“Strijdom, sen kadınları sinirlendirdin, baltayı taşa vurdun.”

Bu tarihi olayı damgalamak için bestelenmiş şarkı böyle devam eder. 1956’nın ortasına kadar Pretoria yürüyüşünün planları yapılmış ve FSAW (Güney Afrika Kadınlar Federasyonu) kendi görüşlerini anlatabilmek için dönemin başbakanı JG Strijdom’a kendi liderleriyle görüşme isteği için yazmışlardı. İstek reddedildi. Sonrasında ANC (Afrika Ulusal Konseyi), Helen Joseph ve Bertha Mashaba’yı, ANC’den Robert Resha ve Demokratlar kongresinden (COD) Norman Levy eşliğinde ana kentsel alanlarda tura gönderdi. Plan, yerel liderlerle konuşup sonrasında ağustosta yapılacak büyük buluşmaya delegeler göndermeleri için anlaşmalar yapmaktı.

Kadın yürüyüşü olağanüstü bir başarıydı. Ülkenin dört bir yanından kadınlar, kimi Cape Town ve Port Elizabeth kadar uzak yerlerden Pretoria’ya geldi. Sonra kararlı ancak düzenli bir şekilde Birlik Binaları’nda toplandılar. Kadın delegelerin sayısı tahminlere göre on binden yirmi bine kadardı, FSAW o zamana kadar yapılmış en büyük gösteri olduğunu iddia ediyordu. Herbert Baker binasının kavisindeki amfinin tamamını doldurdular. Walker bu etkileyici sahneyi şöyle anlatıyor:

Afrikalı kadınların çoğu geleneksel elbiseler, diğerleri meclis renkleri olan yeşil, siyah ve altın; Hint kadınlar beyaz sariler giyiyordu. Birçok kadının sırtında bebekleri vardı ve bazı ev hizmetlerinde çalışan kadınlar yanlarında beyaz işverenlerinin çocuklarını getirmişti. Gösteri boyunca bu büyük kalabalık oldukça etkileyici disiplin ve haysiyet gösterdi. (Walker 1991:195)

Ne başbakan ne de kıdemli personeli kadınları görmek için oradaydı, kadınlar da bir önceki sene yaptıklarını tekrarladı, liderler JG Strijdom’un ofisinin önüne devasa dilekçe demetlerini bıraktılar. Daha sonra bu dilekçelerin Strijdom bakmaya zahmet etmeden ortadan kaldırıldığı ortaya çıktı. Daha sonra Lilian Ngoyi’nin önerisiyle -ustaca bir taktik- dev kalabalık tam yarım saat boyunca mutlak sessizlikle durdular. Ayrılmadan önce (yeniden örnek olacak nitelikte) kadınlar, ‘Nkosi sikeleli Afrika’yı söyledi*. Katılanlar istisnasız, eylemi dokunaklı ve duygusal bir deneyim olarak niteledi. FSAW eylemi “muazzam bir başarı” olarak beyan etti.

Kadın yürüyüşünün önemi analiz edilmeli. Kadınlar, politikada beceriksiz ve olgunlaşmamış, eve bağlı kadın stereotipinin çağ dışı ve yanlış olduğunu bir daha gösterdi ve bir önceki sene olduğu gibi Afrikaner medya, beyazların ipleri ele aldığı izlenimini vermeye çalıştı. Bu aşikâr bir yalandı. FSAW ve Konsey Birliği girişimin bariz başarısından büyük saygınlık kazandı. FSAW politik olarak kendini kanıtladı ve artık tanınmış bir organizasyon olarak küçümsenemezdi – bu henüz iki yaşında olan bir topluluk için büyük bir başarıydı. Birlik bundan sonra 9 Ağustos’un Kadınlar Günü olarak kutlanmasına karar verdi ve şu anda, yeni Güney Afrika’da her sene ulusal tatil olarak anılıyor.

Afrikalı Kadınlar İçin Geçiş İzni

Hükümetin, kadınları geçiş izni ve ruhsat taşımaya zorlamadaki ilk çabaları büyük bir fiyaskoydu. 1913’de Özgür Orange Devletleri’nin hükümet görevlileri kentlerde yaşayan kadınların her ay yeni giriş ruhsatı almaları gerektiğini ilan etti. Yanıt olarak, kadınlar hükümete delegeler gönderdi, dilekçeler için binlerce imza topladı ve ruhsat zorunluluğunu protesto etmek için devasa gösteriler düzenledi. Huzursuzluk eyalette yayıldı ve yüzlerce kadın hapishanelere gönderildi. Sivil itaatsizlik ve gösteriler senelerce aralıklarla devam etti. Sonunda ruhsat zorunluluğu geri çekildi. 1950’lere kadar Afrikalı kadınlara yönelik başka bir ruhsat veya geçiş izni denemesi olmadı. Bu tür belgeleri talep eden yasalar 1952’de kamulaştırılmış olsa da, hükümet 1954’e kadar kadınlara ruhsat vermeye, 1956’ya kadar danışma kaynaklarına başlamadı. Ruhsatların verilmesi, hükümetin “Renkli Öncelik Bölgesi” olarak atadığı Batı Kap’ta başladı. Hükümet tarafından belirlenen sınırlar içerisinde Çalışma Bakanlığı, renkli işçilerin müsait olmadığına karar vermediği sürece hiçbir Afrikalı işçi işe alınamazdı. Yabancı Afrikalılar bölgeden tamamen çıkartılmalıydı. Yeni ailelerin girmesine izin verilemezdi ve kalmak için gereksinimleri yerine karşılamayan kadın ve çocuklar korumaya alınmış arazilere geri gönderilirdi. Aileleri bölge dışına çıkarılmış veya bölgeye girişleri engellenmiş olan ailelerin erkek reislerine göçmen işçilerle birlikte tek cinsiyetli hostellerde konaklanma sağlanmıştı. Aile konaklama mevcudiyeti o kadar sınırlıydı ki inşa edilen dairelerin sayısı doğal nüfus artışının oldukça altında kalmıştı.

Bu kadar şiddetli istila kontrol önlemlerini uygulamak için, hükümet Batı Kap’ta kalmak için yasal hakkı olmayan kadınları tanımama vasıtasına ihtiyacı vardı. “Yerli Yasaları Değişikliği” şartlarına göre 10(1)(a), (b), veya (c) kısmındaki kadınların ruhsat taşımasına gerek yoktu. Teoride sadece 10(1)(d) kısmı kategorisindekilerin – iş arayan ya da kentsel alanda bulunmak için özel izine ihtiyacı olan kadınların- bu tür belgelere sahip olması gerekiyordu. Yasal muafiyetlerine rağmen, 10(1)(a), (b) ve (c) kısımlarındaki kadınlara otoriteler tarafından, onların kendi koruması için olduğu iddia edilen ruhsatlar çıkarılmıştı. (a), (b), veya (c) statüsünü kanıtlayamayan her hangi bir kadın tutuklama ve sınır dışı edilmeye açıktı.

Ruhsatların Batı Kap ’daki kadınlara verilmesinin akabinde, yerel görevliler yönetmeliği Federasyon genelinde uygulamaya başladılar. Yeni sisteme tepki hızlı ve düşmanca oldu. Batı Kap “Renkli Öncelik Bölgesi” olarak atanmadan önce bile, Afrikalılar kaçınılmaza hazırlanıyordu. 4 Ocak 1953’te yüzlerce Afrikalı kadın ve erkek yaklaşan Yerli Yasaları Değişikliği uygulamasını protesto etmek için Cape Town dışındaki Langa ilçesinde toplandı. Kalabalığa coşturucu bir söylev veren Afrika Ulusal Konseyi Kadınlar Ligi ve Güney Afrika Kadınlar Federasyonu üyesi Dora Tamana ilan etti:

Biz kadınlar, bu geçiş izinlerini asla taşımayacağız. Bu benim yüreğime dokunan bir şey. Siz genç Afrikalıları meydana atılmaya ve mücadele etmeye çağırıyorum. Bu geçiş izinleri bizim için yolu daha da daraltıyor. İşsizliği, konaklama yokluğu ve geçiş izinleri yüzünden dağılan aileleri gördük. Bunu erkeklerimizle gördük. Ufak, teknik bir suç yüzünden – geçiş iznimiz olmadığından- hapse gittiğimizde çocuklarımıza kim bakacak?

*Tanrı Afrika’yı Kutsasın, Güney Afrika Ulusal Marşı

Çevirmen: Hilal Sönmez, Aylin Yılmaz

Kaynak: South African History Online