gibi plastik silahları alıp onları siyaha boyar ve uzun trençkotlar giyerdik” dedi. “Hikayenin konusu yoktu. Sadece aksiyon filmlerinden ibaretti.” Ayrıca, ‘Sınırsız Kutlamalar’ adlı etkinlik alanının arkasında bir alanda, arkadaşlar arasında bir dövüş kulübü kurdular. Tek kuralları: “Toplara vurmak yok.” Driver, gizli öfkesini açığa çıkardığına inanmıyor. “Vurulmak ve etrafın sesini kısmak için kendine meydan okumak, sanırım beni korkutan bir şeydi bu.” Bir zaman sonra komşular polisi aradı ve kulüp dağıldı.

O zamanlarda da Driver, sahne oyunculuğuna ilgi duyuyordu. San Diego’da babasının kilisesinde, (Pontius Pilatus’un) su taşıyan çocuğu canlandırdı. Ortaokuldaki bir oyun için seçmelere katıldı ve reddedildi. Bu yüzden, perdeleri kontrol etmek için görev aldı. Oklahoma’da tek satırlık bir rol aldı. İkinci senesinde, yeni bir drama öğretmeni onu “Arsenic and Old Lace”de başrol olarak oynattı. Öğretmenleri onu Juilliard için seçmelere çağırdı, bunun ardından Chicago’ya gitti. “İçeri girmedim, sanırım, çünkü herkesi memnun etmek istedim” dedi. “Söylediklerim hakkında hiçbir fikrim yoktu.”

Bunun yerine, Indiana’nın çevrelerinde aylaklık ediyor, ufak tefek işler yapıyordu. Üvey babası, onu çim biçme makinesiyle komşularının kapılarına kadar götürttü. Ne kadar aşağılayıcı bulsa da, çimlerini para karşılığı kesmek istediğini söyledi. Bodrum katı için su yalıtım şirketi ile telefonda pazarlama görüşmeleri yaptı. Kirby elektrikli süpürge sattı. Ya da satmayı denedi çünkü tek bir tane bile sattığını hatırlamıyordu. Daha sonraları, kilise için giydiği üç parçalı takım elbiseyle Chicago’da arabasıyla dolaşıyor, stres toplarını ve balinalarla ilgili National Geographic videoları izliyordu. “Neredeyse dolaşarak bok satıyordum.” dedi. Oyunculuk becerilerini insanları cezbetmek için kullanabileceğine dair kendini ikna etti. Bir telefonla pazarlama görüşmesi sırasında bir kadına, kocasının evde olup olmadığını sordu. “Uzun bir duraklama oldu. ‘Kocam öldü!’ diyerek ağlamaya başladı ve telefonu kapattı. Kendimi çok kötü hissettim.”

Deniz Kuvvetlerine katılmak, Driver’a bir amaç ve aşırı dinci ailesinden biraz da olsa uzaklaşmasına ve nefes almasına yaradı. İnanç ve dini iki ayrı şey olarak gördüğünü vurgulamasına rağmen, kilise hakkında “Bunu en iyi artık hayatımın bir parçası olmadığını söyleyerek açıklayabilirim.” dedi. Ailesi veya dini hakkında tartışırken çekingen biri olur. 2014’te üvey babası South Bend’de bir kürsüde şunları söyledi: “Yaptığı her şeye katılmıyorum, ancak iş ahlakını onaylıyorum.” Annesi “Girls”ün ikinci sezonuna kadar, oğlunun orada oynadığından haberi yoktu. Bu haberi de işyerindeki bir arkadaşından öğrendi.

Filmlerdeki rollerinde inancı ve inancından sapması birbirine karışmıştı. “Silence”da oynadığı Peder Garupe’yi, Aziz Peter’e dayandırdı. Driver, “Sorgulayan tek kişi oydu ve sorgulamanın sağlıklı olduğunu düşünüyorum” dedi. “Şüphe, bir şeye bağlı olmanın bir parçası, sanırım. Çok el ele tutuşuyorlardı ve bu bana daha insani geldi. Garupe, bu hikayede, kendini adamış ve sonra belli bir noktada, ‘Bu tam bir saçmalık’ diyor. Ben de aynısını din için hissediyorum. Oyunculukla bunu hissediyorum. Evlilikte bunu hissediyorum. Ebeveyn olmakla bunu hissediyorum. Başardıklarımdan bağımsız olarak sürekli şüpheyle doluyum. Bu hiçbir şey ifade etmiyor. Gerçekten hâlâ bir şey yapmayı bilmiyorsun.” “Star Wars”da Kylo Ren’i “iki bağnazın oğlu” olarak tanımladı — Han Solo ve Leia — “Aileden ve diğer her şeyden önce dine bağlı olmak olarak düşünülebilir.” Sanki bir dersi kaçırmış ve henüz daha geniş bir dünyaya açılamamış gibi hâlâ bir kısmı gözü kapalı hissediyor, “Dövüş Kulübü” nü tartışırken film hakkında ne düşündüğümü sordu. Bunu yıllardır görmediğimi, fakat insanların toksik erkekliğin farkında olduğu bir çağda, ortaya nasıl bir şey çıkacağı konusunu merak ettiğimi söyledim.

“Toksik erkeklikle neyi kastediyorsun?” diye sordu.

Erkek saldırganlığının şu anda “Dövüş Kulübü”nde tasvir edilenden daha az arındırıcı olarak görüldüğünü öne sürdüm.” “Bunu biraz düşünmeliyim” dedi Driver. “Yani, toksik erkeklik hakkında pek bir şey duymadım.” Kıkırdadı. “Belki de sorunun bir parçası olduğum içindir!”

Saatler sonra, soyunma odasında, dinler ve şüphelerinin onu bir aktör olarak nasıl şekillendirdiğinden bahsediyordu. “Hayatımda birçok kez bana doğru bir cevabın olacağı söylendi.” dedi. “Ve sonra, yaşlandığımda, ‘Bu tamamen saçmalık. Oyunculukta da bunu hissediyorum. Nasıl yapılacağını bilseydin, her seferinde mükemmel yapardın.” “Birisi bana ‘bu doğru cevap’ ya da ‘toksik erkeklik diye bir şey var’ dediğinde, nasıl yani diyorum? Sen neyden bahsediyorsun? Şüpheliyim çünkü hayatımın on yedi yılı boyunca kandırılmış gibi hissediyorum.”

Ekim ayı başlarında, Driver, Lincoln Center’daydı. Burada “Marriage Story” New York Film Festivali’nin merkezinde yer alıyordu. Fransız yönetmen Leos Carax ile “Annette” filmini çektiği Brüksel’den uçtu ve saat 3:30’da indi. O akşam kırmızı halıda bir gala vardı ve gece yarısı Londra Film Festivali için İngiltere’ye uçacaktı.

Baumbach, “Marriage Story”i yazarken Driver ile “Kırmızı Pabuçlar” ve “Olmak ya da Olmamak” gibi klasik filmleri tartıştıkları uzun telefon görüşmeleri yaptığını söyledi.” Driverin de yer aldığı, Stephen Sondheim’in “Company” müzikalinin film versiyonu yarıda kesilmişti. Ama yine bir şekilde, iki müzikal senaryo şeklinde karşısına çıkmıştı. (Baumbach bana, Driver’ın kendisine kısa bir süre önce sarışın, Thor benzeri yelesi olan bir sürahi fotoğrafı gönderip altına şu notu yazdığını söyledi, “Bu bir şey için kullanılabilir.”)

Öğlen saatlerinde, basın toplantısından önce Driver, Walter Reade Tiyatrosu’ndaki kuliste bir fincan kahve içiyordu. Oyuncular içeri girdi: Laura Dern, Alan Alda, Ray Liotta. (Johansson trafikte sıkışmıştı.) Boşanma avukatını oynayan Liotta, Driver’a yaklaştı. “Hey!” diye selam verdi ve sonra saygılı bir ses tonuyla sordu; “Askerlik yaptın mı?”

“Evet,” dedi Driver utanarak, elini sıkmak için ayakta beklerken.

“Vay canına,” dedi Liotta. “Hizmetiniz için teşekkür ederim. Ciddi söylüyorum. Eğitmenim denizciydi.”

Sürücü konuyu hızla değiştirdi. Askeri geçmişi onu Hollywood’da anormal kılıyordu; Clark Gable ve Jimmy Stewart’ın savaş günleri çoktan mazide kalmıştı. Deniz Kuvvetleri’nde geçirdiği süre kendisini geliştirmiş olsa da, hayal kırıklığıyla sona erdi. (Burada kar amacı gütmeyen bir organizasyon kurdu. Askerler arasında sanatı teşvik etmeyi amaçlıyordu.) İki yıldan fazla süren eğitimden sonra Driver, Irak’a gönderilmeye hazırlanıyordu. O zamanlar, Irak Savaşının siyasetini düşünmüyordu, sadece kendisinin adamlarına olan sadakati vardı. Bir sabah, arkadaşı Garcia ile birlikte Pendleton’un Horno Kampında dağ bisikleti sporu yapmaya gittiler. Aşağı inerken, Driver bir hendeğe çarptı. Gidonlar göğsüne çarptı ve göğüs kemiğini yerinden çıkardı.

Driver’ın başçavuşu ona, askerleri konuşlandıramayacak kadar yaralı olduğunu söyledi. Aksini kanıtlamaya çalışmak isteyerek hidrokodona yüklendi ve spor salonunda çalıştı. Ama bu yalnızca hasarı daha da kötüleştirdi. Irak’ın güneydoğusuna güvenlik görevlisi olmak üzere sevk edilirken, onurlu bir şekilde taburcu edildi. Savaşın başlarındaydı ve birlik güvenli bir şekilde geri döndü. Ama Driver harap olmuştu. “Gittiler ve birlikte yapmak için eğitildiğimiz şeyi tamamladılar.” dedi. “Ve kendimi bir bok parçası gibi hissettim.”

Driver’ın grup komutanı Ed Hinman, onu hep diğerlerinden daha dalgın buluyordu. “Görünenden daha fazlası olduğuna emindim” dedi bana. Hinman, denizcilikten sonraki yaşamının her koşulda daha zor olabileceğini söyledi. “Bir kimliğin ve bir gayen olmadan hayata tek başına tutunmaya çalışacaksın.” Elbet bir gün, ailenden ayrı yaşayacağını biliyorsan, bu artı bir şey. Fakat Adam gibi bilmiyorsan, biraz zor geçecek gibi.”

Aşağılanan Driver, bir memurdan aldığı Ford F-150 ile Indiana’ya geri döndü. Beckett’in “Endgame” ve müzikal “Pippin” oyunlarında rol aldığı Indianapolis Üniversitesi’ne kaydoldu.” Polis olmak için başvurdu ama yirmi bir yaşından küçük olduğu için reddedildi. Bu yüzden güvenlik görevlisi olarak çalışabileceği bir iş buldu. Bu durumu Driver şöyle açıkladı, “Oldukça ironik bir hikaye. Askerdeyken makineli silah kullanıyordum ama şimdi bir tabancayı bile kullanamıyorum, öyle mi?” Amacını yerine getirememişti. Bu onu biraz başıboş hissettirdi. Daha sonra, profesyonel bir aktör olma yeminini hatırlayarak Chicago’ya geri döndü ve Juilliard için tekrar seçmelere katıldı.

Juilliard karakterini çalıştıracak kişi olan Richard Feldman, “İlginç bir adam odada geziniyordu — büyük, uzun boylu, sırık gibi, saçları yüzüne çarpıyordu.” diye hatırlar. Driver, Barnes & Noble’da bulduğu çağdaş bir monolog olan “Richard III” ün açılış repliklerini seslendirdi ve müzikal seçimi için “Happy Birthday to You.” kullandı. Oyunculuğu kibar olmasa da Feldman’a göre, Adam oldukça özgün ve doğal gözüküyordu. Driver, kabul edildiğine dair geri dönüş aldığında bir dağıtım deposunu koruyordu. “Kamyonların olduğu yerde yukarı ve aşağı koştum, etrafta zıpladım” dedi. “O kadar mutlu olmuştum ki.”

2005’in yaz aylarında, Hoboken’deki amcasının evine taşındı. Batı Yakasının yukarı taraflarında bir Fransız restoranı olan Aix’te, Tony Kushner’a kuşkonmaz ikram ettiği bir iş buldu. Garsonlukta, elektrikli süpürge satarken olduğu gibi oldukça iyiydi. Utana sıkıla, “Rapiniyi daha önce hiç duymamıştım,” dedi. Juilliard şok olmuştu. Havan topu attığı zamanlardan, çalışmalarında penguen taklidi yaptığı zamanlara gelmişti. Sivil hayatı küçümsüyordu, gömleklerini çıkarmamış ya da sınıfa geç gelen arkadaşlarıyla alay ediyordu. Bir keresinde yoga matını kullanan bir öğrenciye öyle keskin bir şekilde tersledi ki adamı gözyaşlarına boğdu. “İletişimde daha iyi olmalıyım sanırım” dedi. Bir kütüphanenin kenar köşesine gidip David Mamet ve John Patrick Shanley’in oyunlarını okudu. Ve bu dramaların onun garip hislerini ifade etmesine yardımcı olduğunu fark etti.

Bu iri yarı eski denizci, sınıf arkadaşlarını şaşırtmıştı. Gabriel Elbert, sabahın dokuzunda birlikte geçirdikleri dersleri şöyle hatırlar: “Sabahları 8:45 gibi antrenman için orada olurdum ve Adam çoktan ter içinde ve ısınmış olurdu. Sanki bir saattir çalışıyormuş gibi görünürdü.” Fiziksel çalışmalar üzerine çoğumuzun ikinci senemize kadar öğrenemediği disipline o çoktan sahipti. Driver ve Ebert’in Queens’de birlikte tuttukları bir dairesi vardı. Driver her sabah okula kadar yaklaşık beş kilometre koşu yapardı. Koridorlarda yüzlerce şınav çeker ve her sabah kahvaltısında altı yumurta, öğle yemeğinde de Balducci’de tüm bir tavuğu yerdi.

Driver ilk senesinde sınıf arkadaşı Joanne Tucker ile tanıştı. “Çok kitap okuduğu için baya bir şey biliyordu” dedi. “Oldukça soğukkanlıydı.” Ailesi Murray Hill’deki Waterside Plaza’da yaşıyordu ve Driver onlara gidip bütün mısır gevreklerini yerdi. Düğünlerinde görevli olan Feldman bana Driver için, Tucker’ın, Driver’ın aşırı dindar hareketlerine ve saçma sapan şeylerine katlanamadığını anlattı.

Oyunculuk kariyeri askeri yaşamından tamamen farklı değildi: her ikisi de takım çalışması ve görev duygusu gerektiriyordu. Driver, denizci arkadaşlarını gördüğünde yeni hayatının rahatlığı üzerine dalga geçer ve onlara katılamadığı için utanç hissederdi. Üçüncü senesinde o ve Tucker, Silahlı Kuvvetlerde güzel sanatlara başladılar. Pendleton kampında, zorunlu eğlence adı altında hep beraber kayak şovlarını izlerler ve amigo kızlarıyla randevuya çıkma şansı kazanabileceğiniz trivia oyunları oynanırdı. Driver şöyle anlatır, “O zamanlar evet sanırım her şey güzeldi ama en düşük ortak paydaya oynanıyordu.” Askerlere, tiyatronun sadece taytlı erkeklerin olacağı anlamına gelmediğini ve bunun ardında daha ilginç şeylerin yaşandığını göstermek istedi. Feldman bana şunları söyledi, “Modern Amerikada çelişkili olarak gördüğümüz bu iki konuyu, Adam her zaman birleştirmeye çalışıyordu. Ve aynı anda hem bir asker, hem denizci, hem de bir sanatçı olabilmesi ayrıca şaşırtıcı.”

Driver, U.S.O’ya başvurdu ve bana askeri demografinin oyunlarla ilgilenmeyeceğini söyledi. Bu yüzden fon bulmak ve mezunları katılmaya davet etmek için Juilliard’ın başındaki kişiye gitti. Ocak 2008’de aitaf’ın açılış törenine gitmek için Pendleton kampına döndü. Aralarında caz öğrencisi Jon Batiste (şu an The Late Show’da müzik grubunun lideri), Laura Linney ve Ebert’in de bulunduğu bir kutlama gerçekleştirdiler. Ebert o anları şöyle hatırlar, “Jon ve ben bir marketin önünde saatlerce durur ve insanlara ‘Hey bir gösterimiz var, katılmak ister misiniz?’ veya ‘Biraz caz dinlemek ister misiniz?’ diye sorular sorup el ilanları dağıtırdık.” Yüzlerce insan katıldı ve Danny Hoch ile Lanford Wilson’un monologlarını izledi.

Driver üçüncü yılında, Louisville, Kentucky’deki Humana Festivalinde bir oyunda rol aldı. Juilliard mezuniyetten önce profesyonel rol alan öğrencilere karşı bir politikası vardı. Bu yüzden de okulu bırakmak zorunda kalacaktı. Feldmen kalması için ısrar ediyordu. “Ona, hayatında hiçbir şeyi tamamen bitirebilmek için eline şansın geçip geçmediğini sordum.” “Üniversiteden ayrılmıştı. Yaralı olduğu için Deniz Kuvvetlerini terk etmek zorunda kaldı. Bu yüzden, en azından bunu bitirebilmesi için onu zorladım.” Driver, anahtarlarını teslim etmek dışında işleri bırakmanın her adımından geçti. Ve sonra, fikrini değiştirdi. Dördüncü yılında Tucker ile “Burn This” şarkısını seslendirdi ve bir menajer buldu. 2009 Yılında mezun oldu.

Driver, oyunculuk işe yaramazsa itfaiyeci olmayı düşünmüştü, ancak kariyeri çoktan başladı. 2010 yılında, Broadway’deki “Mrs. Warren’s Profession” ve “You Don’t Know Jack” oyunlarında yer aldı. Ertesi yıl, Clint Eastwood’un yönettiği “J. Edgar“ oyununda bir benzin istasyonu görevlisi ve “Man and Boy”da Frank Langella’nın oğlu olarak oynadı. O ve Langella yakınlaştılar. Langella, “Motorsikletiyle ülkeme geldi, badminton oynadı, mobilyaları taşımama yardım etti ve bulaşıkları yıkadı.” der. “Bir keresinde, New York’taki evimde ona bazı eski takım elbiselerimi verdim ve onları kollarının altına alarak metroya doğru yola çıktı. Taksiye bin dediğimde ise ‘Hayır, çok pahalı’ cevabını verdi.”

Televizyona pek güvenmediği için “Girls” seçmelerini reddettiğini ve kendisinin seçici olmasından dolayı bir pislik olduğunu söyledi. Ancak sonrasında acentesi onu ikna etti. Oyuncu kadrosu Adam Sackler’ın oldukça yakışıklı olduğunu ama işini oldukça aceleyle yaptığını söylediler. Driver, kolunun altında bir motosiklet kaskı ile geldi. Dunham’ın ortak yöneticilerinden Jenni Konner, Driver’ı görenlerin hayranlıkla ona baktığını söylerdi. “Kadınların çığlık attığı eski Beatles filmlerini hatırlıyor musun?” diye soru bana. “İşte giriş sınavları böyle hissettirirdi.” Gösteri ilerledikçe Driver’ın hayatının detayları senaryolara sızacaktı. Üçüncü sezonda, Shaw’ın “Major Barbara”sında başrol oyuncusu olarak oynadı ve “Mrs. Warren’s Profession”da Driver’ı görmek olumlu tepkilere yol açtı. Hakkında, “Onu bir gergedan olarak görüyorum, bir şeye odaklanıyor ve ona doğru koşuyor.” Ayrıca Driver “Girls”de oynadığı karakteri hakkında, “Sağını ve solunu göremiyor. Önüne odaklanıyor ve yorulana kadar peşini bırakmıyor.” dedi.

Driver kendini ilk kez “Girls”ü izlerken gördüğünde çok mahcup olmuştu. “O an kendimi, ekran karşısında izleyemediğimi anladım. İzlemeye devam edeceksek, daha fazla bakamayacağım.” dedi. Çoğu aktör kendilerini izlemeyi sevmiyor. Ama bu artık Adam için bir fobiye dönüşmüş durumda. 2013’te, kendisinin “Please Mr. Kennedy” adında bir halk şarkısını söylediği “Inside Llewyn Davis” filmini izlerken gördüğünde çok utandı ve “Bunu yaptığım için kendimden nefret ediyorum.” cümlelerini kullandı. Böyle utanç verici şeyler yapmamaya, Star Wars: Güç Uyanıyor filminin galasında oturmak zorunda kalana kadar yemin etmişti aslında. “Ellerim, vücudum, her yerim buz gibiydi.” dedi Driver. “Çünkü Han Solo’yu öldürdüğüm sahnenin geleceğini biliyordum ve insanlar bu filme gelirken aşırı heyecanlı gözüküyorlardı. Kusmak üzere olduğumu hissetmiştim.”

Konuştuğum yönetmenler Driver’ın nefretine sempati duyuyorlardı. Soderbergh, “Oyunculuğuna zararlı olabileceğinin bilincinde olduğundan haklı olarak endişe duyuyor, bunu anlıyorum.” dedi. Baumbach’la konuştuğumda, Marriage Story’i izlemekle ilgili Driver’la hâlâ tartışma içindeydi. Spike Lee, Driver’ın “Karanlıkla Karşı Karşıya”yı Cannes’da gördüğünü söyledi (“aşırı mutluydu”). Ama Driver o anlarda kuliste saklanıp ancak insanlara selam vermek için geri döndüğünü belirtti.

Driver’la Eylül ayında Brüksel’de tanıştım. O aralar, sesli çekim stüdyosunda “Annette’ için çekimlerdeydi. Driver başarısız bir komedyeni, Marion Cotillard da yükselişte olan bir opera sanatçısı rolünde oynuyordu. Ortaya çıkan gerginliği hafifletmek için bebekleri Annette ile deniz yolculuğu yapmaya karar verirler ve fırtınaya yakalanırlar. O günkü sahneler fırtına olurken çekilmeliydi. Stüdyonun bir köşesine, neredeyse gerçek boyutuna yakın bir tekneyi on metre yüksekliğe montelediler. Sayklorama yardımıyla da etrafı fırtınalı bir havaya soktular. Fıskiyeler yağmur ve sisi, tazyikli su araçlarıyla da dalgaları canlandırıyorlardı. Filmin türü müzikal olduğu için şarkı söyleyecekti.

Yönetmen Carax, Driver ve Cotillard makyaj ve kostüm için girdikleri çadırdan çıkarken sigara içiyordu. Driver’ın Cotillard’ı sarhoş hâle getirdiği sahneyi prova ettiler. Driver, Cotillard’ın oyunculuğuyla oldukça eğleniyordu. Cotillard’ı sahneden atmadan önce “Düşeceğiz ve öleceğiz” diyordu. Filmin yazarları Ron ve Russell Mael, monitörde izlediler. Ron, “Adam’la yaklaşık üç yıl önce, şarkıları söyleme tarzıyla alakalı çok kısa bir süre konuştuk,” diye fısıldadı bana. “Gösterişli bir şey olmasını pek istemiyorduk.”

Sahte bıyık takan Driver, son anda hızlanmadan önce dönmesi gereken mesafeyi ölçtü. “Onu fırlatırken uçurmak istemiyorum.” dedi. ‘İyi huylu isyan’ için çok az zaman vardı. Driver sonrasında bana Carax’tan bahsetti. “Yönettiği filmler bana özgürlük tanıyor. Bir kaosu yakalıyoruz, aynı matematik gibi “şuraya dön, buradan git” deniliyor tabii. Ama koreografi yapıyormuş gibi hissettirmiyor.

Mürettebattan birisi, “Sessizlik, s’il vous plaît” diye bir anda bağırdı ve o an yağmur, gök gürültüsü, şimşek ve dalgalar patladı. Çekimler arasında Cotillard repliklerini tekrar ederken, Driver bacaklarını bardaki bir dansçı gibi teknenin tırabzanına uzattı. Çekimdeyken bir keresinde kaydılar ve düştüler. “İyi misin?” Yardım ederken sordu Driver. “Dün tüm gün bunu yaptık ve bir kez bile kaymadık. Acaba cihaz çok mu yükseğe kaldırıldı?” diye de çalışanlara sordu.

“Raging Bull” günlerindeki Robert De Niro gibi, Driver da fiziksel yetenekleriyle tanınıyor. “Silence” filminde Japonlar tarafından kaçırılan Garupe’yi canlandırıyordu ve 51 kilo kaybetti. Çikolata aromalı enerji içeceği, köpüklü su ve sakız içeren bir diyetteydi. “Paterson“ filmi için otobüs kullanmayı öğrendi. “Şanslı Logan“ filmi için de tek eliyle Martini yapmayı öğrendi. Soderbergh, “Çekimi tek seferde yapabilmek istedi.” dedi.

Driver ve Cotillard çok defa ıslandıktan sonra, Carax yirmi dakikalık bir mola verdi. Driver, “Kuru olacağımız bir 20 dakika geçirelim.” dedi. Komedyenin gemiyi tek başına dolaştığı, dalgalarla dövüldüğü ve belirsiz bir mantra söylediği bir sahne için kendini kuruttu, “Yapabileceğim çok az şey var.” En sonunda güvertede çömelir, avuç içiyle kulaklarını bastırır.

Sahneyi tekrar ve tekrar denediler. Çekim sonrası siyah tişörtünden suyu sıkarken, “Zamanımız pek yok” dedi. Driver ve Carax, dalgaların, müziğin ve teknenin sallanmasının verdiği sarhoş tökezlemenin etkisinden çıkamamıştı. Driver, yaklaşık beş saattir sahte bir fırtınada sırılsıklam olmuş şekilde şarkı söylüyordu. Ama daha fazlasını istiyordu. Tırabzanların üzerine eğilerek, şarkının, teknenin hareketleriyle uyuşmadığını söyledi.

Carax gerekli olan şeylere sahip olduklarını söyledi. Driver heyecanla, “Varsa o zaman güzel.” dedi. “Devam etmeye çalışıyorum ama anlamlandıramıyorum. Ve zamanlama da yanlış.” Bir anlığına düşündü. “Tamam, o zaman. Geçmeye çalışacağım. Sadece çok memnun olamadım.”

Sonra bir ilham aldılar: tekne koreografisinin vurgulamak gerekmiyordu. Son bir çekim için, solo olarak şarkı söylettiler. Bu sırada da Driver’ı ses kaydına aldılar. Bir havluya sarılmış, mikrofonu patlama sesi duyulana kadar fısıltıyla yaklaştırdı kendine. Şarkısını oldukça içten söyledi. “Yapabileceğim çok az şey var” “Yapabileceğim çok az şey var. Yapabileceğim çok az şey var. Yapabileceğim çok az şey var. Yapabileceğim çok az şey var. Yapabileceğim çok az şey var. Yapabileceğim çok az şey var. Yapabileceğim çok az şey var.”

28 Ekim 2019 tarihli sayının baskısında “Asıl Adam” başlığıyla yayınlandı.

Yazar Michael Schulman, 2006’dan beri New Yorker’a katkıda bulundu. “Her Again: Becoming Meryl Streep”in yazarıdır.”

Yazar: Micheal Schulman

Çeviren: Gaye Gözde Akyol

Düzenleyen: Hicriye Alptekin

Kaynak: Newyorker

Leave a comment