1866 İnsan Hakları Kanunu: Tarihi ve etkisi

1866 İnsan Hakları Kanunu: Tarihi ve etkisi

Irk eşitliğine giden uzun yolda kanun önünde bir adım

Amerika Birleşik Devletleri Kongresi tarafından çıkarılan 1886 İnsan Hakları Kanunu, ABD vatandaşlığını açıkça tanımlayan ve tüm vatandaşların kanunen eşit bir şekilde korunduğunu onaylayan ilk yasadır. Yasa, ardından İç Savaşı getiren Yeniden Yapılanma dönemindeki Siyahi Amerikalılar için sivil ve sosyal eşitliğe yönelik, sonu gelmemiş olsa da ilk adımı ifade ediyordu.

1866 İnsan Hakları Kanunu

  • 1866 İnsan Hakları Kanunu, tüm ABD vatandaşlarının kanun önünde eşit şekilde korunduğunu onaylayan ilk federal yasaydı.
  • Kanun ayrıca vatandaşlığı tanımladı ve herhangi bir kişinin ırk veya renklerinden dolayı vatandaşlık haklarından mahrum bırakılmasını da yasa dışı hale getirdi.
  • Kanun, oy verme ve eşit şartlarda konaklama gibi siyasi veya sosyal hakları korumada başarısız oldu.
  • Bugün, 1866 tarihli İnsan Hakları Kanunu, ayrımcılıkla ilgili Yüksek Mahkeme davalarında halen adından söz ettirmektedir.

1866 İnsan Hakları Kanunu’nun başarılı olduğu noktalar

1866 tarihli İnsan Hakları Kanunu, Siyahi Amerikalıların ana Amerikan toplumuyla bütünleşmesine şöyle katkılarda bulunmuştur:

  1. “Birleşik Devletlerde doğan tüm insanların” Amerika Birleşik Devletleri vatandaşı olduğu tayin edilmiştir;
  2. Özellikle Amerikan vatandaşlığının hakları tanımlanmıştır;
  3. Herhangi bir kişinin ırkına veya rengine göre vatandaşlık haklarından mahrum bırakılması yasa dışı hale getirilmiştir.

Özel olarak 1866 Kanunu, “Birleşik Devletleri’nde doğan tüm insanların” (Amerikan Yerli grupları haricinde) “işbu belgeyle Birleşik Devletler vatandaşları olarak ilan edildiğini”, “her ırktan ve renkten olan tüm vatandaşların haklarının… beyaz vatandaşların sahip olduğu haklarla aynı olduğunu” bildirir. Yalnızca iki yıl sonra 1868’de, bu haklar, vatandaşlıktan bahseden ve tüm vatandaşlara kanun önünde eşit korumayı garanti eden On Dördüncü Anayasa Değişikliği ile daha da korunmuştur.

1866 Kanunu, 1857 Yüksek Mahkemesinin Dred Scott v. Sanford davasında yabancı kökeni nedeniyle verdiği kararı ve yerli, özgür Afrikalı Amerikalıların ABD vatandaşı olmadığına ve bu yüzden Amerikan mahkemelerinde dava açma haklarına sahip olmadıklarına hükmeden kararları aksi yönde çevirdi. Kanun ayrıca, Güney eyaletlerinde çıkarılan ve Afrikalı Amerikalıların özgürlüğünü kısıtlayan hükümlü kiralama gibi ırksal ayrımcılık uygulamalarına izin veren kötü şöhretli “Kara Kanunları” geçersiz kılmaya çalıştı.

İlk olarak 1865’te Kongre tarafından kabul edilirken Başkan Andrew Johnson tarafından veto edildikten sonra, Kongre yasa tasarısını tekrar kabul etti. Bu sefer, Amerika Birleşik Devletleri’nde köleliği yasaklayan On Üçüncü Anayasa Değişikliğini desteklemek için tedbir niteliğinde farklı şekilde yeniden ifade etti. Johnson yeniden veto etse de Meclis’te ve Senato’da gerekli üçte iki çoğunluk sağlanarak vetoyu geçersiz kılmak için oy verildi ve 1866 Sivil Haklar Yasası 9 Nisan 1866’da yürürlüğe girdi.

Johnson, Kongre’ye ilettiği veto mesajında federal hükümetin, yasamanın işaret ettiği uygulama kapsamına itiraz ettiğini belirtti. Devlet haklarının daima güçlü bir savunucusu olan Johnson, yasayı “merkezileşmeye ve tüm yasama gücünün ulusal hükümette toplanmasına yönelik bir başka adım, daha doğrusu bir basamak” olarak adlandırdı.

1866 İnsan Hakları Kanunu’nun yetersiz kaldığı noktalar

Kölelikten tam eşitliğe giden uzun yolda kesinlikle ileriye doğru atılmış bir adım olsa da 1866 İnsan Hakları Kanununda istenilen çok şey eksik kalmıştı.

Kanun, ırk veya renkten bağımsız olarak tüm vatandaşlara dava açma, sözleşme düzenleme ve sözleşme uygulama, gerçek ve kişisel mülkleri satın alma, satma ve miras alma hakkı gibi medeni haklarının korunmasını garanti etmiştir. Ancak, oy kullanma ve kamu görevi yapma gibi siyasi hakları ya da kamu konutlarına eşit erişimi sağlayacak sosyal hakları korumamıştır.

Kongre’nin bu göze çarpan ihmali aslında o zaman kasıtlıydı. Tasarıyı Temsilciler Meclisi’ne getirdiğinde, Iowa Temsilcisi James F. Wilson amacını şöyle özetledi:

“Amerika Birleşik Devletleri, vatandaşlarının ‘insan hakları ve dokunulmazlıklardan’ yararlanma konusunda eşitliğini sağlar.” Bu terimler ne anlama geliyor? Medeni, sosyal, politik her alanda ırk ve renk ayrımı olmadan bütün yurttaşların eşit olacağı anlamına mı gelir? Katiyen böyle açıklanamaz. Bütün vatandaşların çeşitli eyaletlerde oy kullanacağı anlamına mı geliyor? Hayır; seçme hakkı, sadece cumhuriyetçi bir hükümet biçiminin garantisi olarak uygulanması gerekli olduğundan Kongre’nin eylemine tabi olan birkaç eyaletin kontrolü altında olan siyasi bir haktı. Tüm yurttaşların jüride bulunması ya da tüm çocukların aynı okullarda okuyacağı anlamına da gelmez. ‘İnsan hakları’ olarak tanımlanan terim… çok özlüdür ve en iyi otorite tarafından desteklenmektedir. Bu şu anlama gelir: ‘İnsan hakları’, hükümetin kurulması, desteklenmesi veya idaresi ile hiçbir ilgisi bulunmayan haklardır.”

Başkan Johnson’un vetosundan kaçınmayı uman Kongre, aşağıdaki önemli hükmü kanundan silmiştir: “Birleşik Devletleri’nin herhangi bir eyaletinde ya da bölgesinde yaşayanlar için ırk, renk ya da önceki kölelik durumlarına göre insan haklarında ya da dokunulmazlıklarında bir ayrımcılık olmayacaktır.”

1875: Bir adım ileri iki adım geri

Kongre daha sonrasında 1866 Kanununun eksikliklerini 1875 İnsan Hakları Kanunu ile düzeltmeye yeltenecekti. Ara sıra “İcra Yasası” olarak da adlandırılan 1875 Yasası, siyahi insanlar da dahil olmak üzere tüm vatandaşların, jüri hizmetinden dışlanmalarını yasaklamış olmanın yanında toplu konutlara ve toplu taşıma araçlarına eşit erişimi garanti etti.

Ancak sekiz yıl sonra Yüksek Mahkeme, 1883 tarihli İnsan Hakları davalarında, 1875 tarihli İnsan Hakları Kanunun kamu konutlarıyla ilgili bölümlerinin anayasaya aykırı olduğuna karar vererek, On Üçüncü ve On Dördüncü Anayasa Değişikliklerinde Kongre’nin özel kişilere ve işletmelere işlerini düzenleme yetkisi vermediğini beyan etti.

Sonuç olarak siyahi insanlar, yasal olarak özgür birer ABD vatandaşı olmalarına rağmen politikanın, ekonominin ve toplumun hemen hemen bütün alanlarında kontrolsüz ayrımcılıkla karşı karşıya kalmaya devam ettiler. 1896’da Yüksek Mahkeme, ırksal olarak ayrı konutların, kalite bakımından eşit oldukları sürece yasal olduğunu ve eyaletlerin bu konutlarda ihtiyaç duyulduğunda ırk ayrımcılığı yasaları çıkarma yetkisine sahip olduğunu beyan eden Plessy-Ferguson kararını kabul etti.

Plessy yasalarının kapsamı nedeniyle yasama ve yürütme organları, neredeyse bir yüzyıl boyunca insan hakları sorunundan kaçındı ve siyahi insanları, Jim Crow yasalarındaki adaletsizliklere, “ayrı ama aynı seviyede” olan devlet okullarının eşitsizliklerine katlanmak zorunda bıraktı.

1866 İnsan Hakları Kanunu’nun mirası: Sonunda eşit

Ayrıca 1866’da Klu Klux Klan (KKK) gibi terörist örgütler kuruldu ve sonrasında neredeyse tüm güney eyaletlerine yayıldı. Bu, siyahi insanların insan haklarını koruma altına alınması için olan 1866 İnsan Hakları Kanunun hızlı bir şekilde uygulanmasını engelledi. Kanun, istihdam ve barınmada ırk temelinde ayrımcılığı yasa dışı kılsa da yasanın ihlali durumunda federal cezalar sağlamadı ve yasal yardım aramayı bireysel mağdurlara bıraktı.

Irk ayrımcılığı mağdurlarının çoğu yasal yardıma erişebilecek durumda olmadıklarından müracaatetmeden bıraktılar. Bununla birlikte yasama organı, 1950’lerden bu yana, daha kapsamlı insan hakları mevzuatının yürürlüğe girmesi, Jones v. Mayer Co.’daki ve Sullivan v. Little Hunting Park, Inc. davalarındaki (Irk ayrımcılığını önlemek için özel mülk satışını düzenleyebileceğine dair önemli Yüksek Mahkeme davaları) dönüm noktası niteliğindeki kararları da dahil olmak üzere, 1866 tarihli orijinal İnsan Hakları Kanunu’na dayanan Yüksek Mahkeme kararlarından kaynaklanan artan sayıda yasal çözümlere izinvermiştir.

1950’ler ve 1960’larda ulusal çapta yayılan insan hakları hareketi, 1866 ve 1875 yılı İnsan Hakları Kanunun ruhunu yeniden canlandırdı. Başkan Lyndon Johnson’ın Büyük Topluluk programının temel unsurlarından sayılan 1964 İnsan Hakları Kanunu, Adil Konut Kanunu, 1965 Seçme Hakkı ile 1866 ve 1875 İnsan Hakları Kanununun tüm hükümleri birleştirildi.

Bugün bile pozitif ayrımcılık, seçme hakkı, üreme hakları ve aynı cinsiyette evlilik gibi konularda ayrımcılık davaları ortaya çıktıkça sıklıkla Yüksek Mahkeme için 1866 İnsan Hakları Kanunu bir emsal çizmektedir.

Kaynaklar

  • Congressional Globe, Debates and Proceedings, 1833-1873 Library of Congress. Online
  • Du Bois, W. E. B. “Black Reconstruction in America: 1860–1880.” New York: Harcourt, Brace and Company, 1935.
  • Foner, Eric. “Reconstruction: America’s Unfinished Revolution 1863–1877.” New York: Harper & Row, 1988.
  • Supreme Court of the United States. Supreme Court Reporter,Jones v. Mayer Co.vol. 392, U.S. Reports, 1967. Library of Congress.
  • Supreme Court of the United States. Sullivan v. Little Hunting Park. Supreme Court Reporter, vol. 396, U.S. Reports, 1969. Library of Congress.
  • Wilson, Theodore Brantner. “The Black Codes of the South.” University: University of Alabama Press, 1965.
  • Woodward, C. Vann. “The Strange Career of Jim Crow.” 3d rev. ed. New York: Oxford University Press, 1974.

Yazar: Robert Longley

Çeviren: Rana Ecevit

Düzenleyen: Zeynep Gökçe

Kaynak: The Civil Rights Act of 1866

Leave a comment