Silindir şapkalı erkekler ve Pazar günleri çocuklarıyla hava atan jüponlu kadınlar görmesek de, parklar hala erdem ve disiplin gösterisi yapılacak yerler olmayı sürdürüyor: çağdaş fitness kültürü 19. yüzyılın gelişim ve disiplin inançlarını mükemmel şekilde somutlaştırıyor.

Viktoryenler fiziksel aktiviteye muhalefetleriyle meşhurdu -bunu işçiler yapmalıydı- ve fazladan ağırlık taşımayı sınıf ve saygınlığın bir göstergesi olarak görüyorlardı Fitness ve spor, orta sınıf hayatına nüfuz etmeye 20. yüzyılda başladı ve günümüzde Viktoryen gezintileriyle aynı işlevi görüyor.

Bunu ilk olarak dokuz yıl önce idrak ettim. Grand Rapids, Michigan’da yaşıyordum ve tanımadığım bu yeri keşfetmenin bir yolu olarak bisiklete binmekten zevk alıyordum. Bir gün, Reeds Gölü çevresinde bisiklet yolu bulunan epey varlıklı bir banliyö olan East Grand Rapids’i ziyaret etmeye karar verdim.

Oraya vardığım anda çevrede spor kıyafeti giymeyen tek kişi olduğumu fark ettim. Bu, herkesin spor yaptığı anlamına gelmiyor; çoğu tıpkı selefleri gibi sadece yürüyüş yapıyordu ama spor salonuna gidecek şekilde giyinmişlerdi. Diğer bisikletçiler de, sanki Tour de France’ın başlangıç çizgisindelermiş gibi dar kesim taytlar giymişlerdi.

Bu kıyafetler bir mesaj veriyordu: “Yanlış anlaşılmasın; yürümemiz ya da bisiklete binmemiz ulaşım amaçlı değil. Spor yapıyoruz.” East Grand Rapids’in varlıklı sakileri parkta yürüyüş yapmayı bir fitness rutinine dönüştürmüşlerdi; şık kıyafetlerle spor kıyafetlerini bir arada giymeleri de bu aktivitenin gelişim amaçlı olduğunu bildiriyordu.

Sıcak yoga ve CrossFit gibi günümüz spor modalarının hepsi feragat ve disipline bağlılık gösterir, bunlar Viktoryenlerin de fazlasıyla övdüğü değerlerdir. Maraton koşuları en büyük göstergeler haline geldi; yarışmacılar bedenlerine oldukça erdemli olan -ve kesinlikle sapıklık derecesine varmayan- bir şekilde işkence ettiklerini kanıtlamak için sosyal medyada fotoğraflar paylaşabilirler.

Bu, gündelik hareketlere de sızıyor. Organik manav zincirleri antrenman kıyafetleri giyen ama bir damla terlememiş insanlarla doludur. Bu kıyafet, spor yapmıyorken bile, giyen kişinin vücuduna dikkat eden insanlardan olduğuna işaret eder. Yoga kıyafetleri ve koşu ayakkabıları, en az 19. yüzyıl kadınlarının korseli elbiseleri kadar erdem göstergeleridir.

Formda olmak artık bir sınıf göstergesi, hem fitness hem de yemek kültürüne işlemiş bir şey. Yüksek kalorili yiyecekler artık daha ucuz olduğu için obezlik bir zenginlik işareti olmaktan çıkıp ahlaki bir başarısızlık olmuştur. Günümüzde sağlıksız olmak, tıpkı 19. yüzyıl işçi sınıfının cinsel alışkanlıkları gibi fakirliğin damgası işlevi görür.

İki düşünce şekli de alt sınıf insanların kendilerine hakim olamadıklarını, bu yüzden ellerinde ne varsa o kadarını hak ettiklerini iddia eder. O halde daha yüksek maaşlara ve devlet destekli sağlık hizmetlerine gerek yoktur, zira yoksullar bunları sigara ve çizburgerle ziyan edecektir

Eskiden de şimdi de sözde sağlık farkları işçi sınıfı bireyin bedeninden iğrenmeyi ifade eder. Wigan İskelesi Yolu adlı kitapta George Orwell, çocukluğundaki geç Viktoryen yetiştirme tarzından söz etmiş, “işçi sınıfı bedeninin itici bir yanı olduğuna” inanacak şekilde yetiştirildiğini yazmıştı. Orwell’in döneminde bu fark formda olmak üzerinden değil, sabun üzerinden belirlenirdi; kendi deyimiyle ona “alt sınıf insanların pis koktuğu” öğretilmişti.

Bugünlerde sınıflararası korku hikayeleri, People of Wal-Mart gibi sitelerde internet üzerinden anlatılıyor. Modern Viktoryenler “yıkanmamış kitleler” yerine “aşırı yiyen kitlerlerden” iğreniyor.

19. yüzyıl burjuvazisi şişmanlığı ortadan kaldırılması gereken bir utanç sebebi olarak değil, zenginliklerinin rahatlatıcı bir işaret olarak görürdü; ruhani torunları ise doğru yiyecek türünü yemeyi takıntı haline getirmiş durumda. Geçtiğimiz onbeş yılda organik yiyecekler marjinalliğin kıyısından çıkıp kati gereksinime dönüştü.

Glutensiz besin hareketini düşünün; karın boşluğu hastalığı olup buğdaydan tamamen kaçınması gerekenleri değil, gluteni besinlerinden çıkarmayı seçenleri. Birkaç yıl önce Nebraska kırsalındaki memleketimde glutensiz beslenen birini bulmanın, yerel kütüphanede Peter Kropotkin’in tüm eserlerini bulmakla aynı şey olacağını söyleyerek dalga geçerdim. Şimdi ise “glutensiz” yiyecekler neredeyse her yerel süpermarketin raflarında bulunuyor.

Besin disiplini, Viktoryenleri gururlandıracak türden bir feragat şekli. Keşke büyükannem ve büyükbabam kendi patates ve salatalıklarını yetiştirmenin onları köylü değil üst sınıf yapacağı günleri görecek kadar yaşasalardı.

 

Yazar: Jason Tebbe

Çevirmen: Umut Devrim Çelik

Kaynak: Jacobin