1912’de yürütülen resmi Titanik soruşturmaları yeterince başarılı mıydı?

1912’de yürütülen resmi Titanik soruşturmaları yeterince başarılı mıydı?

Dünya şaşkına dönmüştü ve cevaplar arıyordu. ABD ve İngiltere’deki iki acımasız avukat da aynı şeyin peşindeydi: Senatör William Alden Smith ve Lord Mersey.

RMS Titanik gemisi 14-15 Nisan 1912 gecesi denize gömüldüğünde, Atlantik’in her iki yakasındaki insanlar çılgına dönmüş bir biçimde yeni haberleri gözlüyorlardı. Gazeteler, Titanik ve denizdeki diğer gemiler tarafından gönderilen kablosuz telgraf mesajlarından elde edebildikleri küçük bilgileri bir araya getirdiler; boşlukları doldurmak için genellikle spekülasyonlara güveniyorlardı. Birden fazla büyük gazete, okuyucularına tüm yolcuların kurtarıldığına ve yaralı geminin yavaşça Nova Scotia’ya doğru ilerlediğine dair güvence vermişti. Ancak kurtarma gemisi Carpathia 18 Nisan’da New York’a vardığında, daha ayrıntılı detaylar ortaya çıkmaya başladı. O zamanda dahi, söylentiler oldukça yayılmıştı.

Neyse ki, tarihe yol göstermek adına hem Birleşik Devletler‘deki hem de İngiltere’deki hükümet yetkilileri, ne olduğunu ve nasıl olduğunu öğrenmek için agresif bir şekilde hareket ettiler. Sırasıyla 19 Nisan ve 2 Mayıs’ta başlatılan soruşturmalar, dünyanın şu anda felaketle ilgili bildiklerinin çoğunu kayda geçirdi: gemi buzlu koşullar için çok hızlı hareket ediyordu, tasarımı; onu, kimsenin fark etmediği kadar batmaya karşı savunmasız hale getirmişti, gemideki insanlar için çok az cankurtaran botu mevcuttu vb.

Amerikalı bir senatör soruşturmaya başlıyor

Eğitimli bir avukat olan Senatör William Alden Smith (R-Mich.), ABD Senato soruşturmalarını yönetmişti. Kısmen, ABD’yi terk edip sorguya çekilmeden İngiltere’ye dönecekleri endişesi nedeniyle, kilit tanıkları toplamakta hiç zaman kaybetmedi. Smith ve ekibi; Titanik mürettebatının hayatta kalan üyeleri, Carpathia’nın kaptanı, White Star Line başkanı J. Bruce Ismay ve enkazdan kurtulan bir yolcuya çağrı emrini iletmek üzere New York iskelesinde Carpathia ile buluştu.

Soruşturma, ertesi sabah New York’taki bir otelde başladı. Birkaç gün sonra ise Washington’a taşındı.

Smith; dört Titanik yetkilisi, 34 mürettebat üyesi ve 21 yolcu da dahil olmak üzere toplam 82 tanıkla görüştü. Görgü tanıkları; geminin pervasız bir şekilde hızlı olduğuna, kaptanın diğer gemiler tarafından gönderilen buzdağı uyarılarına kayıtsız kaldığına, mürettebatın cankurtaran botlarını kullanmada hazırlıksız olduğuna ve en kötüsü, yakınlarda Titanik’in işaret fişeğini görmesine rağmen yardımına gelmeyi reddeden gizemli bir geminin bulunduğuna dair ifadeler verdiler. Smith, suçu SS Californian gemisine ve kaptanı Stanley Lord’a attı, kendisine de mahkeme çağrısı yaptı ve faal bir sorguya maruz bıraktı.

28 Mayıs’ta Smith’in alt komitesinin yayınladığı rapor, ayrıntılarından ötürü övgüyle karşılandı ve Titanik tarihçileri için bugün bile önemli bir belge olmaya devam etmektedir. Ancak, Smith’in takındığı tavır başka bir konuydu. Bir Londra gazetesi onu, tanıkların “gözünü korkutmak, zorbalık yapmak ve tuzağa düşürmek” ile suçladı; özellikle de kendisini kurtarırken Amerikan basınında kötü adam haline gelen Ismay’i örnek göstererek. Dünyanın dört bir yanındaki gazeteler, Smith’in denizcilik bilgisinin eksikliğini dile getirdi ve Titanik’in mürettebatına yönelttiği çoğu soruyla alay etti. En ünlüsü şu sorudur: “Bir buzdağının neyden oluştuğunu biliyor musunuz?” (Titanik Beşinci Subayı Harold G. Lowe, “Buzdan galiba, efendim” diye cevapladı.)

Ancak Smith’le alay etmekten payına düşeni alan New York Times, yaptığı tüm hatalara rağmen Smith’in “hepimizin bilmek istediklerini ortaya çıkardığını ve büyük geminin nasıl kaybedildiğini bilme hakkına sahip olduğunu” ve “bu kaybın doğrudan ve dolaylı sorumluluğunun nerede olduğuna dair net bir fikir oluşturmamızı sağladığını” belirtti.

Smith’in raporu başka bir amaca daha hizmet etmiş olabilir. Bir Amerikan dergisinin gözlemlediği gibi, Smith’in kayda geçirdiği ifade, birçok kişinin korktuğu gibi, İngiliz soruşturmasının felaketi basitçe aklamasını neredeyse imkânsız kılıyordu.

Bir İngiliz avukat görevi devralıyor

Batıştan yaklaşık iki hafta sonra başlayan ikinci büyük soruşturma, Smith’in sert bir şekilde eleştirip “düzenleme gevşekliği ve aceleci teftişin” felaketin başlıca nedeni olduğunu söylediği İngiliz Ticaret Kurulu adına yürütüldü.

Soruşturma mahkemesine başkanlık etmek için, nakliye davalarında tecrübeli bir avukat olan, John Charles Bigham olarak da bilinen Lord Mersey seçildi.

Titanik tarihçisi Daniel Allen Butler 2009’da felaketle ilgili yazdığı ‘’The Other Side of the Night’’ kitabında “Lord Mersey’i iyi tanıyanlar hariç, birçok gözlemciyi şaşırtacak olan şey, mahkemenin beş hafta boyunca sergilediği tarafsızlıktı” diye belirtmiştir. Ticaret Kurulu bile, diye ekliyor Butler, “Mersey’in keskin gözünden veya sivri dilinden kaçamadı.”

Mersey, William Alden Smith’in alt komitesi tarafından toplanan kanıtlardan da yararlandı. Titanik ile ilgili kişisel belgeleri-“History’s Greatest Mysteries” isimli tarih programında araştırılacak olan soruşturma hakkındaki özel notları da dahil olmak üzere- Amerikan raporunun iki kopyasını da içermekteydi.

Mersey’nin soruşturma mahkemesi 97 tanıkla görüştü ve raporunu Temmuz ayı sonunda yayımladı. Wyn Craig Wade, 2012 yılında yazdığı “The Titanic: Disaster of the Century” adlı kitapta Amerikan raporu ile hemen hemen aynı zemini kapsasa da “İngiliz araştırmacılar felaketin insani yönlerine çok daha az ilgi gösterdiler; daha özel olarak denizcilik ve navigasyonel konulara odaklandılar” diye belirtmiştir.  “Titanik’in nasıl hasar gördüğü ve battığı önemli ayrıntılarla anlatıldı.” 

İngiliz raporu, gemiyi yavaşlatmayı başaramadığı için Titanik’in kaptanı E.J. Smith’in daha sert bir şekilde eleştirilmesini uman gözlemcileri hayal kırıklığına uğrattı.  İhmalden aklandı ancak, “çok ölümcül bir hata” yaptığını kabul etti. J. Bruce Ismay da paçayı kurtardı, rapor şu sonuca varıyordu: “Eğer cankurtaran botuna atlamamış olsaydı, kaybedilenlerin sayısına sadece bir can, yani kendi canını da eklerdi.”

Kaptan Stanley Lord o kadar da şanslı değildi. Mersey, onu Smith’ten daha kapsamlı bir soruşturmaya aldı. Nihai raporda, “Californian gemisi fişeği ilk gördüğünde, ciddi bir risk olmadan buzun içinden açık suya itilebilir ve böylece, Titanik’in yardımına gelebilirdi. Böyle yapmış olsaydı, kaybedilen hayatların tümü olmasa da çoğunu kurtarabilirdi. “

(1985’te keşfedilen Titanik’in enkazının bulunduğu yere dayanan daha yakın tarihli araştırmalar, Californian’ın çok sayıda can kurtaramayacak kadar uzakta olduğu sonucuna varmıştır. Bazı tarihçiler hala Lord’u tehlikedeki bir gemiye yardım edecek hiçbir şey yapmadığı için suçlarken, savunucuları onun suçsuz olduğunu iddia etmeye devam ediyor.)

İngiliz soruşturmasının en büyük katkısı, deniz yolculuğunu daha güvenli hale getirmeye yönelik 24 tavsiyeden oluşan listesi olabilir. Amerikan raporu da benzer tavsiyelerde bulunurken, güçlü İngiliz denizcilik şirketlerinin kendi hükümetlerinden gelen bu istekleri ciddiye alma olasılıkları daha yüksek görünüyordu.

Öneriler arasında, yeterli sayıda cankurtaran botunun sağlanması; mürettebat üyelerine bunlarla nasıl başa çıkılacağı konusunda yeterli eğitim verilmesi; gemilerin ve su geçirmez bölmelerinin tasarımı üzerinde daha fazla hükümet yetkisi; tüm gemilerde kablosuz telgrafların kurulması, ve onlara günün her saati rapor verecek yeterli operatörün işe alınması bulunmaktadır. Bu tavsiyelerin çoğu 1914’te uluslararası deniz hukukunun bir parçası haline gelmiştir.

Ülkelerindeki soruşturmaları yöneten çok farklı iki adama gelince hem Smith hem de Mersey başka işlere yöneldiler. Ancak Mersey için, Titanik soruşturması değerli bir ön hazırlık oldu. 1915’te, dünyayı kenetleyen başka bir deniz felaketinin soruşturmasını yönetecekti: RMS Lusitania’nın batışı.

Yazar: Greg Daugherty

Kaynak: History

Çeviren: İrem Güneş

Düzenleyen: Begüm Deniz Saltık

Leave a comment