3 Adımda Kubrick’in Yönetmenlik Stili

3 Adımda Kubrick’in Yönetmenlik Stili

3 adımda Kubrick’in yönetmenlik stili

“Eğer çalacaksan en iyisini çal.” derler. Peki Stanley Kubrick en iyisi mi? Birçok film yapımcısı bu soruya hiç düşünmeden evet yanıtını verecektir. Ancak cevaplanması zor olan asıl soru neden olduğudur. Büyük bir sihirbaz gibi, Kubrick filmlerinin nasıl yapıldığını bilmeden ortaya çıkan sonucu takdir ediyoruz. Ancak Kubrick’in işlerinde kesinlikle birçok aşama bulunuyor. Kubrick muhteşemliği öylece yokluktan sihirle çıkarıp getirmiyor. Hazırlık, detaylar, bir proje üzerinde istediği kadar zaman harcayabilmek… Bütün bu unsurlar beyazperdede görüp, duyup, hissedebileceğimiz detaylar.

Bu yazıda sizlere Stanley Kubrick’in yönetmenlik tarzını ve bu tarzı bu kadar büyüleyici kılan bazı iç detayları sunacağız.

1-Kamera Hareketi

Kameranızı harekete geçirin

Hareketli bir kamera sinematografinize çok şey kazandırabilir. Sahneleri kaotik, heyecan verici ya da korkutucu hale getirebilir. Başarılı bir kamera hareketinin anahtarı, hareket kabiliyetinden emin olmaktır.

İş kamerayı yönetmeye geldiğinde Stanley Kubrick gibi bir yönetmen bu hareketi sağlayacağı anları oldukça dikkatli bir şekilde seçer.

Buna örnek olarak karakteri içinde bulunduğu çevrede dolaşırken takip ettiğimiz, yepyeni bir dünyaya geçiş yaptığını gördüğümüz veya savaşın kaosuna yakalandığımız sahneleri gösterebiliriz.

Cinnet (The Shining) filminde, karakterin gücünü arttırmak için kamera hareketi kullanmanın güzel bir örneğini görüyoruz, üstelik bu karakter bir insan dahi değil.

Overlook Oteli korkunç ve kuvvetli bir mekân. Bu kuvveti seyirciye hissettirmenin bir yolu bundan sonra “Overlook POV” olarak tabir edeceğimiz kamera hareketinden geçiyor. İçeri girdikleri andan itibaren “Overlook POV” Torrence ailesini sinsice takip ediyor.

Bir sonraki sahnede “Overlook POV” Danny’yi boş koridorlarda takip ediyor. Ta ki…

Filmin doruk noktası olan Jack’in kanlı saldırısı sırasında Overlook POV oldukça aktif bir rol oynuyor. Baltanın her savruluşunda kamera hızlı bir şekilde sağa doğru dönüp darbe anında duruyor. Kamera Jack’in hareketine bağlanarak karakterin fiziksel gücü Overlook POV kullanarak yönlendiriliyor.

2- Çerçeveleme ve Sahne Kompozisyonu

Karelerinizi Kubrick gibi düzenleyin

Sıra sahnelerinizi görsel senaryo taslaklarına aktarmaya geldi. Bunun için size sunabileceğimiz mükemmel bir formül bulunmuyor ancak sürekli olarak aklınızda bulundurmanız gereken bir şey var:

Sunum, her şeydir. Bu sunum, set kurmanın ötesinde bir şey. Kurulan bu setlerden en iyi şekilde faydalanabilmek için sahne kompozisyonu teknikleri, üzerinde düşünmeniz gereken bir konudur. Her şeyin kadraj önünde birleşmesiyle mizansen tamamlanmıştır diyebiliriz. Ve mizanseni Kubrick’ten daha iyi kontrol etmeyi başaran çok az yönetmen vardır.

Stanley Kubrick’in askeri yapıtı Full Metal Jacket’ten şu sahneye bir göz atın. Kışlanın sunumu temiz, düzenli ve tek tip. Tıpkı askerlerin olması gerektiği gibi.

Ancak Kubrick bir adım ileri giderek bu fikri en yüksek seviyede hissettirebilmek adına sahnelerini birer birer kurguluyor. Simetri ve koreografi hareketlerinin kullanımı, askerlerin bireyselliklerini değersizleştiriyor. Nihayetinde onlar, bireyselliklerinden vazgeçerek kolektif bir yapıya katılmış kişiler.

İnanılmaz derecede organize kareler filmin ilk yarısına hükmediyor. İkinci yarısında ise, askerler savaşa gittiğinde, bu katı çerçeveleme kayboluyor zira dünya da katılığını kaybediyor. Dünya ana arterlerinden parçalanıyor ve kompozisyon/çerçeveleme de bunu aynı şekilde takip ediyor.

3- Işıklar

Kubrick pratik ışıklandırmayı nasıl kullanıyor?

Barry Lyndon film ışıklandırması konusunda tam bir ustadır. Birçok film, doğal ışıklandırma tekniklerini büyük etkiyle kullanmıştır ancak tekrar söylemek gerekir ki Kubrick bu durumu çok daha öteye taşımıştır.

Örneğin, gece sahneleri için tek aydınlatma kaynağı mumlardı. Ancak bir problem vardı. Kamera lensleri bu tip düşük ışıklı şartlarda görüntü yakalayamıyordu.

Kubrick ise bu şartlarda da çalışabilen bir lens sistemi geliştirmesi için NASA’dan başkasına başvurmadı. Peki bu, Kubrick’in efsanevi kibrinin bir örneği miydi yoksa altında yatan başka sebepler mi vardı?

Kullanılan ışıklandırma tekniğinin bu karakterler üzerindeki etkisini düşünün. Barry ve Lady Honoria arasındaki samimiyet halihazırda gözler önünde, ancak görüntü bunu daha öteye taşıyor.

Görüntüde mumun yumuşak, doğal parıltısı görülüyor. Ancak Kubrick’in kullandığı NASA lenslerinin ufak bir kusuru, ortaya istemsiz bir etki çıkarıyor. Lens açıklığı oldukça geniş olduğundan, görsel derinlik neredeyse hiç yok.

Ortaya çıkan bu düşük alan derinliği, karakterleri arka plandan ayırıyor. Birbirlerinin dikkatini tamamen kendilerinin üzerinde tutarken kalabalıktan uzak bir hale geliyorlar. Kubrick bu sahnede bizlere sınırlamaların yararlı olabileceğini gösteriyor.

Son filmi Eyes Wide Shut’ta Kubrick ışıkları direkt olarak sahnenin içinde kullanmayı tercih ediyor. Net olmak gerekirse, Noel ışıklarını. Filmin kurgusunu Noel etrafında kurabilmek, özellikle filmin sadakatsizlik ve ihanete karşı duran aile ve haysiyet temasıyla oynayabilmek için bu ışıkları kullanmak bir şey, neredeyse her sahnede Noel ışıklarını kullanmak ise tümüyle bambaşka bir şeydir. Ancak Kubrick’in yaptığı şey tam olarak buydu.

Kubrick setlerinde pratik ışıklandırma kurmasıyla ünlü bir yönetmendi ve Eyes Wide Shut da bu konuda bir istisna değildi. Noel ışıkları bu aile kabusuna hülyalı ve hatta nostaljik bir parıltı ekliyordu. Işığın bu film üzerindeki etkisi iki yönlüdür denebilir: Kurgu ve bağlamı kurar ama aynı zamanda halihazırda karmaşık olan temalara başka bir katman daha ekler.

Aslına bakarsanız Kubrick filmlerinde ışığın rengi her zaman dikkate değer olmuştur.

Çeviri: Can GÜZEL

Düzenleme: Zeynep RAHMET

Kaynak: StudioBinder

Leave a comment