20 yıl sonra müzik nasıl olacak?

20 yıl sonra müzik nasıl olacak?

Sumit Paul-Choudhury muhtemelen gelecek yıllarda müziği şekillendirecek olan trendleri seçiyor. Bu trendlerin arasında algorave (canlı kodlama), Fortnite (video oyunu) konserleri ve akıllı hoparlörlerle uyumlu şarkılar yer alıyor.

Teknik death metale doyamıyor musunuz? Bu yüksek hassasiyetli, aşırı hızlı müzik alt türünün hayranları için iyi bir haberimiz var! Dur durak bilmeyen Dadabots* Mart ayından bu yana bir kez olsun kendini tekrara düşmeksizin YouTube’da 7/24 canlı yayın yapmaya devam ediyor. Dadabots insanlardan oluşan bir müzik grubu olsaydı oldukça başarılı oldukları söylenebilirdi ama tahmin edeceğiniz üzere Dadabots aslında durmaksızın “yeni” müzik üreten bir nöral ağ olmaktan öteye geçemiyor.

Var olan şarkıları taklit eden bilgisayar sistemleri yeni bir şey olmasa da bugüne kadarki deneylerin çoğunun odak noktasında Bach ve Beethoven gibi klasik müzik sanatçılarının eserleri yer almaktaydı. Halbuki klasik batı kanonuna armoni hâkim olsa da çağdaş müziğin çoğu ezgilerle değil, tınılarla birbirinden ayırt edilir. Farklı müzik türleri motif yönünden olduğu kadar ses dokusu yönünden de farklılık göstermektedir. Bu trend, teknolojinin kayıt, prodüksiyon ve performans üzerindeki etkileriyle yükselişe geçmiştir.

Dadabots have been playing technical death metal on YouTube constantly since March – a feat impossible for real bands like Abiotic, pictured (Credit: Alamy)

Dadabots, Mart ayından bu yana durmaksızın teknik death metal çalıyor. Abiotic gibi gerçek müzik gruplarının bunu başarması imkânsız. (Kaynak: Alamy)

Dadabots projesi hem müzik hem de teknoloji alanının en uç oluşumlarından olsa da aslında popüler müziğin önümüzdeki yirmi yılına hâkim olması muhtemel bir trende dikkat çekiyor. Her alanda olduğu gibi müzikte de gerçekten önem arz eden yenilikler çoğu kişinin gerçekleşeceğini kestiremediği ezber bozan buluşlar sayesinde gerçekleşiyor. Örneğin, Silikon Vadisi çalışanlarının dışında çok az kişi iPod’un icat edileceğini öngörebilmişti. Bununla birlikte, son yirmi yılda fizikselden dijitale, kompakt disklerden MP3’lere ve şimdi dijital müzik platformlarına, geçişin hâkim olduğu gibi önümüzdeki yirmi yılda da dijital müzik platformlarından algoritmalar tarafından oluşturulan ve yayına hazır hale getirilen müziğe geçişin hâkim olması muhtemeldir.

Few outside Silicon Valley anticipated the iPod before it was launched by Apple in 2001 (Credit: Getty Images)

Apple, 2001 yılında iPod’u piyasaya sürmeden önce Silikon Vadisi çalışanlarının dışında çok az kişi iPod’un icat edileceğini öngörebilmişti. (Görsel: Getty Images)

Spotify gibi otomatik müzik platformlarının büyük başarısı göz önüne alındığında, geçişin çoktan gerçekleştiğini düşünebilirsiniz. Ancak 1982’de piyasaya sürülen kompakt disk, müzik stüdyolarında çoktan gerçekleşmekte olan dijitale geçişin yalnızca tüketici düzeyinde ilk tezahürüydü ve ancak Napster (1999) ve iPod’un (2001) ortaya çıkmasıyla gerçek anlamda yerini sağlamlaştırdı. Algoritmik müzik konusunda ise bizler iPod aşamasında değil kompakt disk aşamasında bulunuyoruz. Önümüzdeki yirmi yılda müzik yapma, müzik keşfi ve müzikle bağ kurma şeklimizi tamamen değiştirecek akıllı makinelerin ortaya çıkacağını söyleyebiliriz.

Kulaktan çalmak

Rebecca Fiebrink’in müzik kumandasının pek bir numarası yok gibi. Yalnızca bir mikrobit, avucunuza sığan bir barebone eğitim bilgisayarı olmaktan öteye gidemiyor. Onu ilginç kılan kısım yazılımıdır. Yazılım, makine öğrenimini kullanarak yeni nesil müzik yapmayı kolaylaştırmayı amaçlayan Wekinator adlı bir sistemden oluşuyor. Wekinator, insan eylemlerinden öğrendiklerini bilgisayarın verdiği yanıtlarla ilişkilendirir. Böylece kodlama ihtiyacını ortadan kaldırır.

Fiebrink, sesi kontrol eden ögeyi havada tutar ve onu bir sesle ilişkilendirir, ardından işlemi başka bir noktada farklı bir sesle tekrarlar. İki nokta arasında hareket etmek bir sesten diğerine yumuşak bir geçişle sonuçlanır ve hoş bir etki bırakır. Ama Fiebrink, sesi kontrol eden ögeyi çizginin dışında üçüncü bir noktaya getirdiğinde cihaz o zaman etkisini gösteriyor. Wekinator yeni bir ses çıkarıyor. Hoşunuza giderse sesi aynı şekilde bırakıp üstüne daha fazlasını ekleyebilirsiniz ama hoşunuza gitmediyse tekrar yeni bir ses oluşturabilirsiniz.

The Wekinator can be used to create a musical controller that changes the sound (at right) using facial expressions (Credit: Rebecca Fiebrink)

Wekinator yüz ifadesine göre sesi (sağda) değiştiren bir müzik kumandası olarak kullanılabilir (Görüntü: Rebecca Fiebrink)

Bu, müzik ve hareketi birleştiren performanslardan bir yılanın müzik yapmasına kadar Wekinator’un sunduğu sayısız özellikten sadece biridir. Londra Üniversitesi Programlama Bölümü Goldsmiths’te eğitim veren kıdemli okutman Fiebrink, bunun standart bir MIDI klavyede çalınamayan yeni müzik aletleri ve deneyimler oluşturmak için imkân sağladığını, müziği önceden kodlamak yerine insanların deneme yanılma yoluyla bilgisayara iyi müziği ‘göstermesine’ olanak tanıdığını söylüyor. Fiebrink, “Müzikle de matematikle de iyi bir melodiyi tanımlamak gerçekten zor ama hoşumuza gidecek bir melodiyi çalmak gerçekten çok kolay.” diyor.

Dadabots projesi gibi Wekinator projesi de modern müzik besteciliğinin temel sorununu ele alıyor. Bu sorun iki nesil önceki müzisyenlerin sample ve efekt pedalları ile yaptığı gibi dokuz boyutlu “tını alanında” ilginç noktalar keşfetmek ve ardından müzik yapmak için bu noktaların izlediği yolun haritasını oluşturmaktır. Her iki durumda da insan girdisi oldukça önem taşımaktadır.

Darren Cunningham (aka Actress) records and performs collaboratively with an AI programme called Young Paint (Credit: Getty Images)

Actress sahne adıyla tanınan Darren Cunningham, Young Paint adlı yapay zeka programını kullanarak kendi müziğini kaydedip sahnede sergiliyor. (Görsel: Getty Images)

Müzisyenler zaten yapay zekâ ile çalışmalar yapıyorlar ancak bunun nasıl çalıştığına dair henüz belirlenmiş bir model yok. Müzisyenler, Holly Herndon ve Actress sahne adıyla tanıdığımız Darren Cunningham kullandıkları yapay zekâ programlarını iş birliği yaptıkları sanatçılar olarak ifade ediyor. Herndon ona “Yavru yapay zekâ” Spawn demeyi tercih ederken; Cunningham ikinci kişiliği olarak gördüğü yapay zekâ programına Young Paint demeyi tercih ediyor. Bunun işe yaramasının birçok yolu var. Müzisyenler çıktılarını yapay zekâ programlarına aktarabilir, programın ürettiği sayısız varyasyon arasından seçim yapabilir ya da yeni fikirler bulmak için beyin fırtınası yapmak amacıyla kullanabilirler. Kimisinin oldukça sıkıcı bulduğu görevleri otomatikleştirebilirler. Örneğin, sanatçılar sürekli ön ayarlama yapmak ve ses seviyesini ayarlamakla uğraşmak yerine ses miksajında “makine dinlemesini” kullanabilirler.

Performansı artırmak için teknolojiyi kullanma fikri yeni ortaya çıkan bir fikir değil. Detone sesleri düzelten bir sistem olan AutoTune birçok müzisyenin kariyerine olumlu etkilerde bulundu.

Geri kalanımız için yapay zekâ müzik teknolojisinin getirisi anlamlı yaratıcı deneyimlerin keyfini çıkarma imkânı olacaktır. Performansı artırmak için teknolojiyi kullanma fikri ortaya yeni çıkan bir fikir değil. Detone sesleri düzelten bir sistem olan AutoTune birçok müzisyenin kariyerine olumlu etkilerde bulundu. Son olarak araştırmacılar aynı şeyi daha doğal bir şekilde yapması için karaoke uygulaması olan Smule’den gelen verileri kullanarak bir yapay zekâ sistemini eğitti. Ancak yapay zekâ herkesin kendi beste ve müziğini yapmasına olanak sağlama potansiyelini taşımaktadır. Vocalea adlı girişim bu süreci bir adım öteye taşıyor. Dubler sistemine şarkı söylendiğinde ya da beatbox yapıldığında ortaya enstrümanla çalınan bir müzik çıkıyor.

Platforms now feature millions of tracks by musicians, including Lil Wop, pictured performing for Soundcloud in 2017 (Credit: Getty Images)

Günümüzde aralarında Lil Wop’un da bulunduğu milyonlarca müzisyen müzik platformlarında yer alıyor. (Görsel: Getty Images)

Tecrübelerimize dayanarak yeni teknoloji biçimlerinin yanı sıra yeni müziksel ifade şekillerinin de ortaya çıkacağını söyleyebiliriz. Amplifikasyon, rock’n’ roll’u yarattı ve PlayStation grime türüne hayat verdi. Önümüzdeki yirmi yıl içinde hangi müzik türlerinin ortaya çıkacağını kimse kestiremez ancak şüphesiz birçok yeni müzik türü ortaya çıkacak ve Spotify, YouTube, SoundCloud gibi müzik platformlarında halihazırda yayında olan milyonlarca parçanın arasında yerini alacak. Bu durum yeni bir sorun ortaya çıkarmaktadır. Tüm bu şarkıları dinleyicilere nasıl ulaştıracağız?

Hayatınızın fon müziği

Müzik dijitalleştiğinde single ve albüm formatlarının kullanımda kalması için neredeyse hiçbir sebep kalmamıştı. Ancak milyarlarca MP3 ses dosyasını sıralamak, özellikle bu dosyalar Napster ve BitTorrent gibi eşler arası (P2P) paylaşım ağlarında yetersiz kategorizasyon ve çokça yanlış etiketleme hatalarıyla paylaşıldığı için yeni ve alışılmadık bir zorluk yarattı. Arama motorları, müzik web siteleri, bloglar ve topluluk forumları, insanların karanlıkta yollarını seçmelerine yardımcı oldu.

Birkaç yıl içerisinde çoğu müzik dinleyicisi için müziğin temel ögeleri sosyal medya paylaşımları, Youtube indirmeleri ve Spotify playlistleri haline geldi.

En azından algoritmalar baskın hale gelene kadar durum böyleydi. Birkaç yıl içerisinde çoğu müzik dinleyicisi için müziğin temel ögeleri sosyal medya paylaşımları, Youtube indirmeleri ve Spotify playlistleri haline geldi. Her şekilde ne dinleyeceğinize -daha da önemlisi- bir sonraki dinleyeceğiniz şarkıya karar verecek olan bir algoritmadır. Bir zamanlar hitleri belirleyip yıldız sanatçılar çıkarmak için birbirini eğleyen müzik şirketleri ve pazarlamacıları günümüzde sanatçılarının adını duyurmak için birbirleriyle kıran kırana bir yarış içerisindedir.

Holly Herndon has said of current AI technology: “It is still a baby. It is important to be cautious that we are not raising a monster” (Credit: Getty Images)

Holly Herndon günümüz yapay zekâ teknolojisi hakkında şunları söyledi: “Bu teknoloji henüz çok yeni bir teknoloji. Elimizle bir canavar yaratmamaya dikkat etmeliyiz.” (Görsel: Getty Images)

Medya endüstrisi danışmanlık şirketi olan Encyclomedia’nın kurucusu olan Richard O’Brien, “Müziğinizi diğer insanlara ulaştırmak hiç bu kadar kolay olmamıştı. Şu an herkes kendi müziğini diğer insanlara ulaştırabilir.” diyor. “Fakat öne çıkmak çok daha zor çünkü insanlar çok daha fazla sanatçı dinliyor. Tek bir parça yayınlayıp insanların o parçayı öylece tekrar tekrar dinlemesini sağlayamazsınız.”

Öne çıkabilmek için nispeten basit olan yöntemler bulunmaktadır. Yakın zamanda Universal Music’in CEO’su dinleyicilerin Alexa gibi akıllı hoparlörlerden istekte bulunmalarını kolaylaştırmak için müzisyenlere şarkılarının en akılda kalan bölümünün -genellikle nakaratının- şarkının ismini içerdiğinden emin olmalarını tavsiye etti. Daha karmaşık yöntemler de bulunmaktadır. O’Brien bugünlerde “bir gecede sansasyon” yaratmanın dinleyicilerin veya en azından öneri algoritmalarının dikkatini neyin çekeceğini görmek için genellikle iki yıl kadar ufak kapsamlı testler ve karmaşık veri analizi gerektirdiğini söylüyor.

Algoritmanın kölesi**

Bütün bu sorunlarla karşı karşıyayken neden insanlarla uğraşasınız ki? Sanatçıların müzik platformları dışında bir varlığı olmadığı hakkında tartışmalar sürüyor. Günümüzde bu sanatçıların algoritma akımına kapılan acemi müzisyenler olacağı düşünülmekte ancak önümüzdeki birkaç yıl içinde algoritmaların bu sanatçıların yerini alacağını söylemek mümkün. Pop hitlerinden ortam seslerine kadar her türlü sesi oluşturup satmayı hedefleyen girişim şirketleri bulunuyor. Hatta geçen ay Warner Brothers bir algoritma ile “20 albümlük bir anlaşma imzaladığı için” manşetlere çıkmıştı. Bu algoritma, dinleyicinin eylemlerine göre -çalışmak, işe gidiş-geliş, uyumak gibi- fon müziği oluşturan Alman uygulaması Endel.

Algorithms even extend to raves, in which DJs compose music algorithmically in real time – such as Moritz Simon Geist, pictured at the 2019 SXSW festival (Credit: Getty Images)

Algoritmalar, yukarıda 2019 SXSW festivalinde performans sergilerken çekilen fotoğrafı bulunan Moritz Simon Geist gibi DJ’lerin algoritmaların yardımıyla canlı olarak müzik bestelediği partilere kadar ulaşmış durumda. (Görsel: Getty Images)

Endel’in yayınladığı algoritma kayıtları hızlı bir başarı gösterecek gibi durmuyor. Endel’in Spotify’da bulunan uyku temalı beş albümünü geçen ay 2000’den az kişi dinledi ancak bu durum tanınmadığı için bir köşede unutulmayı bekleyen milyonlarca sanatçının durumundan daha kötü olamaz. O’Brien yine de algoritmik platformların daha gidecek çok yolu olduğunu söylüyor.

“Müziğe dair en değerli anılarımız unutamadığımız olaylar, güzel tesadüfler veya sadece şans eseri yaşadığımız şeylerin sonucudur.”

O’Brien şöyle diyor: “Müzik keşfi için kullanılan algoritma araçları, hakkınızda bildiklerine dayanarak öneride bulunmanın oldukça akıllıca bir yoludur ancak öneriler her zaman müzik keşfetme yollarından yalnızca birisi olmuştur. Göz atmak ise bir diğer yoludur. Taş plaklara dokunup göz atmanın hâlâ yeterli bir dijital eşdeğeri yok. Müziğin çekiciliğinin bir kısmı da kültürel ve sosyal yaşamlarımıza dokunma biçimidir. Müziğe dair en değerli anılarımız unutamadığımız olaylar, güzel tesadüfler veya sadece şans eseri yaşadığımız şeylerin sonucudur. Sizi yalnızca bir ekrandan tanıyan bir algoritmanın bu işlevi gerçekleştirmesi zor.

Ge Wang, co-founder of the software start-up Smule, turns an iPhone into an instrument called an ocarina and plays music on it (Credit: Getty Images)

Smule yazılım girişiminin kurucu ortağı olan Ge Wang elindeki iPhone’u okarin adlı bir enstrümana dönüştürüp onunla müzik çalıyor. (Görsel: Getty Images)

20 yıl içinde bu durum değişebilir. Endel, halihazırda konumunuzu, hareketlerinizi ve kalp atışınızı takip ediyor. Hayatınızı bilen akıllı asistanlar, belki de “zihin okuyan” kulaklıklar gibi yeni gelişen teknolojilerin desteğiyle, ne tür bir müzik dinleme havasında olduğunuzu tahmin etmede daha iyi olabilir. Bir yapay zekâ ise ister sıfırdan oluşturun ister anlık bir çalma listesi oluşturun, isterse mevcut favori şarkılarınızın ruh halini parametrik olarak ayarlayın. Gevşemek için kaydırarak tempoyu düşürebilir ya da günlük hayatın koşuşturmasına yetişmek için tempoyu yükseltebilirsiniz.

7/24 ruh halinize ve aktivitelerinize mükemmel şekilde uyumlu müzikler çalan bir DJ bazılarına mükemmel görünebilir. Bazılarına ise bu, boğucu, mahremiyeti ihlal eden ve insanlık dışı gelecektir çünkü bizi müzik keşfetme ve müzikten zevk alma ile ilgili kendi hikayelerimizi aktarma şansından mahrum bırakacaktır. O’Brien’ın müzik keşfinin son aşaması olarak belirlediği nokta burasıdır. Kendisi şöyle diyor: “Fiziksel format -ister canlı müzik olsun ister albüm paketi ya da ticari ürünler olsun- hayran kitleleri oluşturmanın bir yoludur çünkü hemen ulaşmak mümkün değildir.” Bu özellik tanımından da belli olduğu gibi çevrimiçi olarak çoğaltılamaz. Yoksa çoğaltılabilir mi?

Sanal turlar

Çevrimiçi dinlemelerden elde edilen kazançlar sanatçıların yalnızca en tepedeki birkaç yüzdesi için ortalama kazanç anlamına gelirken canlı müzik, mesleği müzisyenlik olan kişiler için çok önemli hale geldi ancak bu müzisyenlerin çoğu binlerce izleyiciyi yalnızca hayal edebiliyor. Çoğu kişi, son zamanlarda DJ Marshmello’nun bir konserine gelen insan sayısına hayranlıkla bakmış olmalı: Konserde bir an on milyondan fazla insan vardı. Kimliğini gizlemek için kafasına kova takan bir adam için -“konser”inin düzenlendiği olağanüstü popüler oyun Fortnite’ın sanal dünyası için bile- hiç de fena bir sayı değil.

US DJ Christopher Comstock, aka Marshmello, performs at the 2019 iHeartRadio FanFest Canada (Credit: Getty Images)

Marshmello sahne adıyla tanınan Amerikan DJ Christopher Comstock, 2019 Kanada iHeartRadio FanFest’te performans sergiliyor. (Görsel: Getty Images)

Endüstri uzmanları, o zamandan beri bunun pazarlama için bir zafer mi olduğu yoksa canlı performansların geleceğini mi temsil ettiği konusunda tartışıyorlar. Şüpheci yaklaşan kişiler asıl gösterilen şeyin Fortnite’ın tanıtım gücü olduğunu, Marshmello sanal ortamda konser vermeden önce sosyal medyada zaten yer alan meme (kültürel araçlar vasıtasıyla kolayca yayılan, özellikle çocukları ve kolay etkilenen insanları etkileyen yaygın bir düşünce ya da düşünce şekli) odaklı yutturmacanın bir uzantısı olduğunu söylüyor. Savunan kişiler ise bunun oldukça sürükleyici bir deneyime istekli katılım anlamına geldiğini ve seyircinin olduğu yere gitmenin mantıklı olduğunu söylüyor.

Başka bir olasılık da sanal yıldızlar yaratmaktır. Diğer iş türlerinin otomasyonunda olduğu gibi sanal pop yıldızlarının da avantajları vardır. Hem sürekli bir şekilde hem de aynı anda birden fazla yerde tur yapabilir ve performans sergileyebilirler. Hayranlarının çoğu için BTS ve One Direction üyelerinden daha ulaşılmaz olmayacaklardır.

Canlı performansı tercih edenleri gelecekte neler bekliyor? Günümüzün görsel-işitsel gösterileri, sanal unsurları kucaklayacak ve konser deneyimine farklı boyutlar katmak için artırılmış gerçekliği kullanacak. Rebecca Fiebrink’in çalışması müzik, hareket ve görselleri -bunlar ister abartılı olaylar isterse daha kişisel deneyimler olsun- daha yakından entegre eden performanslara doğru ilerleyişi işaret ediyor. Peki tüm bunlar canlı performansları makinelerin devraldığı anlamına mı geliyor?

Hayır. Bir yandan tamamen sentetik deneyimleri -dijital yıldızlar tarafından sanal gerçeklikte düzenlenen gösteriler, yapay zekâ bestecileri tarafından üretilen müzikleri- hayal etmek oldukça mümkün. Ama diğer yandan müzikal performansın kökenleri her teknolojik devrimden sağ çıktı. Örneğin, müziklerimizde hala davul çemberler var. Sonuç olarak insanlar ve algoritmalar orta noktada buluşup yeni ve heyecan verici performanslar üzerinde iş birliği yapma imkânı bulabilir.

At algoraves – such as this one at the 2019 SXSW festival – DJs hack code live onstage (Credit: Getty Images for SXSW)

Yukarıda resmi verilen 2019 SXSW festivali performansı gibi algorave performanslarında DJ’ler sahnede canlı olarak kod kırıyor. (Görsel: Getty Images for SXSW)

Coral Manton, kısa süre önce Londra’da bulunan British Library’de DJ’lerin gerçek zamanlı olarak müzik yapıp kod kırdığı parti olan bir algorave performansı organize etti. Sonuç olarak ortaya ham, kusurlu, bazen dinlenemez ve dans edilemez popüler müzik çıkmıştır. Manton, dünya çapında organize edilen algorave sayısının artış gösterdiği bir yılda bu konser için blok çevresinde kuyruklar oluştuğunu belirtiyor.

DJ’in kodunu çözme

Peki bu performansların çekici yanı nedir? Sektörün içinde olan birçok kişi gibi her şeyden önce bir müzisyen olmayan Manton bu performanslar için, “Elektronik müziğin punkı” diyor. Manton, Plymouth Üniversitesi’nde dijital sanatçı olarak çalışıyor. Şöyle diyor: “Bir insan neden eline gitar alıp çalar? Ben bir dizüstü bilgisayar aldım ve onu biraz karıştırdım. Her şeyde olduğu gibi başlaması kolay ama kendini geliştirmesi zor.”

Manton, elektronika sanatçılarının ve DJ’lerin her şeyin bir düğmeye basarak sorunsuz bir şekilde işlediği gösterişli performanslarıyla bir tezat oluşturuyor. Bir algograve performanslarında, elektronikanın aksine, yazılım ve ağlar çöker ve algoritmalar kontrolden çıkabilir. Manton şöyle diyor: “En iyi performanslar ne olacağını bilmediğiniz ve onu anlamaya başladığınız anlardır.” Kod genellikle görsellerle birlikte yansıtıldığından izleyiciler bunun gerçek zamanlı olarak gerçekleştiğini görebilir.

Punk’ın 1970’lerin kurallarına isyan etmesi gibi algoraveler de dijital yaşam tarzından hoşnutsuzluk duyuyor. Açık kaynak ahlakı baskın durumda. Sosyal medyanın mükemmeliyetçilik baskılarına ve çevrimiçi platformların amansız bir şekilde ticarileşmesine karşı bir protesto da denebilir. Algorave de kuşkusuz genç protesto müziğinde her zaman olduğu gibi zamanı gelince ticarileşecek ve metalaştırılacaktır. Ancak şu an için dinleyiciler insan olduğu sürece teknolojinin müziğe hükmetmeye değil müziği demokratikleştirmeye, tıpkı antik çağlardan beri olduğu gibi duyguları ve duyumları kışkırtmak için, aracı olmaya devam edeceğini hatırlatıyor.

*Dadabots: CJ Carr ve Zack Zukowski adlı iki müzisyenin oluşturduğu nöral ağ sistemi. Algoritmaları kullanarak 7/24 teknik death metal türünde müzik yapıyor. Sisteme birkaç yıl boyunca farklı müzik türleri öğretildiyse de ikili, algoritmanın yapısına en uygun müzik türlerinin metal ve punk olduğunda karar kıldı.

**Orijinali: Slave to the rhythm (Michael Jackson’ın 2014’te yayınlanmış şarkısının adı)

Yazan: Sumit Paul-Choudhury

Çeviren: Buse Köse

Düzenleyen: Hasan Can Durmaz

Kaynak: BBC

Leave a comment