Gareth Beynon, Fransız Devrimi’nin politikasını kesin olarak değiştiren kraliyet sarayına hücum eden, çoğunluğun kadınlardan oluştuğu bir kalabalığın Versay Sarayı’na yürüyüşünü inceliyor.

 

Bastille baskınının ve 1789 yılının yazında Millet Meclisi’nin kuruluşunun verdiği coşkudan sonra, Meclis ve Kral 16. Louis birtakım temel konularda çıkmaza girdiği için Fransız Devrimi sonbaharda bir duraksama dönemine girmişti. Meclisi, devrimcilerin merkezi olan Paris’ten çok uzakta olan ve muhafazakar bir ortamın reformu bastıracağının umulduğu Tours şehrine taşımak için planlar yapılmaya başlanmıştı. Kral’ın, soyluların geleneksel ayrıcalıklarının çoğunu yürürlükten kaldıran Ağustos Kararnamesi’ni geri çekeceği hakkında birçok söylenti vardı. Ancak ülkenin çoğu ve özellikle Paris hala son derece politikti. Bu olayları durdurmak ve en muhafazakar milletvekillerini ihraç etmek için, Kral’ın ikamet ettiği ve Millet Meclisi’nin bulunduğu Versay Sarayı’nın önünde mitinglerin yapılması için birçok sayıda çağrı yapılmıştı. Ciddi ekmek kıtlığı ve hızla yükselen fiyatlar, şehrin pazar yerlerinde dönem dönem şiddet içeren isyanların çıkmasına neden olmuştu. Yaygın görüş ekmek fiyatındaki artışın, yoksulları sefalet içinde bırakmak için düzenlenen, Versay kraliyet mahiyeti merkezli bir aristokrat komplosu olduğu yönündeydi. Olay çıkması kaçınılmazdı.

Kraliyet Ordusu’nun Flanders Alayı, isyan çıkaran ve Bastille baskınından kısa bir süre önce kraliyet ailesini terk eden muhafızların yerini almak için 1 Ekim’de Versay’a gelmişti. İddiaya göre bu alay, ordu subaylarının ve kraliyet ailesinin, Millet Meclisi tarafından 16. Louis’e sunulmuş ve devrim ile ülke birliğinin sembolü olan kırmızı, beyaz ve mavi bir kokardı ezdiği müsrif bir ziyafetle karşılanmıştı. Paris açlığın eşiğindeyken böyle bir ziyafet vermek zaten yeterince aptalcaydı fakat devrimi böyle karalamak düpedüz ahmaklıktı. Bu olay Paris’te duyulduğunda, Jean-Paul Marat’ın L’Ami du Peuple (Halkın Dostu) adlı gazetesindeki yazılarıyla artırılan bir öfke patlak verdi. Bu, radikallere yeni bir cesaret vermişti ve kampanyalarını yoğunlaştırmaya başlamışlardı.

5 Ekim sabahı, ekmeğin yüksek fiyatından şikayet eden bir grup kadın, Paris’in doğusunda olan yoksullaşmış Faubourg Saint-Antoine bölgesindeki bir pazar yerinde toplanmıştı. Yoksulluk hikayelerini anlattıkça büyüyen öfkeleriyle birlikte, yakındaki bir kiliseye saldırma kararı aldılar. Çanlar çalındı ve daha çok kadın yanlarına akın etti. Kalabalıktan bir yerden “Versay’a doğru!” diye bir haykırış yükseldi. Hôtel de Ville’e saldırıldı ve gıda malzemeleri ve daha da önemlisi, birkaç top da dahil olmak üzere cephanesi yağmalandı. Ulusal Muhafızlar çağrılmış ama komutanları Marquis de La Fayette adamlarının çoğunun bu yürüyüşü desteklediğini öğrendiğinde ve hatta adamlarından bazıları, eğer bu eylemi bastırma emri verirse onu öldürmekle tehdit ettiklerinde, komutan dehşete düşmüştü. Askerleri onu yürüyüşe katılmaya zorlamadan önce La Fayette’in yapabileceği tek şey, Kral’ı neler olduğu hakkında uyarması için Versay’a bir süvari yollamak oldu. Yaklaşık 20 bin protestocu Versay’a doğru yola çıkmıştı.

Altı saat içinde protestocular, yol boyunca kayda değer destekler toplayarak Versay’a ulaştılar. Millet Meclisi’ni işgal edip Kral ile resmi bir görüşme talep ettiler. O zamanlar tanınmayan solcu bir milletvekili olan Maximilien Robespierre’in onlara destek ve cesaret vermesi, hem kişisel olarak destek kazanmasını hem de öfkenin meclisten ziyade krala yöneltilmesini sağlamıştı. Sonunda kralla bir görüşme sağlandı. Kalabalığın içinden seçilen küçük bir gruba kraliyet kilerinden yoksullara yiyecek dağıtılacağı sözü verildi. Louis, ayrıca Ağustos Kararnamesi ile İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi’ne saygı duyacağına söz vermişti. Az sayıda insan bununla memnun olup giderken, çoğunluk sarayın dışında geceledi.

Ertesi sabah erken saatlerde, küçük bir grup protestocu saraya girişi olan korumasız bir kapı bulmuş ve içeri girmeye karar vermişlerdi. Gardiyanlar tarafından fark edildiklerinde kıyamet koptu. Kapılar sürgülendi, barikatlar kuruldu ve protestoculara ateş açılıp içlerinden biri öldürüldü. Bu, kalabalığı çileden çıkardı ve saraya hücum ettiler. En azından üç tane gardiyan öldürüldü ve kafaları mızraklara takılarak sergilendi. Birçoğu da çok kötü şekilde dövüldü. Birlikler nihayet sarayı temizledi fakat kalabalık sarayın dışında kamp yapmaya devam etti. La Fayette çabucak harekete geçip kralı, o kalabalığa konuşma yapması için ikna etti. Kral, Paris’e dönmek için söz verdi ve toplanmış kalabalıktan “Kralımız çok yaşa!” haykırışları yükseldi. Bu, her şeyden önce, bir anayasal monarşi için bir ayaklanmaydı; cumhuriyet için değil. Tüm bu kullanılan taktiklerin radikalizmine rağmen siyaset hala 1793’ün değil, 1789’un siyasetiydi.

Ertesi gün, yürüyüşçüler kraliyet ailesine ve 100 Meclis milletvekiline, Kral’ın Tuileries Sarayı’ndaki yeni ikametinin yer aldığı Paris’e doğru eşlik etti. Millet Meclisi de iki hafta içinde Paris’e taşınacaktı. Bundan böyle Fransa’nın siyasi üst yapısı, devrimci Paris’in vatandaşlarının dikkatli gözleri altında yürütülecekti. Kitlesel halk hareketlerinin, Meclis temsilcilerinin kararlarını iptal ettirebileceğinin emsali gösterilmişti. Ekmeğin politikleştirilmesi, genellikle ev bütçesinin yöneticisi olan kadınların devrime katılımı sorusunu gündeme getirmişti. Sahne, Birinci Fransız Cumhuriyeti’ni doğuracak olan sonraki yılların devrimci yolculuklarına hazırdı. Fransız politikasındaki en muhafazakar unsurlar etkili bir şekilde ortadan kaldırılmış ve reformları bastırmaya yönelik planları parçalanmıştı. Hatta bazıları, Meclis Başkanı Mounier gibi, sürgüne gönderilmişti. Yürüyüşlerin ve gösterilerin hiçbir şeyi değiştirmediğini kim desöylemiş?

 

Yazar: Gareth Beynon

Çevirmen: Zeynep Ece Eğilmez

Kaynak: International Socialist Group