Şark – günümüzdeki Türkiye, Yunanistan ve Orta Doğu dâhil- 19. yüzyılın başlangıcından önce albenisini Batılı sanatçıların hayal gücünde ortaya koydu. Orta Doğu giysili figürler Bellini, Veronese ve Rembrandt gibi sanatçılar tarafından yapılan Rönesans ve Barok eserlerde belirdi ve harem sahnelerinin gösterişli erotizmi Fransız Rokoko estetiğini cezbetti. Fakat bu noktaya kadar Avrupalılar Doğu’yla asgari düzeyde ilişki kurmuştu, genellikle ticaret ve aralıklı askeri eylemler. 1798’de Komutan Napolyon Bonapart tarafından yönlendirilen bir Fransız ordusu Mısır’ı istila etti ve ülkeyi 1801’e kadar işgal etti. Mısırdaki Avrupalı varlığı, çoğu kendi izlenimlerini baskı veya resimde yansıttığı Batılı gezginleri Yakın ve Orta Doğu’ya cezbetti. 1809’da Fransız hükümeti Mısır’ın topoğrafyasını, mimarisini, eserlerini, doğal yaşamını ve nüfusunu sergileten yirmi dört ciltlik Description de l’Egypte (1809-22) serisinin ilk cildini çıkardı. Description de l’Egypte bu bölgenin kültürünü belgelendirmeyi hedefleyen çalışmalar arasında en etkilisiydi ve mısır motiflerinin imparatorluk tarzındaki hâkimiyetinin gösterdiği gibi dönemin Fransız mimari ve dekoratif sanatlarında derin bir etki bıraktı.

  1. yüzyıldaki ilk oryantalist tablolarının bazıları, Doğu’yu Fransız yönetimiyle aydınlatılmış ve evcilleştirilmiş; geri kalmış, kanunsuz veya barbar bir yer olarak göstererek Fransız emperyalizmine destek olacak şekilde propaganda olarak amaçlanmıştı. Antoine Jean Gross (1771-1835) –Jacques Louis David’in öğrencisi ve Yakın Doğu’ya seyahat etmemiş Napolyon’un istihdamında bir tarih ressamı – bu fikri Doğu’ya ait bir mimari ortam ve egzotik giysili figürleri ön plana çıkararak Napoleon in the Plague House at Jaffa (1804; Louvre Müzesi, Paris) eserinde aktarıyor. Propaganda yapan eser, o zamanın komutanının Yafa kuşatması sırasında vebaya yakalanmış tutsaklara ziyaretini betimliyor. Hem Hristiyan imgeleri, hem de kralların ilahi dokunuşunu anımsatarak, Gros Napolyon’u kuşku işaret eden bir mahkuma dokunurken çiziyor. Romantik akımın savunucuları, Eugène Delacroix (1798-1863) gibi, oryantal öznelerde şiddet ve zulüm gibi temalar üstüne hırsla çalışmaya başladı. Delacroix’in Massacre at Chios (1824; Louvre) ve Death of Sardanapalus (1827–28; Louvre) eserleri savaş ve romantik duygulandırma temalarının yıkımını, dizginlenmez kuvvet ve duygusal aşırılıkları somutlaştırıyor. Batılı ressamlar tarafından yapılan oryantal eserlerin çoğundaki askeri gaddarlık vurgusu bölgedeki süregelen çatışmaları yansıtıyor: Yunan isyanı (1821-30), 1930’larda Cezayir’in Fransızlar tarafından fethi, Kırım Savaşı (1953-56).

Avrupalıların çoğu Yakın Doğu izlenimleri için gezi günlüklerine ve Description de l’Égypte gibi resmi onaylı kaynaklara güvense de, Delacroix, Jean-Léon Gérôme (1824–1904), Théodore Chassériau (1819–1856), Alexandre-Gabriel Decamps (1803–1860) ve William Holman Hunt (1827–1910) dahil birçok sanatçı bölgeye bir ya da daha fazla defa seyahat etti. 19. yüzyılda oryantalist sanatın geçerli hali olan tür ressamlığı sanatçıların Yakın Doğu’daki şehir ve yerleşkelerdeki direkt deneyimlerinden ve günlük hayatlarından geniş ölçüde etkilenmişti.  Gérôme, Charles Bargue’ın tuvalinde olduğu gibi “başıbozuk” ya da Türk paralı asker kavramını sıklıkla rutin aktivitelerde veya aylaklıkta tasvir ederek popüler hale getirdi. Anadolu’da geçirdiği yıl kariyerinin son evresini şekillendiren Decamps için askeri hayatın tasviri bu türü tarihi ressamlığın ihtişamına çıkardı. Bu sanatçılar ve çağdaşları, aynı zamanda Chassériau’nun Scene in the Jewish Quarter of Constantine’inde olduğu (1996.285) sakin ev hayatının, anneliğin ve Gérôme’un Prayer in the Mosque’ında (87.15.130) görüldüğü gibi dini hürmetin tablolarını üretmişlerdir.

Arada sırada, Yakın Doğu ortamı Hristiyan temaları ile dini eserler için bir zemin sağlardı. Bu yaklaşım Oryantalist tarzda teşvik edilen detayların açıklığı, ikonografik berraklık için Protestan gerekliliğini ve dini sanatın doğaya sadakatini uygun gördüğünden özellikle Britanyalı sanatçılara cazip geldi. William Holman, 1850’lerdeki Filistin seyahatinden itibaren oryantalist bir mekan kullanan ‘’ The Finding of Christ in the Temple’’ (1860; Birmingham Müze ve Sanat Galerisi) ve Filistin’e özgü bir manzarada geçen Hristiyan alegorisi ‘’The Scapegoat’’ (1854-55; Lady Lever Sanat Galerisi; Port Sunlight) gibi tablolar üretmiştir.

En popüler oryantalist tablolardan bazıları ve Batı estetiğini şekillendirmede en etkili olanlar haremleri tasvir ediyor. Otantik saraylara girişi reddedilen erkek sanatçılar muhtemelen, bolca dekore edilmiş iç mekanları çıplak ya da elbiseler içinde uzanmış cariyeler ve kadın kölelerle (çoğu Batılı özelliklere sahip) doldurarak söylentilere ve hayal gücüne bel bağladılar. Jean Auguste Dominique Ingres (1780-1867) Doğu’ya hiç gitmedi fakat şehvetli cariyelerinde erotik bir ideali ortaya çıkarmak için harem ortamını kullandı. İma edilen erotizmin ötesinde harem sahneleri bir çok Batılının peşinde olduğu seviyeli güzelliği ve üzerine çok düşülen yalnızlığı uyandırdı. Oryantalizme olan arzu ayrıca, Avrupa seçkinleri tarafından rağbet gören Doğu mimari motiflerinde, mobilyada, dekoratif sanatlarda ve tekstilde de kendini gösterdi. Kitlesel olarak güzelliğin sanat için var olduğunu savunan ve sanatta içerikten çok forma değer veren Büyük Britanya’daki estetik hareketin savunucuları (1860’lar-80’ler) oryantal iç mekanlardan özellikle ilham aldılar. Bu üslup sanatçı Frederic Leighton’ın (1830-1896) Londra’daki evinde ‘’Arap Salonu’nda’’ (1877-79) örneklendirilmiştir: Leighton’ın Doğu’ya gezintilerinden toplanılmış mozaik taşlarıyla parlardı ve aynı şekilde düşünen, sanata değer veren kişiler için buluşma yeri olarak hizmet ediyordu.

Oryantalist tabloların gücü, çoğu oryantalist temaları ele alan Auguste Renoir, Henri Matisse, Paul Klee, Vasily Kandinsky, August Macke ve Oskar Kokoschka gibi ressamlar da dahil yirminci yüzyıla doğru pek çok sanatçı için azaltılmamış kaldı.

 

Yazar: Jennifer Meagher

Çevirmen: Aysu Sultan Yankaş

Kaynak: http://www.metmuseum.org/toah/hd/euor/hd_euor.htm