18’inci ve 19’uncu yüzyıl Alman Tiyatrosu

18’inci ve 19’uncu yüzyıl Alman Tiyatrosu

18’inci yüzyıl, Alman tiyatrosuna önemli bir ivme kazandırdı. Aydınlanma dönemi, tiyatro sahnesi için bir dönüm noktası oldu. Mutlakiyetçi krallık ve prensliklerin iktidarı sallantıya düşerken, halk daha fazla özgürlük elde etmek için baskı yapmaya başladı. Böylece sosyo-eleştirel oyunlar, izleyiciyi kendine çekti. 19’uncu yüzyılın başlarında ise yerini Romantik döneme bırakan yeni ruh[1], tekrar güçlendi ve tiyatroya yeni formlar kazandırdı.

Barok dönemde ekmek ve oyunlar

Halka ekmek ve oyun yani yeterince yiyecek ve eğlence verilerek, toplum çok daha iyi yönetilebilir, Barok dönemin kilise ve devlet yöneticileri de Roma imparatorlarının benimsediği bu “panem et circenses”[2] ilkesine göre hareket etti. İşte bu çağda 17’nci yüzyılın ortalarından itibaren Almanca yazılan tiyatrolar hiç beklenmedik bir şekilde altın çağını yaşadı. Toplumun alt sınıfları gezgin tiyatrocuların argo ve kaba oyunlarını izleyip eğlenirken, üst sınıfta yer alanlar sarayda çok sevilen yazarların şatafat içinde sergilenen eserlerini izlemekten keyif aldılar.

Katolik kilisesi yeni dini düşüncelere karşı koymak, Protestan kilisesi ise bu reformların rağbet görmesini sağlamak ve prensler de iktidar güçlerini kültürel sahnede göstermek için her iki taraf da tiyatro oyunlarının popülaritesini siyasi nüfuz elde etmek için kendi usullerince kullandı.

Sahne donanımına ve teknolojisine sürekli yenilikler getirildi. Örneğin, özellikle olumlu bir üne sahip olmayan gezgin tiyatrocular, artık görkemli sarayların tiyatro sahnelerinde düzenli bir işte ve gruplarda çalışan itibarlı bir sınıf haline geldi.

Schwarz-weiß-Bild: Glatzköpfiger Mann isst Wurst

“Kırılan Testi” oyununda Emil Jannings

Yeni tiyatro ruhu uyanıyor

Barok dönemin mutlakıyetçi tiyatrosuna karşı zamanla daha fazla direniş ortaya çıkarken, entelektüel çevrelerde memnuniyetsizlik giderek arttı. Aydınlanmanın özgür ruhu giderek daha fazla destekçi topladı. Her şeye hükmeden hükümdarların iktidar sistemi çöküşe geçti. Bu yeni ruh, şairlerin tiyatro eserlerinde ve tiyatrocuların sahne performanslarında kendisini gösterdi.

Yenilikçilerden biri Christoph Gottsched’di (1700-1766). Temel konsepti ile yeni Alman tiyatrosunun ortak kurucularından oldu. Kurallarından biri zaman, mekân ve olay örgüsünün birlik içinde olmasıydı. Gottsched’e göre oyunlar, sahne değişimi olmaksızın tek bir mekânda ve tek bir gün içinde geçmeliydi ancak bu konsept, çok hareketsiz olduğunu ve yeni özgür sahne sanat anlayışına uygun olmadığını kendi kendine gösterdi. Oysa Gottsched’in tüm yan olay örgülerinin ana olay örgüsü üzerine ayarlanmasını gerektiren isteği kendini kabul ettirmeyi başarmıştı ve bu konuda bir öncü oldu. Gottsched, yüksek seviyeli tiyatroyu savunduğu için kaba ve düşük seviyeli maskaralıklar tiyatronun bir parçası olmamalıydı.

En büyük desteği, dönemin popüler kadın tiyatro reformcularından biri olan Karoline Neuber’den aldı. Neuber, Gottsched’in en önemli ilkelerine kendisinin popüler oyunculuk topluluğu ile bağlı kaldı ve onun fikirlerini hayata geçirdi.

Porträt des Theater- und Literaturtheoretikers Johann Christoph Gottsched

Johann Christoph Gottsched

Lessing, Goethe, Schiller & Co

Şair Gotthold Ephraim Lessing (1729-1781), Gottsched’in katı kurallarını sert bir şekilde eleştirse de olay örgüsü birliği tezini inançla ve başarıyla destekledi. Kendi oyunlarından olan “Bilge Nathan ve “Minna von Barnhelm” o zamanlar gişe rekorları kırıyordu ki bugün hala en önemli tiyatro repertuvarları arasında yer almaya devam ediyor. Lessing, Aydınlama’nın çocuğuydu ve oyunlarında sosyo-eleştirel mesajlara yer vermekten çekinmezdi.

Bu açıklık kimi zaman mahkemede hoş karşılanmadı, Prusya kralı II. Friedrich “Minna von Barnhelm” oyununa sıcak bakmıyordu. Oyun, Prusya’nın Avustuya’ya karşı savaştığı ve ağır kayıplar vererek kazandığı yedi yıl savaşlarının bitiminden 4 yıl sonra, yani 1767’de sahnelendi. Lessing komediyi mutlu bir sonla bitirse de savaş yüzünden fakirleşen ve sakatlanan Prusyalı Binbaşı Tellheim’ın gerçekçi rolü Alten Fritz’in zevkine uymuyordu.

Genç Alman şair ve düşünürler bu hoşnutsuzluktan çok da etkilenmediler. Goethe ve Schiller gibi yazarlar tiyatronun bu hararetli Fırtına ve Coşku[3] dönemindeki en önemli temsilcilerinden biri oldular. “Götz von Berlichingen” veya daha sonra “Hermann ve Dorothea” (Goethe) ve “Kabale und Liebe”, “Wallenstein” veya “Haydutlar” (Schiller) gibi erken dönem eserleriyle, iki yakın arkadaş Klasik dönemin kurucuları oldu. Onların tiyatro eserleri o dönemde ve günümüzde hâlâ birer başyapıt olarak görülüyor.

Porträt Friedrich von Schiller

Gerhard von Kügelgen tarafından yapılan 1808 tarihli Schiller’in portresi

Beidermeier’de romantik dalga

Goethe ve Schiller’in çağdaşı ve zamanının öne çıkan oyun yazarlarından August Wilhelm Iffland’ın (1759-1814) ifade gücü ve realist rol canlandırmaları, 19’uncu yüzyılın başlarında zirveye ulaşan Alman tiyatro hareketi için bir örnek oluşturuyordu. Napolyon savaşları ve ardından Biedermeier döneminin getirdiği siyasi hararet, yeni Alman tiyatrosunun kritik ilerlemesini birkaç yıllığına tökezletti. Yeni bir akım, yani Romantik dönem ortaya çıktı.

Artık sahnelenen fantastik hayali dünyalardaki gerçeğe en yakın oyunlar için bir zıt kutup aranıyordu. İdealize edilmiş dünyadaki insan ve doğa arasındaki kutsal bağlantı Novalis, Gebrüder Schlegel, Ludwig Tiecks, Eichendorffs ya da Kleist’in oyunlarında yansımasını buldu. Bu yazarlar 1830’lu yıllara kadar süren Romantik dönemin en önemli temsilcileriydi.

“Çizmeli Kedi” veya “Freier” gibi komedyalar; “Küçük Katherine” veya “Homburg Prensi” gibi dramlar, o zamanlarda seyirci kitlelerini tiyatro salonlarına çekti. Eleştirel olmayan bu tiyatrolar prensliklerde pek çok dost ve destekçi kazandı. Viyana kongresi ile yeni düzenine kavuşan Avrupa’da çoğu hükümdar, mutlakıyetçi dönemlerdeki iktidarlarının tekrar güçlenmesine özlem duyuyordu. Vatandaşların tepkisi çok uzun sürmemeliydi. 1832’de Hambacher sarayına yapılan büyük isyan, krallığın kaldırılıp yerine cumhuriyetin getirilmesini istiyordu. 1848’de ise, sonunda Almanya’nın çoğu bölgesinde kanlı bir şekilde bastırılan silahlı isyan baş gösterdi.

Eine zeitgenössische kolorierte Zeichnung zeigt eine große Menschenmenge, zum Teil mit schwarz-rot-goldenen Fahnen. Die Menge zieht auf einen Hügel, auf dem man das Hambacher Schloss erkennt.

1832’de Hambach Kalesi’ne giden alay, kortej

Devrim ve sanayileşme arasındaki reform

Devrimden sonraki yıllarda gerçek anlamda bir tiyatro furyası yaşandı. Daha sonraları Berlin ve Münih gibi Alman metropollerindeki tiyatroların haricinde, özellikle Thüringen Meiningen’deki tiyatro bölgesinde olağanüstü bir popülarite elde eden 150’den fazla mahkeme ve şehir tiyatroları kuruldu. Bu tiyatroların takviminde özellikle Goethe, Kleist, Schiller ve Shakespeare’in oyunları oynanıyordu. Bavyera kralı II. Ludwig’in destek verdiği Kainz ve Stury gibi oyuncular sahnelerin yıldızları oldu.

Ancak yeni toplumsal akımların daha fazla göz ardı edilmemesi gerekiyordu; çünkü bu, yavaş yavaş ortaya çıkan yeni arayışlara ve sosoyo-eleştirel sahne konularına zemin hazırladı. Ayrıca oyunlar sansür yetkililerince katı denetimlere tabi tutulsa da yeni bir devrim endişesinden dolayı sahnelerde kontrollü demokratikleşmeye müsaade edildi.

Yavaşlayan siyasi değişimin yerini hızla artan sanayileşme aldı. Şairler, kapitalist hayattaki ve dünya görüşündeki değişime tepki gösterdi. Romantik dönem Realizm’den ayrıldı. En etkili sosyo-eleştirel oyunlardan biri Gerhart Haupmann’ın “Dokumacılar” adlı oyunuydu. Prömiyeri 1894’te sahnelenen eserinde Hauptmann, Silezyalı dokumacıların 1844’teki baş kaldırışını tasvir ederken sömürüyü ve zulmü de kınıyordu. Tiyatro artık modern çağa giden bir yoldaydı.

Ein kämpferisch anmutendes Schwarzweiß-Plakat wirbt für die Theateraufführung von Gerhart Hauptmanns 'Die Weber'. Man sieht darauf sechs Männer und Frauen, die eine Fahne mit der Aufschrift des Werkes tragen.

Hauptmann’ın “Dokumacılar’ı” için açılan pankart

Yazar: Alfried Schmitz

Çeviren: İsmail Çiçek

Düzenleyen: Seda Nur Çifçi

Kaynak: Planetwissen

  1. Kaynak metinde “Geist” olarak geçen ve felsefi metinlerde “tin” olarak çevrilen bir kelime. Özellikle Hegel felsefesini içeren çeviri metinlerinde kullanılıyor.
  2. lat. ekmek ve sirk oyunları. Roma İmparatorlarının yönetim anlayışını özetleyen bu deyiş, “halkın karnını doyur, oyala ve böylece kolayca yönetmeye devam et” anlamını taşıyor.
  3. Alman edebiyat tarihinin Aydınlanma (1720-1780) ve Klasik (1772-1805) dönemleri arasında yer alan ve yaklaşık 1767 yılından 1785’e kadar süren edebiyat tarihi dönemi. Adını, Alman şair Friedrich Maximilian Klinger’in Fırtına ve Coşku (Sturm und Drang) isimli dramasından almıştır. Bu akım, “insan ve sanat ideali olarak, ‘orijinal dâhi’yi tanrılaştırdığından dolayı” (Gero von Gilpert), “Deha Çağı” olarak da adlandırılır.

Leave a comment